Reklam
Reklam
İmam Hüseyin bize ne anlatıyor?


Ali Rıza Özdemir
aliriza@orhuntv.com
 
 

 

GİRİŞ

İlk İslam toplumunda Hz. Ali’ye (as) karşı büyük sevgi besleyen bir topluluğun (Şiat’u Ali) karşısında, büyük düşmanlık besleyen bir kesim vardı. Hz. Ali’nin Peygamber nezdindeki ayrıcalıklı konumu kıskançlığa neden oluyordu. Geçmişten kaynaklanan birtakım kavmi davalar da ön plana çıkan bir özne olarak Hz. Ali’yi hedef haline getiriyordu. Hz. Ali’ye düşmanlık besleyen başka bir kesim daha vardı. Bu kesim, İslam’a karşı savaşırken öldürülenlerin akrabalarından oluşuyordu. Çünkü İslam’a karşı savaşanların önemli kısmı Hz. Ali’nin kılıcı ile can vermişti. Mesela Bedir’de 70 müşrikin 37’sini Hz. Ali tek başına öldürmüştü.

Müslümanlar karşısında yenilen müşrikler, yenildikçe yavaş yavaş Müslüman oldular. Aslında bu bir mecburiyetten kaynaklanmaktaydı. Bu nedenle bir kısmı gizli din tuttu. Kur’an’da münafıklara yapılan vurgular ve Münafıkun Suresi işte bu karakterleri anlatır. Çok sayıda sahabenin şahitlik ettiği gibi o dönemde müminler ve münafıklar Hz. Ali’ye beslediği duyguya göre tanınıyordu; sevenler mümin, nefret edenler münafıktı. Aziz İslam Peygamberinin buyruğu açıktı çünkü: “Ey Ali, seni ancak mümin sever ve ancak veledi zina ile münafık sana düşmanlık besler.”

Hz. Muhammed’e ve onun Ehlibeyt’ine (kızı Hz. Fatıma, amcaoğlu ve damadı Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve İmam Hüseyin) düşmanlık besleyenler, Peygamber’in vefatı ile güç kazandı. Düşünün ki, Hz. Muhammed’in cenaze namazına sadece on yedi kişi katıldı. Hz. Muhammed tarafından, Müslümanların maddi ve manevi liderliği defalarca ilan edilen Hz. Ali, devlet yönetiminin dışına atılınca, Kerbela Katliamına giden süreç başlamış oldu. Esasen bugün konuştuğumuz konu, işte bu sürecin bir sonucudur.

***

Muaviye’nin halifeliği ele alması tam bir dönüm noktası oldu. Hz. Ali özelinde Ehlibeyt düşmanlığı tavan yaptı. Muaviye’nin kötü siyaseti birkaç alanda yoğunluk kazandı.

Bu kötü siyasetin yoğunlaştığı alanlardan birincisi, bilgiyi kirletmekti. Muaviye Kur’an ayetlerine dokunmadı, çünkü Ehlibeyt’in isimleri tek tek Kur’an’da geçmiyordu. Belki isimler anılsaydı ona da el uzatacaktı. Bu nedenle hadislerden işe başladı. Çünkü Hz. Ali ve çocukları hakkında sayısız hadis, İslam toplumunun belleğinde halen yaşıyordu. Dönemin şahitleri de halen hayattaydı.

Muaviye öncelikle Hz. Ali ve Ehlibeyt’in faziletlerini anlatan hadislerin aktarılmasını yasakladı. Bunu Hz. Ali ve Ehlibeyt’e lanet okunması, iftira atılması ve hakaret edilmesi izledi.

Hz. Ali ve Ehlibeyt’i gözden düşürmenin bir yolu, onların faziletlerini başkalarına pay etmekti. Halife Osman hakkında fazilet ve menkıbe nakleden kimselere itibar verildi; mal bağışlandı. Yetmedi, Halife Ebu Bekir ve Halife Ömer’in faziletleri hakkında menkıbeler yaygınlaştırıldı. Hz. Ali hakkında nakledilen her hadis ve faziletin bir benzeri, diğer sahabelere de mal edildi.

İkincisi, Hz. Ali dostlarını baskı altına almaktı.

Öncelikle, Hz. Ali dostlarının ismi hukuk ve meziyetler divanından silindi. Beyt-ul Mal’dan payları kesildi. Şahitlikleri kabul edilmedi. Ehlibeyt’e muhabbetle suçlanan herkesin baskı altına alınması, bu kadarla da kalmadı. İbret olması için de “evleri başlarına yıkıldı.” Ve nihayet Hz. Ali taraftarları öldürülmeye başlandı.

 

KERBELAYA GİDEN SÜREÇ

İmam Hüseyin, babası Hz. Ali ve ağabeyi Hz. Hasan dönemlerinde, onların işlerine uydu, onlara itaat etti, kararlarına saygı duydu. Hz. Hasan’ın anlaşmasına Muaviye ölünceye kadar sadakat gösterdi. Ancak Muaviye ölüp yerine oğlu Yezid geçirilince başka bir dönem açılmış oldu.

Esasen İmam Hüseyin, birdenbire harekete geçmiş değildir. Onun başlattığı hareket, bir sebep değil yukarıda saydığımız olayların bir sonucudur.

***

Hazret-i İmam, Kûfe yolu üzerinde bulunan Rüheyme adlı konakta Kûfeli Ebu Hirem’in bir sorusuna verdiği cevapta başından geçen süreci şöyle özetliyordu:

* Ümeyye oğullârı, çirkin sözlerle benim şahsiyetime dokundular, buna karşı sabrettim.

* Malımı, servetimi yağmaladılar, yine sabrettim.

* Fakat kanımı dökmek istediklerinde kendi şehrimi terk etmek zorunda kaldım.

Yani İmam Hüseyin, Muaviye zamanında Ehlibeyt’e yapılan bütün saldırılardan en üst düzeyde nasibini almıştı. Esasen bunda tuhaf bir şey yoktur. Hz. Ali’nin oğlu ve Hz. Muhammed’in torunu olarak zaten ön plandaydı ve kendisi Ehlibeyt’tendi. Muaviye ölmeden önce de oğlu Yezid’i ve kurmay heyetini İmam Hüseyin konusunda özellikle uyarmış, hemen biat almaları gerektiğini söylemişti.

***

Bundan sonrasını İmam Hüseyin’in sözleriyle takip edelim. Medine’den Mekke’ye, Mekke’den Kerbela’ya varan ve orada şehadetle sonuçlanan yolculuğun sebepleri nelerdi? İmam Hüseyin, neden iktidarla anlaşmadı da ret yolunu tuttu? Neden Yezid’e biat etmedi? Hareketi ile insanlığa ne mesaj verdi? Ne anlatmak istedi? İşte bütün bu sorulara İmam Hüseyin’in dilinden cevap verelim.

 

YEZİD’İN VE AİLESİNİN KÖTÜ ÖZELLİKLERİ

İmam Hüseyin, hareketinin başından sonuna kadar Yezid’in, Ümeyyeoğullarının ve ona uyanların kötü sıfatlarını halka anlatmıştır.

Daha en başta Medine valisi Velid, Muaviye’nin ölümünü kendisine bildirerek Yezid’e biat istediğinde İmam Hüseyin, Yezid’i şöyle tarif etmişti:

  • Elini suçsuz insanların kanına bulayan biridir.
  • İlahi ilkeleri ayaklar altına alan biridir.
  • Alenen ve halkın göz önünde Allah'a isyan içinde olan ve günah işleyen biridir.

***

Ertesi gün, evinin dışında kendisini Yezid’e biate davet eden Mervan bin Hakem’e verdiği cevapta şöyle demişti: “Müslümanlar Yezid gibi bir hükümdara duçar olduğunda artık İslam’la vedalaşmak gerekir.”

Belki de, İmam Hüseyin’in hareketinin ana hedefini özetlediği en kapsamlı cümle budur. Yezid’in İslam toplumunun başına geçmesi, İslam’ın sonunun gelmesi demektir. İşte bu hareket, Emevi İslam’ına karşı Hz. Muhammed’in İslam’ını sonsuza dek yaşatmak için yapılmıştır.

***

İmam Hüseyin, Medine’den ayrılmadan önce Benî Ümeyye hanedanının düzensizlik yarattığını söylemiştir.  Aynı konuşmada Yezid ve ailesinin İslam toplumunda yarattığı bozulmayı şöyle ifade etmişti:

  • Zulüm ve fesadın yayılmasına sebep oldular.
  • İslam ahkâmının değişmesine sebep oldular.

***

Kerbela yoluna düşen İmam Hüseyin, yolunu kesen ve Yezid’e biat isteyen askerlere buyurduğu söylevinde Ümeyye hanedanının kötü sıfatlarını şöyle anlatıyordu:

  • Hakları olmadığı halde velayet ve halka önderlik makamını işgal ediyorlar.
  • Zulüm yapıyorlar.
  • Fesat çıkarıyorlar.
  • Tecavüz yoluna koyuldular.

***

Beyza konağında yaptığı bir konuşmada İmam Hüseyin, Yezid ve ona uyan ailesinin durumunu şöyle anlatmıştı:

  • Allah’a ibadet edecekleri yerde şeytana ibadet ettiler.
  • Fesadı yaydılar.
  • İlahî sınırları aştılar.
  • Fey’î (Peygamber ailesine mahsus olan ganimeti) kendilerine ayırdılar.
  • Allah’ın haramını helal, helalını da haram ettiler.
  • Hz. Muhammed’in dinini değiştirdiler.

Yine aynı günkü konuşmasında Ümeyyeoğullarının özelliklerinden bir kısmını şöyle sıralamıştı:

  • Kitabı tahrif ettiler (yani onun manasından uzak yorumladılar.)
  • Peygamber’in sünneti söndürdüler.
  • Peygamber’in evlatlarını öldürdüler.
  • Vasilerin neslini kestiler.
  • Zinazadeleri neseplerine ilhak ettiler.
  • Müminleri incittiler.
  • Kur’an’ı parçalayan alaycı (yani dinle alay eden) önderlerdir.
  • Kendi hain hedefleri doğrultusunda her aracı mubah bilirler.

 

ZİLLETE BOYUN EĞMEMEK

İmam Hüseyin, başından beri Yezid gibi birine biat etmeyi zillet yani alçaklık olarak görmüştür. Çünkü Yezid’in ve çevresindekilerin kötülükleri saymakla bitecek gibi değildir. Hareketinin farklı aşamalarında Yezid’e biatin zillet olduğunu ve zillete boyun eğmeyeceğini ifade etmiştir.

“Vallahi ben hiçbir zaman zillete boyun eğmeyeceğim.”

“Zillet bizden uzaktır (biz ona boyun eğmeyiz).

“Ne onlara zillet elini verir ve ne de köleler gibi onların önünden kaçarım.”

“Ben, böyle bir ortamda ölümü saadet biliyorum, zalimlerle yaşamayı ise alçaklık. “

***

İmam Hüseyin, başından beri davasında sebat etmiş ve istikrarlı bir şekilde hareketinin amaçlarını anlatmıştır. Sağlam bir irade ile şöyle buyurmuştur:

“Biz, bu az gücümüzle, bu güçlü düşmanın karşısında savaşacağız, galip olursak zaten bu yeni bir şey değildir; eskiden de onlara galiptik. Ama öldürülürsek bizim (gerçekte) mağlup olmadığımızı herkes biliyor. Sadece bedenlerimiz atların ayakları altında parçalanır ama irademizde hiçbir sarsıntı ve değişme olmaz.”

 

HAREKETİN ANA HEDEFİ: HAKK MUHAMMED ALİ YOLUNU İHYA ETMEK

Esasen Ümeyyeoğullarının kötülüklerini anlattığı metinlere bakarak onun harekete geçiş nedenlerini anlarız. Onun ana hedefi Hakk Muhammed yolunu ihya etmektir. Bütün kötülükler, zülüm, adaletsizler, düzensizlikler, fasıklıklar vb hep bu yoldan sapıldığı için olmuştur.  O hazret, birçok konuşmasında bu mesajı açık şekilde vermiştir. Esasen Yezid için kendine biat istendiği günün ertesinde Mervan bin Hakem’e cevabında bunu açıkça ifade etmişti: “Müslümanlar Yezid gibi bir hükümdara duçar olduğunda artık İslam’la vedalaşmak gerekir.”

***

İmam Hüseyin Medine’den Mekke’ye hareket etmeye karar verdiğinde bir vasiyetname yazdı ve kardeşi Muhammed-i Hanefiye’ye verdi. Bu mektupta; “Ben (…) ceddim Resulullah ve babam Ali bin Ebî Talib’in yolunu ihya etmek için kıyam ettim” demiştir. Yine aynı vasiyetnamede şöyle yazmıştır: “Benim kıyam ve mücadelemin sebebi (…) İslam kanunlarının değiştirilmesidir. (…) unutulmuş ve değiştirilmiş İslam ahkâmını uygulamaktan başka bir şey değildir.””

***

Yine Medine’den ayrılmadan kısa bir süre önce hareketinin ana görevini şöyle açıkladı: Bana düşen vazife, (…) ceddim Resulullah (s.a.a)’ın yolunu ihya etmek, babam Ali’nin sünnetini diriltmek.”

***

İmam Hüseyin, Mekke’deyken Basra şehrindeki bulunan bazı kabile reislerine mektup yazdı. Bu mektupta, söz konusu kabile reislerini; “Allah’ın kitabına ve Peygamber’in sünnetine davet” etmiştir. Çünkü ona göre; “Peygamber’in sünneti ortadan kaldırılmış yerine bidat koyulmuştur.” Allah’ın kitabı ve Peygamber’in sünneti, hidayet yoludur.

 

İYİLİĞİ EMRETMEK KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK

İmam Hüseyin, yaptığı birçok konuşmada iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ilkesine sıklıkla vurgu yapmıştır. Esasen bu ilkenin temeli, Kur’an-ı Kerim’e dayanır. Al-i İmran suresinin 104. ayetinde şöyle demektedir: “İçinizde öyle kişiler bulunmalı ki onlar, sizi hayra çağırsın, size iyiliği emretsin, sizi kötülükten vazgeçirmeye çalışsın ve onlardır kurtulanlar, muratlarına erenler.”

***

İmam Hüseyin Medine’de iken Hz. Peygamber’in kabrini ziyaret etti ve orada ettiği duada “Allah’ım! Ben iyiliği severim, kötülükten hoşlanmam” dedi. Yani eyleminin daha ilk adımında, tıpkı İslam dinini korumak düsturunda olduğu gibi, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ilkesini vurguladı.

***

Medine’den ayrılmadan önce Muhammed-i Hanefiye’ye verdiği vasiyetnamede; “Ben ceddimin  ümmetini ıslah etmek, iyiliği emir, kötülüğü sakındırmak (…) için kıyam ettim.” “Bu inkılabî hareketten hedef, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, bozgunlukları ortadan kaldırmaktan (…) başka bir şey değildir.” dedi. Yine aynı ilkeye vurgu yaptı.

***

Yine Medine’den ayrılmadan hemen önce İmam Hüseyin görevini iyiliği emretmek, kötülüğü sakındırmak olarak açıkladı: “Bana düşen görev, bu (yani Emevi hanedanının yarattığı) bozuklukları düzeltmek, iyiliği emir, kötülüğü sakındırma vazifesini yapmak.”

***

İmam Hüseyin, yazdığı bazı mektuplarda da iyi işlere ve iyiliğe davete vurgu yaptı: “Allah’a ve Resulüne doğru davet eden, iyi işlerde bulunan ve ilahi emirlere teslim oldum diyen bir kimse, Allah’a ve Resulüne muhalefet etmiş sayılmaz. Ben de imana, iyiliğe, sıla-î rahme davet ettim.”

 

ZULME VE FESADA KARŞI DURMAK

İmam Hüseyin’in hareketinin bir diğer nedeni zulme ve fesada karşı durmaktır. Medine’den çıktığı vakit kardeşi Muhammed-i Hanifiye’ye yazdığı vasiyetnamesinde de bu nedeni açıklamıştır: “Benim kıyam ve mücadelemin sebebi, zulüm ve fesadın yaygınlaşmasıdır.”

 

ADALETİ YAYMAK VE HALKIN İŞİNİ DÜZENE KOYMAK

Zulmün karşıtı adalettir. Zulüm varsa adalet ihya edilmeli, ayağa kaldırılmalıdır. İmam Hüseyin, Medine’den ayrılmadan önce şöyle buyurdu: “Bana düşen görev, bu bozuklukları düzeltmek, (…)  adaleti yaymak, Benî Ümeyye hanedanının düzensizliklerini kökünden temizlemek için kıyam etmektir. “

 

NE İÇİN KIYAM ETMEDİ?

İmam Hüseyin’in hareketinin dünya malı ve dünyevi nedenlerle ilgili yoktu. Zaten onun ve atalarının hayatı dünyaya itibar etmediklerinin destansı bir tarihidir. Medine’den ayrılmadan önce İmam Hüseyin şöyle buyurdu: “Böylece, bütün dünya bilmelidir ki, Hüseyin, makam ve servet peşinde olmadığı gibi fesat ve bozgunculuk çıkaran bir şahıs da değildir.”

***

İmam Hüseyin, Medine’den Mekke’ye hareket ettiğinde yazdığı ve kardeşi Muhammed-i Hanefiye’ye verdiği vasiyetnamede de kendisi hakkında yapılan karalamaların önüne geçmek istercesine şöyle diyordu: “Ben azgınlık, makam, fesat ve zulüm yapmak için Medine’den ayrılmadım.”

Neden İmam Hüseyin, böyle bir açıklama yapmak zorunda kalmıştır?

Çünkü Emeviler, iftira ve yalan üzerine bir hükümet kurmuşlardı. Rüşvetle, makamla elde edemediklerini iftira ve yalan ile yıldırmaya çalışıyorlardı. Nitekim Hz. Ali’ye ve Ehlibeyt’e on yıllarca iftira atmaktan, hakaret etmekten, kara çalmaktan geri durmadılar. Onun hakkında zaten bir sürü şey uydurmuşlar, iftira atmışlar, kara propagandaya başlamışlardı.

 

SONSÖZ

İmam Hüseyin’in “: “Böylece, bütün dünya bilmelidir ki” deyişine dikkat etmek gerekir. Bu bütün zamanlara ve bütün mekanlara yapılan bir duyurudur. İmam Hüseyin’in harekât tarzını takip ettiğimizde eyleminin gelişigüzel olmadığını ve şartlara göre değişmediğini anlarız. Onun bir hedefi vardı ve o hedefe ulaşmak için adım adım ilermiştir. Onun eylemi, Yezid ve ailesinin yok etmeye azmettiği İslam’ın Ehlibeyt ve kendi şahsında yaşadığının ilanıdır. Yani İslam orada değil, burada demektir.

İmam Hüseyin’in Kerbela çölünde yükselttiği kızıl bayrak, dünyanın her yerinden ve tarihin bütün zamanlarında İslam’ın bayrağı olarak görülmüştür, bugün de görülmektedir, hiç şüphesiz bundan sonra da görülecektir.

Esasen İmam Hüseyin’in yüksek sesle yardım gelmeyeceğini bile bile düşman ordusuna haykırdığı sözleri, bütün zamanlara ve bütün mekânlara söylenmiştir: ”Acaba feryadımıza yetişip bize yardımda bulunacak bir kimse yok mudur? Acaba Resulullah (s.a.a)’in haremini (Ehl-i Beyt’ini) savunacak bir kişi yok mudur?”

Ehlibeyt bağlıları arasında yaygın olan bir sloganı burada tekrar edelim: “Her gün Aşura, her yer Kerbela!” Yani zulmün olduğu her gün Aşura, zulmün olduğu her yer de Kerbela’dır.

İmam Hüseyin ve yarenlerinin Kerbela’dan bütün zamanlara ve bütün mekânlara ulaştırdığı nihai mesaj budur.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI