Virüs ve Kişioğlu...


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

 

En usul varlık olan ve çevreye, koşullara kolayca uyum sağlayan kişioğlunu, ondan daha uscul olan ve daha kolay çevre uyumuna sahip, üstelik değişim özelliği çok yüksek olan VİRÜS saldırdı.

Bulduğu her fırsatta saldırmıştı.
Tarih boyunca saldırmıştı.
Yine saldırdı.
 
Çünkü, Kişioğlu doğayı yok ediyordu. Virüs kendi ortamını ve doğayı koruma aşamasındaydı. 
Çünkü, Kişioğlu, acımasızdı.
Virüs, ondan daha acımasız olmalıydı.
 
Yaratılış ya da evrim, ya da yaratılışsal evrim, hep aynı bağlamı im eder:
Güçlü olan yaşar!
İklime, çevreye, olaylara ve değişimlere uyum sağlayan, yaşar!
Bağışıklığı, dayanıklılığı daha yüksek olan yaşar.
 
Usu ile bütün diğer canlılara egemen olmayı, doğayı kendine göre şekillendirmeyi seven kişioğlu, aslında en zayıf en güçsüz en dayanıksız canlıdır. 
Kişioğlunun, koruyucu kalkanı yoktur.
Kişioğlunun yavrusu, kendi kendine yetemez. Mutlaka anası yanında olmalı ve onu beslemeli, büyütmelidir.
Kişioğlunun bedeninde pusatları yoktur. Penceleri, yırtıcı düşleri, çok güçlü kasları... Bu nedenle pusatlarını, kalkanlarını doğadan elde ettiği maddelerle yapmak zorundadır.
 
Oysa, doğadaki diğer canılar çok daha güçlüdürler. Kendilerini bedenlerindeki pusatları ile koruyabilirler. Sivri bir boynuz, keskin dişler, parçalayıcı penceler, hızlı koşmalarını sağlayacak kaslar, oğulu dişler, gizlenme yeteceği...
 
Kişioğlunun tek üstünlüğü usudur. Onu da çok az kişioğlu gereğince ve yetkince kullanır. Ki o usa, kendi yarattığına tapmak, taştan, ağaçtan oyulan heykellere tanrı demek, oddan bile bir güç olarak etkilenmek, günü, ayı yaratıcı bilmek hatta içinden çıkan kişioğullarına, sırf buyruk verebiliyorlar ve yönetme yetileri ellerinde diye, tanrı demek, hiç zor gelmez. 
Us, aslında çok zaman kişioğlunu zarar verir.
 
İlginçtir, yaratıcı, her canlının acuna vereceği zararı bilerek, ona o ölçüde yaşam hakkı tanımıştır. Her canlı, yaşama hakkı kadar yaşar. 
Ancak evrim...
Evrim kişioğlunu, bir tek konuya yönlenecek şekilde değiştirmiştir: Daha uzun yaşamak!
Evet, aslında çevre, doğa, yer, acun, bir kişioğlunu en fazla 40-45 yıl dayanabilecekken, kişioğlunun bedeni ve beden özellikleri en fazla 40-45 yıl yaşamak üzere programlanmışken, usu ile bu süreyi uzatmak için he şeyi yapmıştır kişioğlu. Evrim de ona yardım etmiştir. 
 
40-45 Yıl, düşününce az bir zaman gibi gelebilir, ancak, gençliğin tükenip, kocamışlığa geçiş yaşından sonrasıdır ve doğa niçin yeterlidir. Üremiştir yeterince. Kalıtlarını bırakmıştır geride. Çalışmak için gücü tükenmektedir. Bir zaman sonra hazır yiyici durumuna geçecektir. Öyleyse ölmelidir.
Kişioğlu'nun asıl yazgısı budur, ama kişioğlu buna karşı çıkmıştır. 
Daha iyi yaşamaktan çok, daha uzun yaşamak...
 
Doğal yaşamda, doğal beslenerek, toplayıcılıkla, avcılıkla, kişioğlu ancak 25-27yıl yaşabilmiştir. Başlangıçta ömrü bu kadardır.
 
İlkçağda, Türk yurdunda, ortalama yaş kaçtır dersiniz?
32-37...
Elbette ulu kişiler bu ortalamanın dışındadır. Ama genelde kişioğlu, ancak bu kadar yaşar. Yani 37 yaş, kocamış yaşıdır.
Doğal yaşamın, doğal beslenmenin kişioğluna armağanı bu kadardır. Bu kadarcık kısa bir zaman...
 
Kişioğlu organize olmaya başlayınca, kentler kurunca, kendisine daha korunaklı, daha rahat ve sıcak-serin yuvalar yapınca, beslenmesi için doğal yaşamı terk edip, besinleri korumak adına işlemeye başlayınca, yaşamı uzamaya başlamıştır. Bir zaman gelmiş, kentliler daha uzun, göçerler daha kısa bir zaman aralığında yaşamaya başlamışlardır.
Bunu anlayınca, kişioğlu kentleşmeyi sürdürmüş, artırmış, daha kalabalık daha kalabalık kentler kurmaya başlamış, bu kez de doğa bozularak bu yükü çekemez olmuş, sonuçta virüsler devreye girerek, dengeyi yeniden kurmak için salgın sayrılıklar çıkarmışlardır. 
Böylece toplu ölümler...
Böylece kişioğlu sayısının azalması...
Doğanın kendi kendini dengelemesi...
 
Kişioğlu, salgın sayrılıklarla, mikroplarla, virüslerle savaşa başlamış, aşı, ilaç, kimyasallar, hormonlar, onun yaşının uzamasına yardım etmiştir. 
 
Doğal yollarla beslenme sayrılığı bu çağda yükseliyor. Kişioğlu sanıyor ki doğal beslenirse, organik beslenirse uzun yaşar. Oysa bunu geçmişte denedi. Doğal yaşadı ve erken öldü. Onu bugün uzun yaşatan, tam tersine doğal olmayan beslenmedir. Bedenine giren desteklerdir. 
Ah bu işi bir anlayabilsek!
Ha, doğal beslenmemek kişioğluna uzun bir yaşam kazandırırken, onun bağışıklığını, dayanıklılığını yıkmıştır, ama yine de ömrünü uzatmıştır. 
Bugün ülkemizde bile iyi beslenmeyen kişioğlullarının ülkesi olan topraklarımızda bile ortalama kişioğlu yaşı 70-72'dir. Oysa yalnızca elli-altmış yıl önce bu sayı 50-55'di.
Doğal beslenerek, ancak bu kadar yaşayabiliyorduk.
 
Acun nüfusunun belirlenmesinde, kişioğlunun kendi kendisini yok etmesi, savaşlar, terör elbette önemli bir bağlamdı. Ancak savaşlar bile kişioğlunu uslandırmadı. Çoğalmayı hüner bildi.
Çağlam sürünce de sınıflar etkili oldular. Çalışanlar-üretenler-uscul yaşayanlarla, çalışmadan, üretmeden, dogmatik yaşayanlar arasında uçurum doğdu.
 
Bugün, değişik kitapları ortaya atıp, uydurma kahinlerin uydurma öngörülerini, çok önemli bir iş gibi ortaya atan nadanlar, aslında aynı kişilerin her şeyi, pek çok şeyi söylediklerini, inanç bağlamında da onlara öğretilen öğretinin hep felaketler, kıyametler muştuladığını düşünmezler bile. Bunlar bilinçaltımızdaki asıl bilgidir. Bu kadar çoğalmaya, doğayı bu kadar bozmaya, yıkmaya, başka canılara yaşam hakkı tanımamaya karşılık, doğanın bir kıyını olmasın mı? Doğa kendini korumasın mı?
İşte virüs, doğanın, kişioğluna karşı, kişioğlunun asla tam yenemediği ve asla yok edemediği pusatıdır.
Bugün, emperyalistlerin, varsıl illerin, kurup, düşünmeyi serbest bırakarak, projeler, öngörüler üretmek üzere, uscul, bilge kişilere büyük masraflar ederek, "Düşünce Kuruluşları" adına düşünmelerini ve yazmalarını, projelendirmelerini istedikleri konuların tamamı, biz düşünme yetisinin sınırlandığı, gerçekleri açıklamanın neredeyse suç olduğu, uyarıların hep tehdit kabul edildiği yapı içindeyken, bize, elbette kehanet gelecektir. Oysa gerçekleri görmek için kahin olmaya hiç gerek yoktur. 
Bu iş de us işidir. 
Kimisi virüsü bilimle fenle yenmek için çabalarken kimisi de bunu alkışa ve mübarek nefeslemelere havale edebilir.
Elbette bilim her zaman kazanır.
 
Virüs ortaya çıkar çıkmaz, ortaya atılan bir uç fikir de bunun laboratuvarda yapıldığı ve yanlışlıkla ya da bilerek acuna salındığı yanlış düşüncesidir.
Bakın, varsıllar, elbette biyolojik pusatlar için milyarları harcarlar, ancak bütün pusat sistemleri gibi onu yok etme düzenini de kurmadan piyasaya sürmezler. yani bir virüs, bilerek ya da isteyerek piyasaya girecekse, bilin ki bunun ilacı çoktan hazırlanmıştır. Hem, kimse gözetsiz pusatı sevmez. Sonrasında kendisine dönecek pusata izin vermez. Bir konu daha: Kişioğlu, Korona gibi bir virüsü laboratuvarlarda yapabilecek kadar uscul değildir.
 
Merak etmeyin, Korona virisüne karşı da savaşımı kişioğlu kazanacak, çok yakında çözüm bulunacaktır. Ancak, virüsün asıl istediği, kişioğlunun usunun başına gelmesi ve yaşam düzenini diğer canlıların yok olamayacağı seviyede tutmasıdır. Bu kez de daha kocamışları, daha uzun yaşamışları vurarak, yeter çok yaşadınız, demek istemiştir. Bu savaşı da kazanacaktır kişioğlu, ancak değişmezse, başka, daha güçlü, daha etkin, virüs saldırılarının olmasını da beklenmelidir.
İşte size kehanet. 
Ben şimdi bunu söyleyince kahin mi oldum.
Hayır, ben Destancı'yım. Bütün bunları yazarken de dayanağım bilimdir. 
Virüs, "Ben evrim ürünüyüm" diye ortaklıkta haykırarak dolaşırken, birilerinin eğitimden "Evrim" konusunu çıkararak inanca hizmet ettiğini sanması, ne büyük bir ironidir. 
 
Tanrı Türk'ü virüsten de korusun!
 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI