Üstat Cemal Kutay'la Tanışmam ve Görüşmelerim!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

 

Cemal Kutay, gerçek bir ustaydı. Bugün kim ne derse desin, onun hakkında ne söz ederse etsin, bana inanın. Dört dörtlük bir araştırmacıydı. Elinde inanılmaz kaynaklar vardı. İşin daha ilginç yanı, herkes ona güvenirdi, çünkü asla para kazanmayı düşünmez, asla kişileri yaralayacak, karalayacak sözler etmezdi. Bilse de çok şeyi doğrudan yazmaz, sözü dolandırır, kararı okuyucuya bırakırdı. 

Yazgı, onunla uzun sohbetler etmemi, bilgilerinden yararlanmamı, düşüncelerini almamı ve onu tanımamı istedi. 
Kut olsun!
Yaşamımda tanıdığım en beyefendi, sözün tam karşılığı "İstanbul Beyefendisi" kibar, sözünü, davranışını bilir, herkese değer verir, üşenmeden kerelerce anlatır, bir kişi tanımadım. Bugün, hakkında söz edenler, yalancılar, onu çekemeyenler ve Atatürk'e duyduğu sevgiyi anlayamayanlardır. Toplum modaya uyar. Bir kişi kötüleyince hele bunu TV'den yapınca, söylenenleri gerçek sanır. Başlar değerleri kötülemeye. Cemal Kutay üstat da bu kötü kişilerin yağışı olmuş değerlerdendir.
 
Aramızda konuştuğumuz çok özel konular, bizimle gidecektir, ama onu tanımanız ve değerini anlamanız için bazı bildiklerimi yazacağım. 
 
Önce tanışmamız!
Çok değerli, uçmaklık bir ağabeyim, Cemal Kutay'ın damadıydı. Onunla yakınlığımız, içtenliği, bir gün kayın atasından yani Cemal Kutay'dan serzenişleriyle başladı. Ben, Cemal Kutay adını duyunca hemen açtırdım konuyu. Ağabeyin şikayetinin nedeni neydi biliyor musunuz? Cemal Kutay'ın kibarlığı. "Ya Hu bir arayım hatırını soruyorum, iş hemen tersine dönüyor. Bana bile öylesine sesleniyor ki, telefon uzuyor da uzuyor." 
Gülmeyin!
Ben de çok kere rahatsız oldum bu efendilikten. Demek ki serde baltalık vardı!
Düşünün bana bir kez olsun ki çocuklarından bile çok küçüktüm, adımla seslenmedi. Önce söyleşimizde kaç kez, üstadım ne olur bana böyle seslenmeyin, desem de her seferinde, "Ahmet Beyefendi Evladım" diye söze başlaması ya da "Ahmet Bey Hazretleri" demesi, bir zaman sonra, evet beni de zorluyordu ya, başka türlü yapamıyordu üstat. 
 
Onun, İstanbul'un Asya yakasındaki tarihi evinde, çalışma odasında, yanında özel sekreteri hanımefendi olduğunda ya d olmadığında uzun söyleşiler yaptık. Aslında ona ilk çıkışım, o zamanlar çok genç olmamızın verdiği cesaretle, Çerkez Ethem kitabı üzerine oldu. 
Dedim ki:
"Üstadım, doğrudan görüşmüşsünüz, tamam. Oğuşu ile tanışmışsınız, tamam. Anılarını direk ağzından dinlemişsiniz, tamam. Bugüne dek onun hakkında yazılan tek kitabı (O zaman öyleydi) yazma cesareti de göstermişsiniz, tamam. Ama neden net, kendi görüşünüzü yazmadınız. Mutlaka bir fikir oluştu sizde. Nedir bu kişi, kahraman mıdır, hain midir? Ha, bir de sözü çok dolandırmışsınız. Bazı olayları o kadar dolandırıp anlatmışsınız ki, sizin kaleminizi tanıyan biri olarak, inanamadım. Neden böyle yaptınız?"
"Kıyamadım, Ahmet Beyefendi Evladım" diye başlamıştı sözüne. "O kada üzgün, yıkılmış ve pişmandı ki. Onun hakkında kesin sözler etmeye kıyamadım. Emeği vardı. Kanı vardı. Çabası vardı, onu çok iyi anladım, ama anladıklarımı yazmaya bile kıyamadım. Hem benim yorumumu açıklayıp kişileri karalama ya da olduklarından fazla gösterme hakkım yok ki. Olduğu gibi anlatırım. Dileyen istediği sonucu kendisi çıkarır. Evet, başka kitaplarımda, özellikle geniş konularda kişisel görüşümü yazdım. Ama kişilerle ilgili, bunu yapmam, yapamam. Bana yakışmaz!"
Evet, kendisini asla "Tarihçi" olarak nitelendirmiyordu. "Ben arşivciyim" diyordu. 
Çok sayıda ödül, plaket vardı çevrede. Onları incelemem izin verdi. Masonlukla adı yakın bir kurumun plaketini görünce, onun hakkında edilen sözlerden etkilenmiş olarak, "Üstadım, Mason musunuz?" diye yekten sordum. Oturduğu yerde dikildi ve "Asla" dedi. "Masonlarla en küçük bir bağım yoktur. Olamaz. Ben İttihatçıyım. Türkçüyüm" diye kükredi. "Çağırdılar, gittim ve bir konferans verdim. Doğrularımı anlattım!"
Bu kadar netti.
Atatürk, Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa Yakup Cemil, gibi değerlerden söz ederken, gözleri doluyordu. 
"Ama hep bildiklerimi yazarım" dedi. "Yani benim sevmem önemli değil. Geride bıraktığım" ki bu arada yazdığı kitapların boyunu geçtiğini söylemişti. "eserlerimi okuyanlar, doğru bir şeyler öğrenecekler."
Bir özelliği çok dikkatimi çekmişti. Dedim ya bazı özel konulara girmeyeceğim. Yalnızca sizde bir öngörü oluşsun, diye yazıyorum. Diyelim ki bir kişi ya da o kişinin yakınları, değerlendirsin ve yazsın, diye, o kişiden kalan anıları, defterleri, notları, belgeleri, Cemal Kutay'a verdiler. Cemal Kutay da bunları inceledi. Eğer, söz konusu kişiye birazcık zarar verecek, onun geçmişini yaralayacak konular varsa, Cemal Kutay, o kaynakları değerlendirmez, o kişi hakkında asla yazmaz, eline geçen evrakları da geri vermezdi. Onun sırdaşı bir öğrencisi vardı. Sanırım ona bıraktı hepsini ve sanırım şöyle bir söz etti:
"Zamanı gelince, bu kişinin zarar görmesi söz konusu olmadığına inandığında, yayınla!"
Bu kadar hassas, düşünceli, kırıcı olmayan, hakkı ve değerleri savunan bir kişiydi. 
Bakın, ben çok anı okudum. Ama bazı varisçilerin, kendi anılarıyla kendi büyüklerini yerle bir ettiklerini gördüm. Yani anılar basılsın, diye, bir tarihi kişiliği yerle bir etmişlerdi. İsim vermeyeceğim. Çünkü bu yaralama işine ek destek vermek istemiyorum. Kut olsun ki anı kitapları çok okunmaz bizde. Böylece bu yanlışlar da görülmez, bilinmez.
 
Şimdi çok özel bir konuyu, sırf bugünlerde ben de işlediğim için anlatacağım.
Kuşçubaşı Eşref Sencer Bey, Türk milletine büyük hizmetleri geçmiş bir kişidir. Bu kişi, gözü kara, cesaret denilince adını ilk sıralara yazacağımız, inanmış, bağlanmış, zamana göre davranmış bir kişidir. 
Dikkat edin sözlerime, zaman göre davranmak...
Yani şöyle diyeyim: O zaman geçerli olan davranışlar... Bugün yadırganacak ve asla kabul görmeyecek işler...
Kuşçubaşı Eşref Sencer Bey, anılarını yazmış, belge biriktirmiş, hatta sevilisi olduğu zamanın en etkin duyumlaşma aracı olan telgrafı kullanarak, pek çok özel bilgiye sahip olmuştu. Bunları zamanı gelince gerekeceği için saklamıştı. Kime emanet etti, biliyor musunuz hepsini? Cemal Kutay'a.
"Zamanı gelince yayınla!"
Cemal Kutay Üstat, bunları yayınlamadı. Hatta, "Evimde yangın çıktı. Hepsi yandı" diyecek kadar işi ileri götürdü ki bir değil birkaç yangın yaşamıştı evi. Yalnızca, çok az bir kısmını Eşref Sencer Bey'in oğuşuna geri verdi.
Kuçubaşı Eşref Sencer Bey, İttihat veTerakki Cemiyeti'nin, Enver Paşa'nın, Teşkilat-ı Mahsusa'nın pek çok gizli işini, hadi abartalım, karanlık işini, bir başına çözen ya da az sayıdaki adamına çözdüren destansı kişiliktir. Yaptıkları, hep buyrukladır. İsteyerek yapmıştır. Bilerek yapmıştır. Bunları anlatmaktan da çekinmemiştir. Ancak bazı konuların bilinmemesi gerekmektedir. Giz olarak kalmalıdır. 
İşte, Cemal Kutay Üstat, bu konuda hassaslığını göstermiştir. 
Daha fazla yazmayalım!
 
Cemal Kutay, 1909 dolumluydu. Çok etkin bir urugdandı. Uruğundan çok sayıda ünlü kişi çıkmıştır. Atası da etkin bir kişiydi. O çağın en güçlü çevrelerinde büyüdü Cemal Kutay. Bugün bizim yakın tarihte yaşamını okuduğumuz pek çok kişi ile çok yakın oldu. Onlarda doğrudan konuştu, görüştü. Çok kişiyi yakından tanıdı. Olaylara tanıklık etti. İdadi mezunudur. Yüksek öğretim görmemiştir. Alaylı gazetecidir. Yazmaya çok genç yaşta başlamıştır. Birçok gazetede çalışmış, tefrikaları ile (Dizi yazı) ünlenmiştir. İki yüze yakın kitap yazarak bir rekor kırmıştır. Bugün, çoğu basılmayan, eşsiz, benzersiz eserleri vardır. Bende de imzasıyla verdiği birkaç anısı...
 
Bu büyük üstadı, okuyun. Mutlaka okuyun. Devlet, millet, Türklük ve Atatürk sevgisini görün. Kimsenin aleyhte sözüne bakmayın. Erişemediğine koruk, diyen zihniyete asla kulak asmayın. Ömrü çakışmakla, üretmekle geçen bu saygın kişilik, bize bir armağandır. 
 
Kendi sitemi ve düzeni vardır kitaplarında. Keskin, sert, kıyıcı cümleler bulamazsınız. Bir çeşit kendi gözetimi ile kahramanlarımızı bile sansürlemiştir zaman zaman. Onlara en küçük bir zarar gelsin istememiştir. Yanlışlarını görmezden gelmiş, örtmeye çabalamış, yorumsuz anlatılarla, sözü uzatarak, asıl konusunun "Destanlaşmak" olduğunu göstermiştir. Zamanında doğru olanın sonradan yanlış yorumlanabileceği düşüncesi içinde kişileri sürekli korumuştur. Öyle, ona buna pislik atan tarihçi ve yazar bozuntularına hiç benzemez bu yapısıyla. 
"Zamanı gelir, anlayanlar artar, daha açık yazılabilir" diyerek, pek çok konuyu, çağa göre anlatmıştır. 
Ne büyük bir üstünlük!
Ne güzel bir duygu açılımı!
Dediğim gibi, kendi anılarını teslim edenlere hiç kıyamıştır. Doğrudan görüştüklerine, yanlış söz ettirmemek için sözlerini kerelerce düzelttirmiştir. 
 
Çok şey öğrendim kendisinden.
Adını hep kutla anarım!
Bir konuya başlayınca, dikkatle yalnızca o konuyu anlatmasını, başka konulara sapmamak için çabasını unutamam. 
Birileri, bazı puştlar, kişileri karalamayı erek ve üstünlük sanabilirler. Oysa kişilikleri sıfır olan bu yaratıkların, Cemal Kutay adlı İstanbul Beyefendisini tanımalarını çok isterdim. mevlevi dergahından geçmenin asıl anlamını onda bulduğumu yazmadan edemeyeceğim.
 
Tanrı cennetinde ağırlasın.
Çocukları, torunları, bu kutlu atayla övünsünler ki ben onunla tanıştığım için bile övünebiliyorum.




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI