Sanırım, sevmeyi öğrenemedik!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Bizim kuşağın vardı eksiklikleri.
Öyle olmasaydı, böyle olmazdı, demek de gelmiyor içimden.
Hayır, kuşak tanımı falan yapmayacağım. Kendilerini ite kaka zorkai kahramanlar çağına yakıştırmaya çalışanların gereksiz etkinliği gibi gelir bana. Ben, yaş aralığı olarak söylüyorum. Ne siyasi bir ereğim var. bunları yazarken ne de özentilerim.
Bizim kuşak, hadi biraz geniş tutalım yaş aralığını 1955-1970 doğumlular...
Sorunlu bir kuşak olduğumuz ortada da bu sorunun nedenlerini irdeleyince, yapacak pek de bir şey kalmıyor. 
O durumlardan çıkıp, başka türlü olmak, mümkün değildi.
Benim savım bu!
Tersini düşünenler de kendileri bilirler.
Ben, bizim yaş kuşağının, hiçbir siyasi ayrım gözetmeden, eksiklerini yazacağım, bildiğimce. Yok, bende fazlası var, diyenler de kendileri bilirler. 
Önce gerekçeler:
Köylüydük, biraz daha yükseği, küçük kasabalıydık. Buna karşı çıkıp, yuok ben kentliydim, diyenlere boş verin. Kent dedikleri orta Anadolu'nun bozkırında ya da doğunun dağında ya da karayanın yeşilliğinde, küçük, kendini kanıtlama çabasındaki şehircikler. Oraya nerden gelmişler? En yakın köyden, küçük kasabadan.
Köylüydük.
Ara kültürdendik.
Demek istediğim ne tam öyle ne tam böyle. Arada bir yerlerde. 
Atamız, seferberliği görmüş, bir üstü Kurtuluş Savaşını yaşamış, Osmanlıyla tanışık... Yarı aç yarı tok, yoksul bir CHP döneminin, sonra Amerikan süt tozu ile tanımlanacak DP döneminin yalakalığının, sonra ihtilallerin etkisi ile usları darmadağın olmuş bir yapı içinden gelmiş. 
Evet, bu kadar karmaşada...
Eğitim, bir öncesi okur yazar bir öncesi okumaz yazmaz, hemen yakınımız, ilk mektep bitirmiş ya da terk...
Din ve inanç, yasaklar, günahlar, ayıplar yükünde... Hurafelere abone. Cin-peri öyküleri en çok tutulan korku denemeleri. Bir de Cehennemde yanma etkinliği aiabildiğine yüksek.
Karşı cinse karşı tutuk. Sürekli sevi durumunda, ama tutuk. Bir yandan erlik havaları öte yandan iç yakıcı sıkıntılar.
Veremli kızın kan tükürmeleri, yanık sesli sanatçıların acı dolu yaşamları, varsıl kız yoksul erkek tiplemeleri ile dolu bir sinemaya açmışız gözlerimizi. Sonu belli olan filmleri izlemişiz de izlemişiz sonunu bile bile. Üstelik anlatmayı da severdik, çok gülünç. Üstüne üstlük, bu apayrı acunun kişileri tutkunduk. Benzemeye çabalardık. 
Gelirimiz kısıtlı olduğu için, düşlerimiz de kısıtlıydı. 
Giyinme konusunda, kıçı delik pantolona yama, onarımdan onarılamaz duruma gelen ayakkabılarla gereklilik, top oynamayı sevmek, ama gerektiğince top bulamamak. Bisiklet kullanımını da 25 kuruşu verip kiralama ile tatmin...
Ha, aradan tek tük, biz öyle değildik. Benim şuyum vardı buyum vardı, diyenleri duyar gibiyim de kandaşım, yine köylüydünüz. Oğuş ulularınız da söz ettiklerimden biriydi. Topun vardıysa oynaman kısıtlıydı. Bisikletin vardıysa binmen sınırlıydı. 
Yok, sürekli kötülemeyeceğim. Üzülmeyin. Kişi kendi geçmişine yağı olacak değil ya. Evet, sokaklar güvenliydi ve biz oynardık. Taştan kiremitten topraktan çubuktan falan oyunlar çıkarırdık ve...
Bununla mı övünelim şimdi?
Kaçınızın elektirikli treni oldu? Kaçınız gerçeğe tıpatıp benzeyen kovnoy tabancası taktınız belinize? Hadi kızları da unutmayalım: Kaçınızın ağlayan bebeği, gözleri oynayan bebeği vardı?
Naylondu Ya Hu oyuncaklarımızın hası ya da tahtaydı. 
Kahvaltı çeşitliliği mi, sakın ha havalara girmeyin. Bir dilim ekmek üzerien sanayağı, üzerine tuz ya da şeker ya da yine bir dilim ekmek üzerine salça, yiyip, öğün geçirmeyeniniz var mı?
Hadi söyleyin bakalım, okula giderken mendili olanlar kimler?
Hadi söyleyin bakalım, okula giderken cebinde bir simit parası olan kaçınız?
Hadi söyleyin bakayım, ata, ana, yakın kap ve uya, öğretmen dayağı yemeyen kaçınız?
...ve...
Kaçınılmaz son uç:
Sevmeyi öğrenemedik!
Ne birbirimizi ne arkadaşlarımızı ne büyüklerimizi ne de sevgili tuttuklarımızı...
Sevdik, ama sevmeyi öğrenemedik.
Adam gibi seslendiremedik. Söyleyemedik.
Mal mal baktık. 
Eşek gibi ardında yürüdük.
Konuşamadık, anlatamadık, şiirlerimizi kendi şiir defterimize yazdık salakça... Çıkıp karşısına haykıra haykıra okuyamadık. 
Sevdik, ama sevdiğimizden kimsenin duyumu olmadı. Gizli gizli...
Sonra...
Hadi liseye gelelim.
Lisede kaçımızın...
Neyse...
Üniversiteye gelince...
Hâlâ kızdığım, andıkça sövdüğüm, bacılama ahmaklığı. Üstelik taşra kentlerine nedense kurulmuş üniversitede, kızların erkeklerin kantinde bile ayrı oturması zorunluluğu.
Aptallığa bakın siz. 
Ne oldu peki? 
Memleket mi kurtuldu?
Biz mi kurtulduk?
Gerçekten ne kurtuldu, namus mu? 

Sevmeyi bilmemenin sonucudur kavgalar. Konuşamamanın sonucudur. Karşı cinse davranış bozukluklarının nedenidir. Anlayışsızlığın gerekçesidir. Bugün, eğer, çocuklarımızda bir yitiklik varsa, işte o, bizim, sevmeyi bilmememizin sonucudur.
Sevmeyi bilmeyen, seçmeyi de bilemez, postulatı da doğrudur. 
Bakın başımızdaki siyasilere. İşte sonuç!
Sevmeyi bilmezen, Tanrı sana böyle bela verir işte. Bu tip adamlarla uğraşırsın. 
Onlar mı?
Onlar sevmeyi değil, hadi neyse yazmamayım da yazımın ahlak derecesi düşmesin, ama siz anlayın işte. O işi bilirler. 
Yok, yazacağım, dayanamayacağım: Düzmeyi!

Sevgisiz kuşakların çocuklarıdır bugün en büyükm sıkıntıyı çekenler. Onlara sevgi dolu bir gelecek kuramadık Arkadaş. Suçlayıp durmayın bebeleri. Suç bizde ve bir öncekilerde. Bugün eğitimde dayak yok, ama eğitim de yok, çünkü sevmeyi bilmeyenler, öğretmeyi de eğitmeyi de bilmiyorlardı. Nasıl davranacaklarını bilmeyen öğretmenlerin ortaya çıkardığı bir...
Yok, yine yönetenler.
Din satıcılarının, uslarındaki dogmalara dayalaı bir düzen kurmak dileklerinin sonucu...
Yitik bir kuşak!
Ama bizden yine iyiler be!
En azından seviyorlar!



 

 


 


 

 





YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI