Prof. Dr. Osman Karatay Hakkında Birkaç Söz!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

"Kutlu bir Türk töresidir: Övgü!

Ulu Türklerin en büyük güzelliklerinden.
 
Hem sağ iken yaşayanları hem de salarının başında ölenleri överlerdi ulu atalarımız.
Böylece tinlerine seslenir, hem kendileri mutlu olur hem de tinleri mutlu ederlerdi.
Ne güzeldir Türk töresi!
Ne uludur ne kutludur!
 
Bu şimdiki rezil moda, insanlara ahlaksızca iftiralar, fitne ve dedikodu kökenli saydırmalar, hele ölenlerin ardından (Ölen kim olursa olsun) iğrenç sözler, Türk olmayanların Türklüğe sokmaya çalıştıkları ve bunu başardıkları köksüz soysuz işlerdir!
Türk'e hiç yakışmayan!

"Ölenin ardından hakaretler yağdıran kişi Türk değildir!"
Ha tenkit başka!
Tenkit edersin...
Ama sövmek!
İğrenç!
 
Ben, iyi kişileri, sağ iken övmeyi seçenlerdenim. Sağ iken bilsinler değerlerini bildiğimi.
Ha, öldüklerinde artlarından bir iki güzel söz etmeyi de severim iyi kişilerin. Ama asla ölüye hakaret etmem. 
 
Övgüm, yağcılık ya da yalakalık sınırlarına asla yaslanmaz, çünkü kimseden en küçük bir yarar beklemem. Çünkü doğru söylediğimi, yazıdğımı her kişi bilir.
Tam tersine, kişilere yanlışlarını haykırarak söylemeyi yeğlerim. Yüzlerine...
 
Şimdi, elimden düşürmediğim ve çok yararlanacağımı bildiğim, "Doğru Avrupa Türklüğü" adlı kitabı (Defalarca gözden geçirdim) editörlük ustalığında, Serkan Acar Hoca ile birlikte, var eden Osman Karatay Hoca'ya o kadar büyük bir minnet ve saygı duydum ki bu satırları yazmadan edemedim. 
Elbette o kitapta yapıtları olan bütün değerler esen kalsınlar!
Ama bu işi kotaranlar editörler!
Osman Hoca da varını yoğunu dökmüş!
 
Tanrı Osman kandaşıma (Kendisi bana ağabey dediği için ben de ona kandaş derim) uzun uzun ömürler versin. O ki "Hazar Torunuyum" diyebilecek kadar "Hazarlaşmış bir Anadolulu Türk".

Bildiğim ve emin olduğum konu: Bugün Ulu Hazarların tinleri, adını verdikleri Hazarların denizinin çevresinde kurdukları üstün uygarlığın anlatısını yayma çabasındaki torunlarını Gök'ten övgü ile gözlemekte ve bu ulu tinler aşağıya doğru "Var ol Osman Karatay. Devam et! Bizi bilirni kıl" diye seslenmekteler.
 
Kolaycılar vardır.
Ekmekçi, gündelikçi tipler!
Bu kolaycılar, her devirde, o devre uygun donanımlarla kendilerini ışıkların önüne atarlar. Televizyon, internet, gazete, dergi vd. her yerde önümüze çıkarlar. Kendileri yazsalar da yazmasalar da bu eşsiz reklam sayesinde adlarını koydukları kitapları yüzbinler satar. 
Üstelik...
Gündem değişince, onlar da değişirler. 
 
Şimdi erk nereye bakıyor?
Osmanlı'ya!
Kimi övüyor?
Sultan Abdülhamit'i!
Erk destekli medyada ne geçerli?
Osmanlı ve Sultanl Abdülhamit!
Öyleyse koşun ekmeğe!
 
Oysa, bilim başka bir bağlamdır.
Tarih, bambaşka bir bağlamdır.
Bilim kişisi ise çağı değil bilimi kovalayandır!
Ortada dolanıp erke sırıtan değil, ulu bilgilere erişmek için iğneyle kuyu kazandır.
 
Prof. Dr. Osman Karatay Hoca'yı tanıyalı ya da tanıdığımı sanalı sanırım bir on yılı geçti. Açıkça söyleyeyim başlangıçta tedbiren, biraz  uzak durmuştum. O da efendi sessizliğinde benim kurduğum uzaklığı korudu ki yapısı böyleydi.
Sonra bir gün, bir söyleşmemizde, şu hocayı bir deneyeyim, dedim ki kişiler için uygulamaya koyduğum ve asla yanılmaz bir anket düzenim vardır. Ölçer, tartar, sonra hak ederse yakınlaşırım. Elbette kendimcedir bu seçimim. Ne öneririm ne de bununla övünürüm.
Bilindiği üzere ben bir yoksul Destancı! Ne bilim kişisiyim ne de tarihçi. İşte ucundan kıyısından bir şeylere bulaştık, şimdi sayrılık derecesinde. Kendimizi yiyip bitiriyoruz. 
Osman Hoca'ya bir iki soru sordum ki kendini bilim kişisi sanan uyanık dallamaların yapacakları bellidir bu sorular karşısında. 
Aman Tanrı'm. Bu nasıl bir değerdir! Bu nasıl bir alçakgönüllülüktür! Bu nasıl has bir tindir Osman Hoca'daki!
Hoca anlatıyor, ama adeta çok bildiğini belli etmemek için zaman zaman sözü bana veriyor ki rahatsız olmayayım! Susuyor ki bilgiç görünmesin!
Ama içi deniz, okyanus! Tsunami gibi taşacak!
İşte böylece anladım, karşımda gerçekten övülecek bir kişilik var!
Öyle "Ben bilirim, siz cahilsiniz, siz ne bilirsiniz ki!" gereksizliğini izi bile yok. 
Sanki hep öürenci hep öğrenmeye hazır!
Bazı bilim kişileri bilim orunlarını neredeyse boyunlarına madalyon yapıp kendilerini açık edeceklerken, Osman Karatay, profesör olduğunu söylemek bile istemez. Öylesine bir yapı!
 
Tenkit etmedim mi kendisini?
Ettim elbet!
Romanımsı bir yapıt yazdığında, üşenmedim, aradım, Hoca'm ne gerek var, dedim. 
Kimi kitaplarını da daha geniş beklediğimi söyledim.
Ancak...
Bu denli donanımlı, bilgili ve çalışkan bir Türk'ü çok zor bulacağımı da biliyordum ve kendisine de belli ettim.
 
Bakın okuyucular! 
Ulu Türk Tarihi çok zor iştir. Oradan yeni bilgiler çıkarmak, yorumlar yapmak, özel bir yetenek ister. Çok çalışma ister. Bu işe girenlerin bir kısmı kendi kendini bitirmiştir. Yani o denli zordur. 
İşte bu yapıda, Osman Hoca gerçek bir yıldızdır.
Üstelik, benzersiz bir Hazar-Bulgar-Macar tarihi uzmanıdır. Çok genci etkilemiş ve yoluna çekmiştir. Neredeyse bu konuda geride kalan elli yılda yazılmış bütün bilimsel yazıların, yapıtların on katını tek başına üretmiştir. 
Bir üstelik daha yazayım:
Üstelik, yurtdışında da bu konularda makaleleri atıf alma konusunda rekor bir sayıya ulaşmıştır. Yani saygınlığını yurtdışına taşımıştır. 
Ancak...
Yazık ki çağın modası, kafayı Osmanlı'ya takıp; benzersiz ve varsıl bir tarih, eşsiz, değişik bir kültür bırakan, acunun kafasını allak bullak eden Yahudi Hazarlar konusu, yalnızca Türkleri ve Türkçüleri ilgilendirircesine (ki öyle değildir) uzak duranlar, kafasını erke paralel kılıp Osmanlı tarihçiliğini geçerli akçe görenler çokluktur. 
Acıdır ki, Osman Karatay, yaptığı işin hakkını vererek, adını değil, bilimini öne çıkararak, Türklüğe büyük bir hizmet verirken, çok kişi onun adını bile bilmez. Kitaplarına el sürmez.
Ha bir de gereksiz tenkitçiler....
Olsun!
Biz biliyoruz!
Ben biliyorum!
Hazarları anlamamda tek çözüm yolum Osman Karatay oldu. (Bilmem de değil, anlamamda)
Şimdi bir Hazar destanı yazarsam, onu elbette Osman Karatay Hocam'a ithaf edeceğim!
Elimden gelen yalnızca bu!
 
Bir üstün yanı daha var Prof. Dr.  Osman Karatay'ın!
Üleşimci!
Asla bilim kişilerinin çoğunu sarmış olan kıskançlık duygusuna kapılmamış. Elinde ne varsa kime ne yararı olursa hemen vermiş, üleşmiş. Bilginin bir an önce daha uzaklara ve çok kişiye ulaşmasını sağlamış. Çok güzel bir ekip kurmaya çabalamış. Öğrencilerini benzersiz yetiştirmiş. Özverinin en üst değerince yaşamış. 
 
Ha, birkaç dil bilmesi, gidip yerinde görmesi, benzersiz araştırmaları elbette artı değerler ki biz Çince bilmeden, programlara çıkıp "Çince biliyorum" diyenleri de gördüğümüz için bunları bir üstünlük olarak saymaya gerek görmedik. 
Osman Hocam, o kutlu yüreği ile bildiğine biliyorum demeyecek kadar alçak gönüllü.
Bunun bir benzeri var mı? 
Onun öncülük ettiği, yönetiminde bulunduğu, kendi önerisi ile ortaya çıkan projelerinden de söz etmeyeceğim. Onlar da ayrıntı.
 
Asıl olan nedir biliyor musunuz?
Asıl olan:
Osman Hoca Türk'tür!
Osman Hoca Türkçü'dür!
Osman Hoca gerçek bir bilim kişisidir!
Osman Hoca, kişioğlu kişidir!
 
Masamın üzerindeki daha da ötesi elimin altında duran "Doğu Avrupa Türklüğü" kitabını alın mutlaka. Sanırım daha da gelişmiş ikinci baskısı çıkacak. Şöyle bir karıştırın. Okumadan... O zaman belki ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
Hemen yazayım da o içimde kalmasın: "Osman Hoca'm ktaptaki bir makalen biraz eksikli kalmış. O konuda daha çok bilgi var sende, biliyorum, ama zaman mı yetmedi yoksa başka türlü mü düşündün, bilmem. Onu bir geliştiriver! Hangisi olduğunu söylerim!"
İşte bu da huy!
Eksikliği de söylemeden yapamıyoruz.
 
Şaka bir yana...
 
Tanrı seni ve Ulu Türkler için çalışan öğrencilerini var, varsıl, Gökçül kılsın; Kam Tinli Büyük Bilge!




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI