Tarım, konuşulmaz! Yapılır!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Mesleğimizin birinin orunu Ziraat Yüksek Mühendisi...

Vay vay vay...
Söyleyince ya da yazınca ne kadar da muhteşem, ama gelelim içine...
Her zaman söyledim ve yazdım. Ben tarımla uğraşmayı hiç sevmedim. Ha, öğrendim. Bazı konularda başarılı ve bilgiliyim, ama bu işi sevmeden yaptım. Benim işim değildi. Memleketin yedi bölgesinde görev yapmama, her yeri gezip görmeme, evet her yeri, dağını, ovasını, suyunu bilmeme rağmen duygularım böyle. 
Sorarsanız neden bu mesleğe daldın, diye. Biraz erken iş olacağı biraz zamanın etkisi biraz da bilmezlik. Puanım yüksekti ki o zaman Ziraat Fakülteleri tıpla, diş hekimliğiyle yarışırdı puanda. Öyle bir zamanda iş bulmak da kolay, diye. Bir de burslu okuma olanağı...
Ben girerken dört tane ziraat fakültesi vardı. Sonra siyasal erekler ve ziraat hocalarının ikincil davranışları nedeniyle sanırım otuza yakın oldu. Nerede bir uyduruk üniversite var. Aç bir ziraat fakültesi sistemi...
Bir ara öyle oldu ki işsizlik, ziraat mühendisliği ile adaş oldu. Sonra sanırım mesleğe ilgi düştü. Bir yada iki matematik sorusu yapan, çarpmayı, bölmeyi bilen girdi bu okullara. Orunu kalabalık hocalarımız da verdiler diplomaları. 
Durum böyle oldu.
Tarımın diğer kolu veterinerlikte de aynı sorun yaşandı. Yaşanıyor. Bugün veterinerlerin çoğu büyük kentlerde sosyete hayvan doktoru olma etkinliğinde. 
Daha da ilginci, tarım ve veterinerlik meslek liselerinin durumu. Öyle arttı ki sayıları öyle artı ki bir çağ gelip çoğunun kapatılmasında etkim olduğu için bugün bile övünürüm. O zaman gerekçem şuydu: Bu kadar ziraat fakültesi varken, tarım meslek lisesini bitiren, o eğitime razı olmaz. Ki dediğim çıktı. Teknisyenlerin hepsi tekniker ya da mühendis oluverdiler. 
Tarıma dönelim!
Bakın, tarımla övünülmez. Tarım ülkesi olmakla övünülmez. Çünkü tarım en ilkel ikinci sektördür. Biliyorsunuz kişioğlunun acunu şereflendirmesi ile birlikte, ilk seçtiği meslek toplayıcılık, sonra avcılık, sonra tarım...
Öyle çok abartılı bilgi ve beceri gerektirmiyor. Ekeceksin, dikeceksin, sulayacaksın, gübreleyeceksin, toplayacaksın. Bu kadar.
E, peki biz bunu neden yapamıyoruz?
Çünkü bu budunla olmaz. Karabudun düzgün tarım yapamaz. Karabudun tarımdan çekilmeden, Türkiye'de tarım yükselmez. Tarım, bir kültür ve eğitim sorunudur. Zorlamayla olmaz. Sevgi ister. İstek ister. Emek ister. Tarım yapmaya kalkan, toprağı ve tarımı sevecek. Yok dedemden kaldı yok atamdan kaldı bu toprak, diye çiftçi olunamaz. O zaman yalnızca toprak sömrüsü başlar. Biz öncelikle bir tarım miras hukuku geliştirip uygulamaya koyamadık. 
En çok tarım konuşulur.
Konuştukça, Türkiye tarımı biter. 
Yok efendim, Hollanda'nın yüzölçümü Konya kadarmış da ama tarım ihracatı falan filan da... 
Hollanda ile Konya'yı karşılaştıran ahmaktır. Salaktır. Bir Hollanda köyüne gidin bir de Konya köyüne. Sorup soruşturmayın. Yalnızca gidin bakın. O zaman anlarsınız. Ben ikisini de gördüm ve anladım. Konya ile Hollanda karşılaştırılmaz. Kimlere oy verdiğine bakmak bile yeter. Yaşantılarına, inandıklarına...
Bizim karadudunda en basitinden merak kavramı yoktur. Meradan çalmak vardır. Mera bölüşmek, diye bir kavram vardır. 
Bizim doymazlarımızda, tarım arazisi, diye bir kavram da yoktur. Buraya nasıl beton dökerim, kafası vardır. Portakal bahçeleri arazi olur. Zeytinlikler yazlık olur. Üstelik her birinin verimsiz olduğuna dair hazırlanan raporlarının altında mutlaka para yemiş bir ziraat mühendisinin ya da siyasetten korkan bir ziraat mühendisinin imzası vardır. Ben asla böyle bir imza atmadım. Kimse attıramadı, ama tanıdığım pek çok meslektaşım, batının o güzelim tarım arazilerine, zeytinliklerine, güneyin portakal limon bahçelerine verimsiz, diye rapor verip, beton diktirdiler. Bugün de sürüyor bu iş. Açın bakın imarlaşma raporlarına. Hatta gidin Kanal istanbul saçmalığının raporlarına bakın. Kaç ziraat mühendisi ya da ziraat hocasının imzası vardır. İnanmayan gidip baksın. 
Ya hayvancılık...
Bir ülkede ziraat ve veteriner dernekleri ithal hayvancılığa destek verir mi? Hatta vakıfları falan bu işten para kazanmak için kolları sıvar mı? Gidip bakın kayıtlara. Biz hocalarımızdan hep hayvan ithal etmenin zararlarını öğrendik, ama bu hocalar icraatta ithalatçı firmaların danışmanları oldular. Sonra da yöneticileri. 
Türk tarımını önce hocalar, sonra da siyasetçiler katletti. katletmeyi sürdürüyor. İçine ettik, acunun en kolay sektörünün. 
Meranın ortasına otel yapılır mı?
Yapıldı.
Ormanın ortasına da yapıldı. 
Tertemiz göllerin dibine de. Boklarımızı serbestçe denizlere göllere akarsulara bıraktık. Bırakmaya da devam ediyoruz. 
Biliyor musunuz, siyaset, en yararlı tarım kuruluşlarını kapattı, en zararlılara dokunmadı. YSE vardı. Destandı. Köy Hizmetleri vardı. Destandı. Zirai Mücadele vardı. destandı. Hepsi gitti. Ama DSİ kaldı. Karayolları kaldı. Neden? Çünkü oralar müteahhitlerin ekmek kapıları. Onlara dokunulmaz. Diğerleri maraba. Kapat gitsin. 
Ya Hu, tarım bakanlığının başına, kepeğin ekilen bir ürün olmadığını bilmeyen birini bakan yapıyorsun. Daha ne bekliyorsun? Neden tarım bakanlığının başına tarımdan anlamayan biri atanır? 
Eğer, Türk tarımını kurtarmak istiyorsanız, önce Tarım Bakanlığını, şimdi ormanı da bitirmek için oraya bağladılar, toptan kapatacaksınız. Başka türlü kurtuluş yok. Sonra da Ziraat ve Veteriner Fakültelerini. Üç ziraat üç de Veteriner fakültesi kalacak. Buraya tarımı gerçekten seven, gönüllü, ilk on bine giren öğrencileri, burslu alacaksınız. 
Size bazı bilgiler vereyim:
Türkiye de en çok akademisyen hangi fakültelerde biliyor musunuz? Ziraat... En çok Profesör de orada. Bu işte utku da Erzurum'un. Açın bakın sayılara. Erzurum Ziraat Fakültesi'nde kaç profesör var, bir zahmet sayın. 
Ya Hu bu nedir?
Bu nasıl bir zulümdür?
Peki, Ankara'da, Tarım vs (Adı çok kalabalık) Bakanlığında kaç personel, hadi onu boş verin kaç bürokrat olduğunu biliyor musunuz? Açın bakın bakanlık teşkilatına. Ya bunun taşradaki gücünü. Ya ayrıcalıklı kadroları. Bunlar ne iş yaparlar? Bunlar ne işe yararlar? Ya Hu hani o devletin verdiği uyduruk tarım teşviklerini, dağıtmak, bankaya yazı göndermek için kaç kişi çalışıyor, biliyor musunuz? Sorun!
 
İlk görev yerim Van'dı. Sık sık göreve çıkardık. O zaman Su Ürünleri, diye bir kurum vardı. Asıl görevi, Van gölü balığını korumak. Gece göl kıyısında pusuya  yatardık kaçak avcılığı engellemek için. Elbette engelleyemezdik. Kimi kez garibin ağına, kayığına çökerdik. O kadar. 
Bir keresinde, Van milletvekili, Ankara'dan özel balık avlama izni çıkardı Ya Hu. Hem de en yasak çağda. Adam gitti, uğraştı. ANAP'lı. Biz balık yasağı için çırpınırken, yasağı kaldırıverdi. Öylece kalakaldık. O zaman dedim: Van gölünde balık kalmayacak. Kalmadı. Tükenmek üzere. 
O zamanlar, Köy Hizmetleri ki yukarıda yazdığım gibi gerçekten özverili ziraat mühendislerinin çalıştığı iyi bir kurumdu. DSİ ile göl ve gölet konusunda çekişirlerdi. DSİ'de inşaat mühendisi ağırlığı, diğerinde ziraat. Senin yaptığın, benim yaptığım... O çağda DSİ'nin yaptığı barajları gezerken o genç yaşımda şöyle düşünmüştüm: Bütün ırmakları kurutacaklar. Göller susuz kalacak. 
İşte bugünkü durum. 
Ama DSİ hâlâ duruyor. Köy Hizmetleri rahmetli...
Bir ara Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu'ndan hayvan barınakları projeleri yapılırdı. Ben de Amasya'da bunda görev almıştım. Kılı kırk yarardım biliyor musunuz? Devletin parası gidecek, diye. Bir gün, yine ANAP çağı, benim şefliğe tenkit yazısı geldi. Hiç unutmam, okuyunca öyle bir sövmüştüm ki. Bir uyanık bürokrat yazmış: Neden Bolu'da yüz başlık bir sığır ahırına şu kadar destek veriyoruz da siz bunun yüzde yirmisini veriyorsunuz?
Evet!
Şaka gibi!
Müdür telaşlanmıştı. Ben de ona, böyle uygun gördük yazayım. Altını imzalayalım. İlgili ziraat mühendisinin yanıtı ekte sunuldu, yazıp gönderin, demiştim. Öyle yaptık. Geri dönen olmadı. 
Peki, siz, Dünya Bankası tarıma düşük kredi veriyor, diye, okumadan sözleşme imzalayan ulu tarım bakanlığı bürokratlarının, bu kredinin maddi değil, aynı olduğunu bilemediklerini, sonra da Dünya Bankası tapon Japon motorsikletlerini, pikapları, kamyonları dayayınca, bunları nasıl dağıtacaklarını şaşırdıklarını, birer cros motosikleti olan araçlarda iki ziraat teknisyeninin ölümü üzerine, bunların depolara kaldırıldığını, sonra da İçişleri Bakanlığı'na verildiğini, sonra da kullanılamayıp, çöpe atıldığını biliyor musunuz? İşte bunların parasını biz 25 yıl ödedik. Bu halkın parasıyla. 
 
Tarım mı?
Siz boş verin tarıma!
Türkiye'de bu siyasetle bu karabudunla bu kafayla tarım yapılamaz. 
Ne mi olacak?
Tarımı öğrenmek istemeyen tarım yapamayanlar, köyleri toprakları bırakıp kentlere sürünmeye gelecekler. tarım arazilerimiz kapitalistlerin, büyük olasılıkla yabancıların eline geçecek. Sonra da kentlerde iş bulamayan ve aç kalan Türk çocuklarını, atalarının topraklarına maraba olarak geri dönecekler.
Gidiş oraya doğru.
Bunun önüne geçmek için, önce Tarım bakanlığı kapatılmalı. Tamamen...
Tarım, konuşulmaz. Bugün herkes konuşuyor. 
Tarım, yapılır hem de çok kolayca.

Ben tarımı sevmem, ama anlarım, bilirim. Hem Türkiye'nin yedi bölgesinde görev yaptım hem de acunu gezdim.
Ama beni kimse dinlemez. Çünkü Ziraat Yüksek Mühendisiyim. 
:)




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI