YAFES, Türklerin Atası mı?


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

İlk Ata ve soycul bir geçmiş, bütün kişilerin, budunların ve ulusların en büyük derdidir. Soy ile övünmek, yaratılıştılışın ve genetik yazılımın etkisi ile kişileri bir arayışa zorlar. Bu konuda sıkıntıya girildiği anda işe "İNANÇ ve DİN" karışmış, buna bağlı olarak destenlar doğmuş, eski dinler ve din kitapları yol gösterici ve bilgilendirici olmuş, kişioğullarını mutlu etmiştir. (Bu konuda bir tarihe bakış kitabı olan "Hunların Çılgın Tarihi" adlı kitabımdaki yorumuma bakabilirsiniz)

Kutlu bir Atalar Zinciri bağlamı, bugün de kişileri arayışa sokan, illa da kendisine kutlu bir kök aratan, bunun için olmadık kavramlara tutunmaya neden olan bir durumdur. Bu konuda okuyucularımdan aldığım sorular, zaman zaman beni bunaltmış, ne tarihçi, ne antropolog ne soy bilimci olmadığım halde, kişileri üzmemek adına ne söyleyeceğimi bilemez duruma düşmüşümdür. Ki, anlatılardan soyu çok yanlış yerlere ve kimliklere uzananları fark ettiğimde, çok zorlama, olduğu yerde kalsın, demişimdir. 
Çünkü Anadolu karışık bir coğrafyadır. Ta ötelerden gelip buralarda yer tutanlar, ırk ve kök konusunda pek de derinlere inmemelidirler. Sıkıntı çıkabilir. 
 
Soy-kök konusu yalnızca bugün ve kökünü bilmeyen kişioğullarının derdi değildir. Tarih boyunca, ulu kişiler bile bu sorunun ardına düşmüşler, zaman zaman uydurma bilgilere, destanlara ve bilim kişilerinin zorlamalarla kullandıkları yalanlara sığınmışlardır. 
Bunun en yakın örneği Osmanlı'dır.
Anadolu'da yaşayan soycul Türklere ve onların kurdukları beyliklere, özellikle Karamanoğullarına karşı, bir savunma aracı olarak, kendi soyunu, değişik zorlamalarla Oğuz Kağan'a hatta Yafes'e bağlatmıştır Osmanlı. O sırada da torunları hakkında yeterince bilgi ve belge olmayan Oğuz Kağan Oğlu Gün Han'a bağlı, KAYI boyunun adına sarılmak, çok işine yaramıştır Osmanlı'nın. Elbette bu soyca soylanmak ve Bozoklardan olmakla övünmek hakları olmuştur. Oysa, gerçek kaynaklarda böyle bir bilgi yoktur. Ancak bugün, bunun tersini iddia etmenin de bir gereği ve anlamı da yoktur. 
Kişinin, kendine dilediği kişiyi Ata seçme gibi bir hakkı olması gerekir. 
 
Benzer şekilde, Selçuklular, aslında kayıtları ve kanıtları olduğu halde, Oğuz Kağan'ın Üçoklarından, Oğlu Deniz Han'ın Oğlu Kınık Han'ın soyundan geldikleri, Osmanlı'nın zorlama soyculluğunun tam tersine, belli iken, İran'da-Horsan'da daha fazla etkin olmak ve "Burası zaten bizimdi" demek adına, soylarını İran tarih kaynaklarında ve destanlarında "Efrasyap" olarak geçen "Alp Er Tunga"ya bağlamaları, elbette hem gereklilikten hem de egemenlik zorlamasındandır.
 
Bunun yine bir benzerini Ulu Atatürk, Anadolu Türklerinin tamamı için yapmadı mı?
Hem de ne güzel yaptı!
Bütün sorunlara çözüm de buldu: Ne mutlu Türk'üm, diyene!
Bu kadar!
 
Sonuçta, kutlu bir "Atalar Zinciri" her kişioğlunun kişikızının hakkıdır ve bunu bir kanıtla olmazsa zorlama bir kanıtla olmazsa bir öykü ile bir destn ile karşılamak da görevlidir.
 
Yine okuyucularımın "Soy zorlaması" sorularına yanıt bulamadığımda, onlara şu öneride bulunurum:
"Elindeki kanıtları zorla ve bunları düşlerinle varsıllaştır. Dilediğin ulu Türk'e bağla. Bir öykü düz ve bunu çocuklarına anlat, ezberlet. Yalnızca bir nesil sonra uruğunun kendi kök destanı olacak, torunların asla zorlama soy soruları ile uslarını yormayacaklardır! Bunu Osmanlı yaptı, Selçuklu yaptı, siz neden yapmayasınız ki?"
 
Gelelim Ulu Ulu Ata, diye usumuza yazılan Yafes'e!
 
Bu konuda öyle uzun uzun masalları, destanları, öyküleri anlatmayacağım. Tarzım olduğu üzere kesin ve net yazacağım. Düş kırıklığı yaşarsanız, bu sizin sorununuz. 
Gerçekleri bilmek ve anlamak için usunuzu zorlayın.
Ezberlerde, sloganlarda kalmayın!
 
Yafes öyküsü (Bakın bile bile öykü, diyorum) Türklerin İslam'ı kabul etmesinden sonra, ulu Müslüman Türk düşünürlerinin, Ulu ancak inançlı, tek Tanrılı dinlerden birine dayanan bir ulu ATA arayışının zorlamasından doğmuştur. 
Bu cümleyi bir daha okuyun ve anlayın lütfen!
Sonra devam edin okumaya!
 
İşin ilginç yanı, bu öykünün, ana kaynağı, bugün Dincilerin yerden yere vurduğu, sürekli pislediği, kötülediği, hakaret ettiği, Yahudilerin, ellerinde olan Din kitabı, Müslümanların Tanrı tarafından insanlara gönderildiğine inandığı ve bunu bir slogan gibi sürekli yinelediği "Dört büyük kitaptan" Yahudilere gönderildiği iddia edilen, ancak zamanla içine çok öykü, destan, tarihi uydurma, katıldığı ve aslıyla alakası kalmadığı yine aynı kişilerce belirtilen "TEVRAT"tır.
 
Evet, Yafes'i bize "TEVRAT" anlatır. 
 
Ulu İslam bilginlerinin, hadis ehillerinin, İslam tarihçilerinin, sıkıntıya düştüklerinde ve sorularına yanıt bulamadıklarında sarıldıkları: Yahudi Kitabı Tevrat ve onun etkisinde gelişen "İsrailiyat" biliminin kazandırdıklarıdır. Ha, İsrailiyat, aynı zamanda İncil'i ve Hristiyan tarih bilgilerini de kullanır.
 
Yineliyorum: 
Türklere, Müslüman olduktan sonra, zorlamalarla sunulan Ulu Ata Yafes'i bize "Tevrat" ve yahudi kaynakları anlatır.
 
Yafes ve Nuh'un oğulları, onların yaptıkları hakkındaki İslami bilgilerin kaynağı TEVRAT'tır. 
 
Sorgulanan konularda kendilerini bilge gösterme çabasındaki İslam bilginleri, zora düşünce İsrailiyat'a ve Tevrat'a dört elle sarıldılar. 
Sonra da Yahudilere sövmeyi sürdürdüler.
Neyse, konu o değil!
 
Ulu Ata Yafes...
 
Ulu Türkler hakkında bize en eski bilgileri veren Çin kaynakları da  Türklerin atalarının kim olduğu derdine düşmüş, onlar da kafalarına göre bir şeyler uydurmuşlardır ya, uydurdukları, İslam bilginlerinde daha uygundur tarihe. benim de kafama daha çok yatar.
Onu da bir gün yazarız.
 
Bilinenin ve ezberlerde olanın tam tersine, Kitabımız Kur'an'ı Kerim, bazı konularda, kimi bilgilerde, ayrıntılara girmemiş, bu da sonraki dönemlerde İslam bilginlerini zora sokmuş, onlar da çaresi TEVRAT'ta, İNCİL'de ve Yahudi-Hristiyan anlatılarında aramışlardır. Elbette daha yakında olan ve daha varsıl bilgiler taşıyan TEVRAT, daha etkili olmuştur yanıt bulmada.
 
Kur'an'ın ayrıntılı anlatmadığı konulardan birisi "YARATILIŞ"tır. 
Bir diğeri de "Nuh" Tufanı...
 
Mekke'de inen NUH Süresi, 28 Ayet'tir. 
Bu surede Hz. Nuh'un peygamberliği, Tanrı tanımazlara karşı savaşımı ve tufan anlatılır. Hatta, tufan, tanımı da tefsirciler tarafından konulmuştur. 
"Dileyin ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin" diye başlayan afet anlatımı, Günahları yüzünden tufanda boğuldular, ardından ateşe atıldılar, kendilerini Allah'a karşı koruyacak yardımcılar bulamadılar" inanmayanların başlarına gelecekleri duyurmaktadır. "Nuh "Rabbim, dedi, Yeryüzünde inkarcılardan hiç kimseyi sağ bırakma! Rabbim beni anamı, babamı, inanmış olarak evime girenleri, mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışlar, zalimleri ise daima helak et" diyerek sonlanır.
 
Yine Araf Süresinde:
"Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk" demektedir.
Yunus süresinde de:
"... Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk" diye anlatmıştır olanları.
 
Hud Süresi:
"Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman dedik ki "Her birinden ikişer (Çift) (Hayvan) ile aleyhlerinde söz etmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri ona yükle" Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti" diyerek Nuh'un gemisine kimlerin bindiğini anlatır.
 
Yine Hud Süresinde "Ey oğlum bizimle birlikte bin ve kafirlerle olma" diyerek, oğullarından birinin gemiye binmediği bildirilir. Hud süresinde ayrıca tufanın nasıl olduğu anlatılmaktadır. 
 
İbrahim süresi, İsra süresi, Meryem süresi, Enbiya suresi, Hac suresi, Müminun süresi, Furkan suresi, Şuara suresi, Ankebut suresi, Ahzab suresi, Saffat suresi, Mümin suresi, Şura süresi, Kafalar suresi, Zariyat suresi, Necm suresi, Kamer suresi, Hadid Suresi, Tahrim suresi Nuh'tan ve Tufanda olanlardan söz etmektedir.
 
Sonuçta, inananlar, Nuh Peygamberin yaptığı gemi ile kurtulmuş, diğerleri yok olmuşlardır.
 
İşte sorular da bundan sonra başladı:
Gemiye Nuh Peygamberin ailesinden kimler binmişti, tufanda kimler kurtulmuştu?
Kur'an bunlardan söz etmiyordu. Adları anılmıyordu.
Kim, kimler kurtuldu?
 
Dolayısıyla Türklerin Ulu Atası, diye sunulan Yafes'ten de söz etmiyor, adını anmıyordu Kur'an-ı Kerim.
Ama kişioğulları merak ediyordu.
 
Bu merak giderilmeliydi ve İsrailiyat devreye girdi. 
 
Yafes, Tevrat'a göre (Dikkat edelim, Tevrat'a göre) Nuh Peygamber'in üç oğlundan biriydi. 
Kimisine göre en küçüğü, kimisine göre de ikincisi... 
Hep en son sırada adı geçtiği için, genel kabul en küçük oğlu olduğudur. 
 
Nuh Peygamber, Yafes'a alkış (dua) etti:
"Allah Yafes'e genişlik versin. Zürriyeti yeryüzüne yayılsın ve Sam'ın çadırında otursun" dedi, yine Tevrat'ta yazdığına göre.
Yine Tevrat, Yafes'in, Nuh, 500 yaşındayken doğduğunu yazar. Tufandan önce eş edinmiş ve gemiye eşiyle birlikte binmiştir. 
 
Tufan'dan sonra Nuh Peygamberin işi bağcılıktır. Bol bol üzüm yetiştirmiş şarap yapmıştır. (Yazık ki kımız değil)
Bir gün çok şarap içmiş, (Tevrat anlatımı), esrik olmuş, bedeni de çıplakmış, oğlu Sam ile Yafes, çadıra girip atalarının üzerini birlikte örtmüşler. Nuh Peygamber de yukarıdaki alkışı o nedenle yapmış. 
 
Yine Tevrat, yeryüzünde kişioğullarının Nuh Peygamber'in soyundan yeniden türediklerini anlatırken, Yafes'in hangi budunların atası olduğu da sayar:
Yafes'in...
Gomer (Kimmer olabilir), Magog (Mecüc), Maday, Yavan, Tubal, Meşek ve Tiras adlarından yedi oğlu vardı. Yefes'in çocukları Milletlerin adalarında (Anadolu ve Avrupa'nın Akdeniz sahilleri), İsrail'in batısında, Ege ve Anadolu'da yerleştiler. Nuh, acunu oğulları arasında üleştirdiğinde, Yafes'in oğullarına buralar düştü.
Kırk ülke, otuz üç ada, yirmi iki dil ve beş yazı, onlardan türedi. 
 
İşte elimizdeki bu kadar.
Bunları alarak Ulu İslam biliginleri, üretmişler, türetmişler, başka öykülere, Hadis yorumlarına bağlamışlar, "Sam Arapların, Yafes Rumların, Ham Habeşlilerin atasıdır" yazmışlar. 
 
Türkler de Müslüman olunca, onların da Nuh'a bağlanması gereği doğduğunda...
İşi öyle ilerletmişler ki Yafes'in oğullarından birinin adını da "Türk" yapıvermişler.
 
Sonuç:
Şimdi ne demek istiyoruz?
Yafes, Türklerin atası değil mi?
Yanıt:
Biz, koca koca Ulu  İslam alimlerinden, tam zamanında gerekeni yapıp, Müslüman olan Türkleri Nuh Peygamber'e ve oğlu Yafes'e bağlayan, üstelik adı "Türk" olan biriyle özdeşleştiren, kişilerden daha iyi mi bileceğiz?
Asla!
Türklerin ilk atası elbette Nuh oğlu Yafes oğlu Türk'tür.
 
Destanlar güzeldir.
Sıkıntıya düşünce kişioğluna çözüm bulan ve onu inandıran.
Destanlara inanmak güzeldir.
Ama nefret ettiğim budunlarla kap ve uya olarak gösterilmek canımı çok sıkıyor. 
O zaman da açıyorum Bozkurt Destanı'nı, ergenekon Destanı'nı...
Oh!
Rahatladım!
Gök'e bakıyorum ve diyorum ki "Bilge Kağan asla yalan söylemedi!"




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI