Zaman, ahlakı ve gelenekleri zorluyor!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Sosyoloji biliminden oldukça uzak olan bir budunun üyesi olarak, bunun etkilerini, itiraf edeyim ki çok uzak olmayan bir geçmiş çağında fark etmeye ve konuşmaya başlayan, zorunlu olarak sosyolojiye ilgi duyan bir sıradan kişi olarak, bugüne dek içimizden etkin ve acunca kabul edilir bir sosyolog çıkmamasının nedenlerini anladığımı söylersem, sakın ukalalık yaptığımı düşünmeyin. Çünkü sosyolojiyi azıcık bilenlerin, bilim kişileri içinden iyi bir sosyolog çıkmasının ana gerekçelerini de bilirler. Özgür düşünce ve alabildiğine özgür yazabilme yetkinliği bu işin ana damarıdır. sosyolojinin doğduğu ve geliştiği ülkelerin, aynı zamanda acuna egemen emperyalist güçler olduğu gerçeği, sosyolojinin önemini anlatır aslında. Ama buna rağmen, sosyoloji, bugün edebiyat fakültelerimizin yalnızca önemsenmeyen bir bölümü olarak görülmekte, küçümsenmekte, bir Sosyoloji Fakültesi kurulması bile düşünülmemekte, yakından takip ettiğim, eserlerini soluksuz okuduğum, değerli sosyologlar, ya geri çekilip mesleklerini kendi kendilerine gölgelemekte ya başka mesleklere yönelmekte ya da illa da sosyoloji yapmak umuduyla, ülkeyi terk edip Batı'ya göçmektedirler. 

Yazık ki!
Oysa, toplumsal yıkımın son virajında, öylesine muhtacız ki sosyolojiye!
 
Hani, bizim çağımızda çok seslendirilen, Kuşak Çatışmaları, konusu vardı ya, artık o konuda bitti biliyor musunuz? Kuşaklar artık çatışmıyor Türkiye'de. Tartışmıyorlar. Birbirleriyle konuşmuyorlar ve birbirlerini dinlemiyorlar. Her kuşak kendi derdine düşmüş. Her yaş dilimi kendince bir bunalım işelemesinde debelenip duruyor. 
Budun değerlerini, yalnızca din ve inançla tanımlama modası, bir başka yıkımı getiriyor beraberinde. Bu yıkım topyekün bir ahlak yıkımı olarak Türk toplumunu sarsıyor. Oğuşlar büyük sıkıntı içindeler. Çocuklarımız tamamen korumasız. Umutsuz ve ülküsüz. Hayır, Batı ya da ABD değil bunun nedeni. Biziz. Toplum olarak hepimiziz. Biz bizi yıktık, yıkıyoruz. 
Ne zaman mı başladı yıkım?
Tarihi bilen biri olarak, gerçekten bir tarih veremiyorum, ama bir süreklilik halinde durmadan ilerlediğini, durmadan artığını ve bugün, neredeyse çözümsüzlüğe yaklaştığını biliyorum. Bugünün çocukları, ergenleri, gençleri ve hatta orta yaşlıları bu yıkımın elemanları olarak farkında olmadan çalışıyorlar ve yıkıma yardım ediyorlar. 
Küçük yerleşim birimleri yok olup, önüne geçilemez göç, plansız ve inanılmaz bir hızla gelişince, ipin ucu iyice kaçtı. Kasabalarda, mahalelerde, köylerde etkin otokontrol düzeni bozulunca, oğuşlar küçülüp, oğuşun koruyucu kalkanı olan ulu ata ve ulu ana uzaklaşınca, yeni kurulan daha doğrusu kurulabilen oğuşlarda, kızın, oğulun, gelinin, damadın, torunun üzerindeki asıl önemli göz, asıl önemli kol-kanat, ortadan kalkınca, küçülen oğuşlar, yeterli eğitim almadan çocuk sahibi olan, bir de geçim sıkıntısı ile bunalan ana-atanın ellerinde kalınca... Yıkımın hızı arttı.
Bir ülkede eğitimin milliliği ortadan kalınca, kreşten, ana okulundan, ilkokuldan itibaren, dengesiz, sistemsiz, gözetsiz bir eğitim, üstelik değişik siyasi ve dini görüşlere bağlı olarak, asıl amacını bir kıyıya bırakan bir eğitim söz konusu olduğunda, bırakın çocuk yetiştirmeyi, tolumun, budunun birliğini sağlamak bile imkansızlaşır. Hele din-inanç bağlamında, baskın mezhepsel bir zorlama çıkarsa ortaya, hem kaçış başlar hem de dağılım yeknesaklaşır. Sürekli değişen kitaplar sürekli değişen sistem, usları allak bullak eder. Çocuklar da ne yapacaklarını şaşırır. Yönlendirme çeşitliliği içinde kendilerine yön bulamaz duruma gelirler. 
 
Son günlerde çok sözü edilen bir konu, evliliklerin azaldığı, boşanmaların çoğaldığı konusu, bunun ana nedenini ekonomiye yüklese de neden yalnızca ekonomik değildir. Toplumsal yıkımın ulaştığı noktadır buna neden olan. Gençlerin ana amacının evlenmek, mutlu bir yuva kurmak, çocuk sahibi olmak, olmadığı bir toplumda, evlenmeler azalacaktır. Çeşitli etkilerle sürekli olarak bağımsız, bireyci yaşamayı, Batı toplumu örneği çağrışımlarla, gerek tv dizleri gerek filmler ve gerekse basın yoluyla, baskın bir güç olarak, kutsal evililik ve kutlu oğuş yapısı önerisi yerine, bağımsız seks ve bağımsız yaşamak, güdüsünü sürekli önde tutarsanız, oğuş düzeniyle uğurlaşırsınız. Dolayısıyla da çocuk edinme doğal güdüsü de ortadan kalkar. Buna bir de ekonomik etkiler, işsizlik, pahalılık eklenirse, üzerine siyasi yapının gereksiz zorlamaları tuz biber olursa, kötü gidişi asla durduramazsınız.
 
Dünü kolayca unutan, unutmayanları dinlemeyen, okumayan, üstelik yakın tarihi bilmekten uzak duran bir budun, sosyal medya denen bilgi katili, iyilik katili, fitne yuvasıyla haşır neşirse, usu, yüreği yanlışlarla dolacaktır. Özellikle birilerinin "Karaman" yapmaya çabaladığı ölmüş gitmiş ya da çok kocamış kişileri, oldukları dışında gösterme sayrılığı, asıl suçluların örtülmesi sonucunu doğurmaktadır.
Yakın geçmişte, siyasetini Amerikan bağımlılığı üzerine kurmuş olan bir siyasiyi, bugün çok iyi biri, bir kahraman, eşsiz bir lider olarak tanıtmak kadar kötü sonuçlar doğuracak bir durum yoktur. Toplum doğruyu öğrenmediği, öğrenemediği için, önüne konulana saldırıp, ahlaksızlığın ve kültürel yıkımın ana merkezi ve başlangıç odunu odlayanı bilmezse, onun yaptıklarını öğrenmezse, yanlışı-doğruyu nasıl çözümleyecektir.
Şimdi soracağım, yalnızca birkaç on yıl öncesinde yaşananlarla ilgili olarak, yaşı otuz beş ve altına olan kaç kişinin bilgisi vardır?
24 Ocak kararları denilen dönemde neler kurgulandı?
12 Eylül 1981 Darbesi neden yapıldı?
Gençler neden asıldılar?
Yabancı sigara yasağı ne zaman kalktı?
Banker faciası nedir, nasıl doğmuştur?
İthalat, ne zaman tamamen serbest bırakılmıştır?
Hayali ihracat ne demektir? Nasıl yapılırdı? Ne zaman etkin olarak görüldü? Hayali ihracat yapanlara ne oldu?
Özelleştirme düşüncesini ortaya kim attı? Nasıl uyguladı?
KİT'ler ne zaman zarar ettirilmeye başlandı? Kamu fabrikaları ne zaman satışa çıkarıldı? İlk satılan fabrikalar hangileriydi? Neden?
İlk özel televizyon ne zaman kuruldu ve ilk sahipleri nelerdi?
Özel televizyonlarda, açık saçık filmler, sovlar, ne zaman başladı, neden serbestçe yapıldı?
 
Hadi, bu sorulara yanıt verin. Bilmiyorsanız, araştırın ve  sonuçları değerlendirin.
 
Büyük bir değer kaybı var Türk toplumunda. Sevgi, saygı azalması bir yana, sayrı bir toplum görüntüsü verilmekte. gençlik neredeyse yitirilmiş durumda. Çocuklarımızı da bu kötü son bekliyor. Sapıkça eğilimler, uyuşturucu, içki, sigara, fuhuş, zina alabildiğine yaygın. Üstelik veriler gizlense de cinsel sayrılıklar bakımından, kötü bir Afrika ülkesi gibiyiz. Belki daha farkında değiliz, ama  herkesin birbirine yürüdüğü, yasak ilişkilerin gittikçe gözetten çıktığı bir durum söz konusu.
Yalnızca yatak ahlakı değil, ticari ahlak da yerlerde. Kimse sözünü tutmuyor. Kimse kimseye borç vermek istemiyor, çünkü borç ödenmiyor. Senet ya da çek bile geçerli bir yaptırım değil. Çünkü onları da yasal olarak çökertti yönetenler. 
Yağcılık, yalakalık, fitne, dedikodu, sosyal medyanın da yüksek etkisi ile toplumu perişan ediyor. Kimse kimseye arkasını dönemiyor, çünkü mutlaka arkasından atılıyor. Ufacık koltuklar için kişiler en yakın arkadaşlarına numara çekip, onu satıyor. 
Bir kişiye başka bir kişiyi sorup, iyidir karşılığını almak neredeyse imkansız. Sanki herkes kötü, ahlaksız ve rezil.
Çocuklar konusunda inanılmaz bir korku var. Bizim çağımızda, büyüklerimiz bizi komşumuza emanet ederlerdi ki oğuştan gibi görülürdü komşu. Komşuluk tamamen bittiği gibi, güven denilen yüksek onur da kalmadı.
Magandalık, göçün de etkisi ile moda. On kişinin bir kişiyi linçe etmek üzere saldırması, hele eşinin, çocuklarının yanında unu yapması, adiliğin en son noktası.
Apartmanlarda yaşam çok zor. Kuralar geçmiyor. Bu nedenle oğuşlar, sitelere çekilip, çevrelerini duvarlarla, engellerle çevirerek rahat edeceklerini sanıyorlar, ama bunda da yanılıyorlar. 
Hırsızlık, dolandırıcılık, koyını olmayan meslekler oldu.
Rüşvet, arık işin cılkını çıkaracak kadar yaygın.
 
Sonuç:
Sosyoloji bilimi, bugün, Türkiye'nin en fazla gerek duyduğu bilimdir. Hatta ekonomiden de önemli... Çok sayıda, saygın, bilgili sosyologlar yetiştirilmeli, her kasabaya, mahalleye, köye, her bakanlığa, her kuruma, her şirkete mutlaka devlet destekli ve devlet görevlisi sosyologlar atanmalıdır. Hatta, bugün aile hekimliği olduğu gibi, aile sosyoloğu olmalı, sık sık düzenlenen geniş çaplı toplantılarla, sosyal sorunlar tartışılmalı, çözümler üretilmelidir.
 
Eğer, sosyoloji çağını yakalayamazsak, bunun ardından gelecek çağ, ülkemiz için, psikoloji çağıdır ve çok zorlu bir çağ olacaktır. 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI