Tarihe Bakınca, Türk, Neyi Öğrendi, Neyi Öğrenemedi!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Destancı'lığın kötü yanı, makale yazma sıkıntısıdır. Destan yazmaya alışınca, Destancı kimliğini kendince kabul edince, bir konuda yazmaya başlayınca, alır başını gider sözcükler. Bir de bakar ki, başladığı yerden çok farklı bir yere doğru gidiyor.
Ya, kimi kişilerin yaptığı gibi, yazdığı kadarını yayınlar, okunsun ya da  sayfalarca yazını, özünü yitirdi, deyip siler.

Kitap sayımın çokluğundan şikayet edenler (Yalnızca kitaplarımın hepsini okumak isteyip, okumayamayanlar için söylüyorum, sırf kıskançlık ve fitne adına laf sallayan itlerle ilgilenmiyorum) yazıp yazıp sildiğim yazıları bilselerdi kim bilir ne düşünürlerdi? 

Şimdi, bu yazıyı yazmamın ereği şu: Yaklaşık yazılı tarihi (Bazı uydurmacılar gibi on beş bin yirmi bin yıllık hatta otuz bin yıllık tarihten söz etme saçmalığını gösterenlere sakın bakmayınız. Yazılmadan tarih olmaz) 5000 yılı bulan (Hesap şöyle: Türk köklü Ulu budunlardan söz edilmesi MÖ 1780 yılına denk geliyor. İşte o tarihte de 1000 yıl öncesi anlatılıyor. Böylece Türk yazılı tarihi 5000 yıla dayanıyor) Türk tarihini az çok anlayanlardan  (Bilenlerin değil) biri olduğumu bilerek, Türk'ün bu 5000 yıl içinde neyi öğrenip neleri öğrenemediğini, başaramadığını, beceremediğini şöyle bir gözeteceğim. Elbette bu benim düşüncem. benim anladığım. Başkasının düşüncesi ve anladığı ile ilgilenmiyorum.
Bir de azlık zamanlarda olanları yani "ayırmaksızın olanları" dikkate almıyorum.
Benimki genel bir bakış.

Türk, önce Türkçeyi öğrenmedi.
Türkçe sözcükler yerine Farsça, Arapça, Frenkçe, İngilizce, Hollandaca, sanskritçe sözcükler kullanınca, kendini daha bir gelişmiş daha bir bilir saydı. Az kaldı Türkçe yitecekti. Kut olsun ki Atatürk geldi. İşi çözdü. Dil devrimi ile Türkçenin yok olmasını engelledi. Ama bugün de Türk, Türkçeyi öğrenemedi.
 
Türk, içinde yağı ve hain barındırmamayı hiç öğrenemedi.
Sürekli aynı yanlışı yaptı. Sürekli dost, diye yağıyı içinde tuttu ve bunun karşılığını ölerek ödedi. Ha, başına da sık sık hain, yağı seçti. kendisi seçti. Kendisinden olmayanı, dönmeyi, kıvırganı... 
Sonra yine kendisi öldü. 
Türk, hainle dostu bir türlü birbirinden ayıramadı. Hemen kandı hemen inandı. Puştluğu bir türlü göremedi çünkü puştuluğu öğrenemedi. 
 
Çok uzatamadan başka bir konu:
 
Türk, yurt almayı bildi, ama yurt tutmayı öğrenemedi. Ha, Arap anlayışı ile sınırları belli bir "Vatan" sözünün ardına düşüp mutlu oldu zaman zaman ama "Gök'ün altı boydan boya yurt. Sınırsız yurt, dilediğin yeri tut" ulu töresinin gereğini tam yapamadı. Unuttu zaman zaman. Daracık coğrafyalarda mutlu oldu ki ufuksuzluğu öğrenemedi.
 
Türk, başka budunlara nasıl davranması gerektiğini hiçbir zaman bilemedi.
Onları kendisinden ayrı tutmalı, kendisini üstün tutmalıydı. Kimine kültür kandaşı, dedi, kimine din kandaşı, dedi, kimine yurt kandaşı, dedi.
Bağrını açtı, hançeri tam bağrına yedi.
Türk, yönettiği bütün budunlardan kazık yedi. Besledi, büyüttü, korudu, ardını döndü, öldürüldü. Yakınlık göstermeyi, kendinden saymayı hüner bellemesi hep canına mal oldu.
 
Türk, düş görmeyi bırakıp, gerçeklerle yaşamayı hiç öğrenemedi. Elindekinin değerini bu nedenle bilmedi. Doğru olanı hiçbir zaman göremedi, görmedi. 
 
Türk, denizden yararlanmayı bir türlü öğrenemedi. Onun için iyi olan ya bozkırdı ya dağ. Denizlerin değerini anlayamadı. Üç yanı deniz olan bir yurtta bile denizden yararlanamadı. Dolayısıyla keşif nedir çözemedi. Çok uzaklara gidemedi. 
 
Türk, ticaret yapmayı gerçek anlamıyla hiç öğrenemedi. Oysa ulu hanlar, ona sürekli bunu töre kıldılar. Ticaret yollarının önemini anlattılar, bellettiler, ama olmadı. en güçlü olduğu çağlarda bile Türk ticareti başka budunlara bıraktı. Onlar para kazanırken kendisi saka durup onları korudu. Onlar para içinde yüzerken Türk ancak damlayanlardan yararlandı. 
 
Türk, koyun ardında koşmaktan, ata binmekten, topraktan yararlanmayı, üretmeyi, ekmeyi, dikmeyi, tarımı, çiftçiliği öğrenemedi. Tarım bir türlü usuna ermedi. Türk tarımda isteneni hiçbir zaman vermedi. 
 
Türk, savaşçılığı bilendi. En iyi pusat kullanan, en iyi yağı sürendi. Ama iş masada oturup anlaşamaz gelince, hep boş verendi. Savaşta aldı, barışta verdi. Ölerek aldı, gülerek verdi. Türk, tartışmayı, pazarlık etmeyi hiç öğrenemedi. 
 
Türk, kentleşemedi. Tini hep göçer kaldı. Gördüğü, beğendiği, aldığı kentleri bile köye çevirmeyi bozup rezil etmeyi başardı. Yeni bir kent kurduğunda bile kısa zamanda eskitti.
 
Türk, doğayı korumayı hiç başaramadı. Ah o bozkır tini ah o bomboş at koşturduğu uzaklıklar! O hep ağaçsız, boş topraklar gördü ufkunda. yemyeşil aldığı yurtları kurutmakla mutlu oldu. Bir zamanlar ataları ulu ağaçlara tapan Türk, ağaç görünce delilenip illa da onu kesmek gerekir, diye bir değişik tine girdi.
 
Türk, akbudunu üst tutup, yüceltmeyi unuttu. Asıl yolunun ak budunu izlemek olduğunu, hele ki ulu Uruzlar ortadan kalkınca, hiç başaramadı. Karabudun da seçmeyi bilmedi. Bu nedenle Türk'ün yüzü gülmedi. 
 
Türk, ağlamayı, vahlamayı, acuna acı sunmayı öğrenemedi. Öldürüldü, sustu. Katliama uğradı suttu. Hainlikler gördü sustu. Dost bildikleri, korudukları, yönettikleri kazık attı, sustu. Yurdu elinden alınmak, bölünmek istedi, sustu. Kendi kendine övünmeyi dövünmeyi seçti. Medyada, Filmlerde, Müzüklerde, Dizilerde kendini anlatmadı, anlatamadı, savunmadı. Haklı olduğunda da suçlandı haksız olduğunda da...

Türk, Türk'ü dost tutmayı, ırkdaşını sevmeyi, onu yüceltmeyi, desteklemeyi, kendi değerlerine sahip çıkıp öevmeyi, övünmeyi de öğrenemedi. Kıbrıs'ta harekat yapıp kurtardığı ırkdaşları bile Türk'ü yani kendi kendini istemez, sevmez oldu.

Türk acunu anlamadı. Öğrenemedi. Siyaset yapamadı. Oyunlar kuramadı, çünkü oyun kurmayı da öğrenemedi.

Ya Türklük!
Türk, Türklüğünü öğrendi mi?

Bu iş böyle uzar gider.
Daha fazla moralimiz bozulmadan yazmayı keselim biz.
...ve Türk...
"Titreyip kendine dönsün" diye alkış edelim!
 
 
 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI