Vehbi Koç'u Nasıl Tanıdım?


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Çok yer dolaşmanın şansıdır ki değişik zamanlarda, değişik kişileri karşıma çıkarmıştır. Rastlantısal olan bu olayların, önemini, yaşandığında çok anlayamasam da zamanı geçince ne denli talihli olduğumu düşünürüm. Kolay da değildir bütün Türkiye'yi bir uçtan diğer uca ikişer kez dolaşmak. Neredeyse gitmedik hiçbir yer bırakmamak! Elbette bunun karşılığı, tanımaktır.

Tanıdığım demeyeyim de yakınında bulunduğum, gördüğüm kişilerden birinde söz edeceğim.
Adı bile bir anıt olan: Vehbi Koç...

Vehbi Koç'un adını çok küçük yaşlarda duyuyordum, çünkü o zamanlar en çok konuşulan kişilerdendi.
Çok az sayıdaki yatırımcıdan, varsıldan biri olması, önemliydi yoksul ve yatırımlara muhtaç Türkiye için.  Bence bugün, kurulması oldukça geciken Türk aristokrasisini oluşturan kesimin de öncüsüdür kendileri. Başka ülkelerde olsaydı adı sürekli saygı ile anılırdı ya, bizim kopiller için her fırsatta kötülenecek bir kişilikti zamanında. Üstelik kurduğu devasa imparatorluk, yaptığı önemli işler hem küçümsenir hem de kötülenirdi. Hâlâ böyle düşünenler vardır mutlaka. Ne diyelim ki!
Oysa, Koç, Türkiye için çok değerlidir ve belki anlamakta zorlanacaksınız, ama Türk'tür. Bir konu daha, Koç, hiçbir zaman siyasete yanaşmamış, belli bir siyasi etkinliğin adamı olmamıştır. Siyaseten de devleti soymamış, devletten para kazanmamıştır. Başka bir örnek, yine tanıdığım, hatta sofrasında oturduğum, yine değerli bir yatırımcı, S. Y. örneğinde olduğu gibi sırtını Baba'ya dayamamıştır.
Ne yaptıysa usuyla ve kendi kazandığı parayla yapmıştır. Bugün bazı yandaşlar ve kopiller zaman zaman uyduruk boykot çağrıları ile Koç Holding'i yaralama çabası içinde debelenirler boş yere ki bence Türkiye'de hiçbir iktidarın yıkamayacağı birkaç kurumdan biridir Koç Holding. Çok kez denenmiştir. Hele Ecevit çok uğraşmıştır Koç'la ama başaramamıştır.
Belki tam tersi olmuştur. 

İşte kutlu kurumun kurucusu Vehbi Koç'tur!

Gelelim onu tanımama:
 
6-7 yaşlarındaydım. İlkokul 3. Sınıf (sınıf atlamıştım)...
Yaz tatili...
Öğretmen olan atamın bir öğretmen arkadaşı bizi görev yaptığı köye davet etmişti. Piknik yapma (Türk'ün anlamsız, ama değişmez alışkanlığı) ereğiyle, mahallede kamyonu bulunan bir komşunun kamyonuyla, birkaç oğuş, yakın olan adını bugün unuttuğum köye vardık.
Önce hoşlama...
Ardından...
Ağaçlıklı bir bölge seçildi. Yerleşildi. Biz bebeler oyuna başladık. O zamanlar sapık etkinliği bunca yüklü olmadığı için korkusuzca oynardık oyunlarımızı. 
Yerleştiğimiz ağaçlıklı yerin yakınlarında küçük bir bina vardı. Kapının üzerinde de levhası (Ne yazıldığını  hatırlamıyorum)...
Kulak verdiğim konuşmalardan, karşıda bir salça fabrikası yapılacağını, bu binanın da yönetim binası olduğunu duydum.
"Koç" adı geçince, o zamanlar eve sürekli giren ve her satırını okuduğumgazetelerden bildiğim için daha bir dikkat ettim sözlere.
Yapım, sıradan bebelerden farklı olduğu için merakla o binaya yaklaştım. Hatta bekçinin (Resmi giyimliydi) uyarısını aldım. 
 
Rahmetli öğretmen atam da meraklıydı ki kalkıp binaya gitti. Birileriyle görüştü ve dönüşte şu açıklamayı yaptı:
"Vehbi Koç bugün gelecekmiş. Tanışmak istedim. Gelince kendisine söyleyecekler."
Vay be! 
Büyük haberdi. Atam, Vehbi Koç'la görüşecekti. Benim de bu fırsatı kaçırmam mümkün değildi. Oyun oynarken bile gözüm hem atamda hem de binadaydı.
Çünkü gerçekten çok önemliydi. 
Evet, bunu anlayacak usta, değişik bir çocuktum.
 
Öğle yemeğimizi yedik. Beklememiz boşa gidiyor düşüncesi ile oyuna ağırlık verdim. Sanırım saat 15.00-16.00 sıralarında büyük, kuyruklu bir araba yaklaştı binaya. Belki de o otomobil yokluğu çağlarında bana büyük ve kuyruklu geldi.
Yol topraktı. Epeyce toz kaldırdı. Dikkatimizi çekmemesi mümkün değildi. Araba, durur durmaz, Türk filmlerinde gördüğümüz şapkalı şoför tipinin gerçek olduğunu, koşup sağ arka kapıyı açmasını, sağ önden de başka bir genç erkeğin çıkıp saygı ile beklemesini merakla izledik hep birlikte. 
Arabadan çıkan kesin Vehbi Koç olacaktı. Adı büyüktü ya, biz de öyle büyücek birini bekliyorduk ki...
Kısa boylu, küçücük, zayıf, siyah takım giysili, başında fötr şapkası olan biri hızla çıktı ve binaya girdi. 
Ben, çok şaşırdım. Türkiye'nin en varsıl adamı  buy muydu? 
Sanırım diğer izleyenlerde aynı şaşkınlıktaydılar.
Vehbi Koç, içerdeydi. Biz merakta... Az sonra arabanın ön koltuğundan inen genç, gülümseyerek bize yaklaştı. O zamana dek duyduğum en kibar konuşmayı yaptı:
"İyi günler efendim. Beyefendi ile görüşmek istemişsiniz. Konu neydi acaba, öğrenebilir miyim?"
Atam ayağa kalktı. Genci esenledi. Elini sıktı. Duyduğum kadarıyla, öğretmen olduğunu, Vehbi Koç'la tanışmak istediğini söyledi. Genç, beyefendinin zamanının olmadığını, ama konuyu kendisine ileteceğini söyleyip gitti.
Az sonra geldi. 
"Beyefendi, size on beş dakikasını ayıracak. Sigara molasını burada verecek. Sizden istirhamım bu zamanı geçirmemenizdir".
Usum duracaktı. Koskoca adam dakika ile mi yaşıyordu?
Atam, tamam, dedi. hemen bir ortalık düzeltmesi yapıldı. İki-üç sandalye koşturuldu konuk gittiğimiz evden. Çay bardağı hazır edildi.
Beklemeye başladık. 
Yarım saat kadar sonra, Vehbi Koç binadan çıktı. Ardında özel sekreteri olduğunu öğrendiğimiz gençle ve sanırım bir de genç hanım vardı dosya taşıyan,hızla bize doğru yürüdü. "Merhabalar" dedi. Gülümsüyordu. Sıra ile herkesin elini hızla sıktı.
Bize çocuklara da el salladı. Gösterilen yere, minderli sandalyeye oturdu. İlginç mimiklerle... Atam da yanına... Hemen sigara paketini çıkardı. Hatırladığım kadarıyla Yenice sigarasıydı. Bizimkilerin tuttuğu sigaraları almadı. Onun yerine paketi sekteleri alıp bizimkilere tuttu. Atam aldı ki o da aynı sigarayı içiyordu. Vehbi Koç kendi sigarasını çakmakla yaktı. Diğerleri de kendilerininkini...
Bu arada bir bardak çay verdi bizimkiler. Baktı, lütfen açık olsun, şeker olmasın, dedi Vehbi Koç.
Ben bütün hareketlerini, tipini, şeklini usuma yazıyordum. Öyle sıradandı ki. Üzerindeki giysi de epeyce eskiydi. Yanlış anlaşılmasın, yeni parlak, gösterişli değildi demek istedim. Buruşuktu. Fotörünü çıkarıp sekretere vermişti. 
Atam, hemen sorulara başladı. Vehbi Koç, "İki sigara içeceğim. Sigaralarım bitince kalkacağım. İnanın zamanım yok" diyerek başladı konuşmaya. 
Çok sakin, yumuşak bir sesle ve asla buyrukçu değil...
Hatırladığım sözleri, planlı yaşamasaydı. Zaman yetmiyordu. Çok az uyurdu. Durmadan seyahat ediyordu. Buraya bir salça fabrikası yapacaktı. Sonra yanına da konserve fabrikası. O zaman için bize ilginç gelmedi. Herkes kendi salçasını yapar, sebzesini kuruturdu. Ardından otomobilden söz etti. Mutlaka yapılmalıydı, ama tekniğimiz yoktu. Bu işe de el atacağını söyledi. Buzdolabından söz edildi ki bu çok önemliydi. Örneğin bizim evde buzdolabı yoktu.
Atamın öğretmen olmasını çok önemsedi. Eğitim çok önemli. Çocuklara ufuk verin hocam, dedi. Atam, beni tanıttı. nasıl iyi okuduğumu falan, koleje verilmemi önerdi ki onun için kolaydı. Çocuklarının çok iyi eğitim alması için çabaladığını, gelecekte şirketin (O zaman şirket) başına onların geçeceğini, Türkiye'nin çok hızlı büyüdüğünü, buna ayak uydurmak gerektiğini...
Para konusundan çok, günlük yaşamı merak ediliyordu. Bu sorular geldi. Ne yer ne içer. Hiç unutmam "Fiski" demesini... Anadolu insanı olduğu öylesine belliydi ki. (Atam rakıdan söz edince, içemiyorum, dediğini sanıyorum.) Bunu övünçle gösteriyor, kendisini başka bir kimliğe taşımıyordu. 
 
Usumda kalanlar bu kadar. 
Yazık ki bu kadar.
Onu gözlemledim. Baştan aşağı bütün ayrıntılara dikkat ettim. Sanırım çok da özendim, ama işte keşke anlattıklarından daha çok şey hatırlasaydım.
 
İkinci sigarasını bitirdi ve ayağa kalktı Vehbi Koç.
Yine herkesle gülümseyerek tokalaştı. Benim de başımı okşadı diğer birkaç çocukla birlikte. Özür diledi, zamanı yok, diye yeniden ve hızla arabasına yürüdü. Oradayken de şapkasını sallayıp, gitti. 
 
Tat fabrikasının kuruluşunu, çevreye etkisini, yeni domates tohumları gelişini, ilk kez sözleşmeli çiftçilik modelinin uygulanmasını, sonradan hep duydum, tam anlamasam da. Çiftçilerin çok memnun olduğunu da.
 
Sonrasında da yaşadıkça, başka yaşlara geçtiğimde, başka illere gittiğimde, ne zaman Vehbi Koç'tan söz edilse, onu tanıdığımı anlattım, ama çok arkadaşım bana inanmadı. Her zaman da savundum onu. Asla kötü söze izin vermedim hakkında. Benim gönlümde yer etmişti bir kere. 
 
O günlere dair düşüncelerimde, Rahmetliye karşı bir saygı ve sevgi oluşuyor. Yaklaşımı, anlayışı, düşünceleri, sevgi dolu gülümseyen bakışları... Yumuşak ses tonu... Asla küçümsemeyen ve sizdenim, diyen halleri...
 
Evet, bir zamanlar, aşırı sol düşüncenin en büyük hedefi oldu. Sürekli kötülendi. Suçlandı. Hakaretler edildi, ama şu hiç düşünülmedi:
Vehbi Koç, bugün bile gerçek bir Türk işadamı örneğidir. Benzeri yoktur.
Bir şirket değil, bir kurum bırakmıştır geride. Yıkılmayacak kuralları ve düzeni ile. Taklit edilmiştir. İzlenmiştir. Ama onun Anadolu insanı ve oğuş atası tipi yerine ortaya bir sürü gösteri budalası tipler türemiştir. 
 
Vehbi Koç, yatırımlarını Türkiye'ye yapmıştır. Dışarıya para kaçırmamıştır. Hatunundan başka bir hatuna yanaştığı hiç görülmemiş, sonradan görmeler gibi birkaç hatunla yaşadığını reklam etmemiştir.
Gösteriş budalası değildir. Boş yere para harcamamış, lüksten, israftan hep kaçınmıştır. Yıldızlı gecelerin adamı olmamıştır. Magazinlerde yer almamıştır. Oğuşunu hep üstün tutmuş, çocuklarını iyi yetiştirmiştir. Eğitime büyük değer vermiş, kızların okuması için çabalamış, vakıf kurmuş, okullar açmış, burslar dağırmış...

Bugün devasa bir imparatorluktur Koç Holding ve neredeyse her sektörde vardır. Üstelik hâlâ siyaset yapmamakta ve iktidarlara yamanmamaktadır.

Ben, Vehbi Koç'ın ve kurduğu Koç'un bu ülkenin bir şansı olduğuna hep inandım. Bunun tersine söz edenlere de yalnızca güldüm ve karşı çıktım.
Sermaye yağılığı ya da iş adamlığı yağılığı hiç ilgimi çekmedi. Yahudi-Mason sözleri de uydurmaydı. 
 
Türkiye, gerçek işadamlarına muhtaçtı. Ama onların yerine bir sürü iktidar beslemesi, hırsız, üçkağıtçı, namussuz türedi. Her iktidar kendi varsıllarını kendi elleriyle yaratıp onlardan yararlandı.
Ama Koç hep kaldı ve kurumsallığını korudu. 
 
Bugün, Vehbi Koç'un öğüdünü dinlemeyen oğlunun çektiği sıkıntılardan, "Spora asla bulaşmayın. Bir takımın yönetiminde olmayın" demesindeki gerçek bile ortaya çıktı. 
 
Keşke yaşım daha büyük olsaydı onu tanıdığımda. Keşke daha dikkatle dinleseydim bu büyük kişiyi. 
Keşke bir kez daha görüşmek mümkün olsaydı.
Neyse, bu kadar şansı bile olmayan milyonlar varken bu küçük anı için bile Tanrı'ya kut sunuyorum.
 
Tanrı cennetinde ağırlasın bu ulu kişiyi.
Hem de en güzel yerinde...
 
Bu anımızı da böylece yazdık. Unutulmasın.




YORUMLAR

m.yaşar kotan
15-04-2020 02:51:00

Vallahi hocam bende sevmezdim ama demekki hakzıslık yapıyormuşuz

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI