Nazım Hikmet de bir Türk milliyetçisiydi, önceden!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Büyük bir şairdi.
Her zaman büyük bir şair...

Hep övgü alırdı. Genç yaşında o varsıl edebiyat çağında, onca çok değer arasında,  tutunabilmişti. Çünkü gerçekten güzel yazıyordu.

Emperyalist işgale karşı, Türklüğü savunan, bir aydındı Nazım Hikmet.
Kavgacıydı da kavgayı destekliyordu.
O çağda eşsiz şiirleri milli kavga içindi.
Şu şiirine bir bakın!
Anlayın o çağdaki düşüncesini:
 
                Kırk Haramilerin Esiri
 
Geniş dallardan sızan gecenin gölgesiyle,
Ormanda uğuldayan yağmurların sesiyle,
 
Bu akşam renklerini kaybedince her çiçek.
Bir kahraman esirin kolları kesilecek.
 
Bu bir şanlı erdir ki Rabbi bulmuş kanında.
Bir kere düşürmeden yüksek mağrur alnında.
 
Alevden bir sancağın taşımış gölgesini.
Memleketler çökermiş yükseltince sesini.
 
Tam altı yüz yirmi yıl bir nur için döğüşmüş,
Fakat günün birinde kafir eline düşmüş.
 
Şimdi ezmek istiyor onu kırk haramiler,
Bu son akşam kalbinde rabbi bulmazsa eğer.
 
Ormanda renklerini kaybedince her çiçek.
Bir vuruşta bin kesen kolları kesilecek.
 
İşte rüzgarda uçan alevleriyle yer yer,
Siyah ağaçlıklardan parladı meşaleler.
 
Dumanlı bir kızıllık ormanı gölgeliyor.
Şanlı esirleriyle haramiler geliyor.
 
Ağaçsız bir meydanda büyük kütükler yandı.
Haydutların karanlık yüzleri aydınlandı.
 
Küçük bir oda gibi yosunlanmış bir taşı,
Kendisine taht yapan haramilerin başı.
 
Bir şeyler mırıldandı, bir şeyler emreyledi,
Sonra boğuk bir sesle haydi kesiniz dedi.
 
Haydutlar ağır ağır çekilirken geriye,
Geniş yüksek bir gölge itildi ileriye.
 
Tunç bir çehre parladı alevin rüzgarıyla,
Yüksek gururlu alnı geniş omuzlarıyla.
 
Kolları kesilecek kahraman esirdir bu,
Ne dudakları sarı ne gözlerinde korku,
 
Bir demir heykel gibi öyle hissiz bekliyor.
Nihayet hep kütükler olunca bir yığın kor.
 
Haydutların içinden birisi ilerledi.
Kolların kesilecek haydi hazırlan dedi.
 
Zulmette parıldadı çeliği bir baltanın,
Kuru bir ses duyuldu sonra fışkıran kanın,
 
Damlaları ateşten yer yer duman çıkardı.
Şimdi şanlı esirin yalnız bir kolu vardı.
 
Ormanı baştan başa dolaştı boğuk bir ses;
Öteki kolu da kes! Öteki kolu da kes!
 
Bıraktığı baltayı cellat alırken yerden,
Meydana gölgeleri yakınlaşan göklerden,
 
Haykırıldı bir büyük şanlı mazinin yadı.
Birden balta esirin elinde parıldadı.
 
Kahraman esir, Osmanlı devleti, kolları, Rumeli ve Anadolu... 
Haramiler, Emperyalistler... 
Eli-kolu bağlı Türk'ün bir kolunu, Rumeli'yi kesmişler. Sıra Anadolu'ya gelmiş. O zaman başkaldırı başlamış.
Ne harika bir anlatım!
Kaç, değme milliyetçi böyle bir şiir yazabilir?
 
Ben, yazamam örneğin!
 
Nazım Hikmet'in böyle çok şiiri vardır. Tini de böyledir. Son dizeler Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nı muştular.
 
Hadi bir başka şiirini daha okuyalım:
 

Yaralı Hayalet

bir gece bir odada dört arkadaş toplandık;
bir uzak rüya olan geçmiş günleri andık.


gözlerimiz yaşlıydı, gönüllerimiz mahzun,
hepimiz memleketten konuştuk uzun uzun.


dördümüzden ikisi aydın uşaklarından;
efelerin kanıydı damarlarındaki kan.


onlardı en ziyade ağlıyan için için.
bu hali, nihayete erdirebilmek için


bir sedefli tambura vererek küçüğüne
dedim ki: “kımıldanın, bu küskün haliniz ne?


bir çal da dinliyelim, haydi sarı zeybeği,
canlansın gözümüzde yalçın dağların beyi.


çaldı; tamburasından tarihin sesi geldi.
dağlara yaslanarak sarı zeybek yükseldi.


çaldı, her nağmesinde haykırarak şanını,
şu dağlarda bir olan zeybeğin destanını.


kardeşi, adım adım oynuyordu ortada;
gölgeler kırılıyor, sarsılıyordu oda.


diz çökerek vurdukça sağa sola dizini,
başına çıkan kanı kızartmıştı benzini.


parlıyan bakışları ilâhîleşiyordu.
her sarsıntı gönlümde bir külü eşiyordu.


gözlerim yavaş yavaş dumanlandı, karardı.
sandım ki odamızı bir mavi duman sardı.


gitgide koyulaştı bu mavi, renksiz duman,
gitgide hayal oldu orta yerde oynıyan.


sonra birden o hayal, parçaladı bu sisi,
artık şimdi oynıyan değildi deminkisi.


daldım karanlığına en derin hayretlerin;
her adımı beynimde uğuldıyan bu erin.


endamı ince, uzun, omuzları enliydi;
sırma burma bıyıklı, sırma mor cepkenliydi.


kaç kereler görmüştüm bu yüzü rüyada ben;
yer, gök yarılır gibi haykırıyor oynarken.


gönülden aşinayım erliğine bu sesin.
se misin sarızeybek, sarızeybek sen misin?


zeybek, sendeliyorsun! o ne, soluyor benzin!
yere eskisi gibi, hızlı vurmuyor dizin.


gözlerin kapanıyor, sana ne oldu, aman!
o ne? mor cepkeninden neden akıyor al kan?


bir kâfirin imansız kurşununa yandın mı?
ah ey sarızeybeğim, sen de yaralandın mı?

 

Milli Kuvvetlerin kalkışması başlamış, Ege'li yiğitler dağa çıkmış. Sarı Zeybek...

Ne güzel bir anlatı...

O çağ başka bir çağdı.
Kafalar çok karışıktı. İşgal altıdaki bir ülkenin erleri çözüm arıyorlardı.

O zaman Bolşevikliği öven, Komünist Rusya'dan medet uman, Komünizmi kurtuluş için tek çözüm görenler az değildi. Türkçülerin çoğu sola kaymıştı. Kimi açıkça Bolşevik övgücüsü, kimi gizli solcu. Kimisi yalnız tartışan, anlamaya çalışan...

Hadi, sizleri şaşırtacak birkaç ad yazalım:

Ziya Gökalp...

Dr. Fuat Sabit...

Ethem Nejat...

Kazım Karabekir...

Çerkez Ethem...

Celal Bayar...

Hikmet Bayur...

Tevfik Rüştü Aras...

Reşit Galip...

Yeter bu kadar.
Bu kişilerin çoğu bir kurtuluş umuduyla ediyorlardı sol sözlerini. Emperyalizme karşı Rusya'da bir devrim olmuştu. Bir benzeri de Anadolu'da filizleniyordu. Biraz destek ihtiyacı... Yalnızlığın getirdiği tin durumu...

Ya mandacılar...

Tek kurtuluş İngiliz ya da Amerikan Mandası, diyenler...
Onlar da çok fazlaydı. İçlerinde öyle kişiler vardı ki:
Rauf Orbay...
Halide Edip...

Biz şimdi bu kişileri kötüleyebilir miyiz? Hakaret edebilir miyiz? Aynı çağın İngiliz uşaklarına övgüler düzen ve Milli harekete küfürler eden Püsküllü fesliler gibi davranabilir miyiz?

Her kişi Mustafa Kemal olamazdı ki!
Her kişi onun gibi düşünemezdi ki!

Eğer öyle bir olasılık olsaydı,  Mustafa Kemal bu kadar değerli olmazdı ki!

Bunca düşünce karmaşasının arasında, "Tam bağımsızlık" demek kolay mıydı sanıyorsunuz.

Kendinizi o çağda, oralarda bir yerlerde düşünün.
Elbette yaşanan çaresizliği bilerek.
Anlayın, anlamaya çalışın!
Sonra isterseniz ahkam kesin. Ona buna saydırın.

İttihatçılığın ne olduğunu anlayamayan ahmaklar gibi davranın. Her biri en az 5-10 savaşta bulunmuş, cephe cephe gezmiş yiğitlere söz edebilen alık hainler gibi sözler edin.

Sakın ha!
Kıymayın o çağın değerlerine.
Hele bu yoksul çağda...


Siz nadanlara uymayın!

Evet, Nazım Hikmet, önceleri bir Türk milliyetçisiydi. Arı Türkçe akımına uyan, destekleyen, "Hececilik"e katılan... Türkçü bir genç şair. 

İlk, en güzel başkaldırı şiirlerini o yazmıştır. 

İşgal altındaki İstanbul'da kalmamış, Milli kuvvetlere katılmak üzere Anadolu'ya geçmiştir. Ha, ünlü Ali Fuat Paşa (Cebesoy) onun dayısıdır. Ankara'da onun yanında yer alır Nazım Hikmet. Milli kalkışmayı destekler, över, içinde yer alır. 

İşin ilginç yanı Selanik doğumludur.

Bu Selanik...

Bir değişik memleket. Öyle istiyorum ki gidip görmeyi. O havayı koklamayı.

Mekteb-i Sultani'de okumuştur. Galatasaray Lisesi... 

Orası da bir değişik yer...

Çok küçük yaşlarda şiir yazmaya başlamıştır. Her fırsatta da okur yazdıklarını. Yetenekli olduğu belli olmuştur. Bir gün bir toyda, yazdığı bir kahramanlık şiirini bizim Cemal Paşa'ya okur. O zamanlar Bahriye Nazırı olan Cemal Paşa'mız... Çok beğenir şiiri Paşa. Nazım Hikmet'e omuz verir. Bahriye Mektebine girmesine neden olur. Okulu bitirir ve Kahraman Gemimiz Hamidiye'de göreve başlar. Ancak zabitliği beceremez ve ayrılır. 

Nazım Hikmet, Milli savaşım için Anadolu'ya geçtiğinde yalnızca 19 yaşındaydı.
Düşünün... 19 Yaşında Milli güçlerle...
Cepheye gitmedi, ona Bolu'da öğretmenlik görevi verildi. Orada budunun yoksulluğu, perişanlığı şairi çok etkiledi. Spartakist gençlerle tanıştı. Onların söylevleri tinine sesleniyordu. Sadık Ahi Etik adlı arkadaşından öğrenmeye başladı solculuğu ve sonra da yolunu Kızıl renkte seçti.

Sonrası bildiğiniz gibi.

Bir zamanlar milliyetçilere en büyük hainlik hedefi olarak gösterildi Nazım Hikmet. Ona sövmek hak gibiydi.
Hakkında kitaplar yazıldı.
Sevenlerle sevmeyenler kavgaya tutuştuklarında, sanki tek suçlu o oldu.

Ha, düşüncelerini, davranışlarını, sözlerini hatta kimi şiirlerini beğenmeyebiliriz. Ama ya yukarıdakiler gibileri! Hatta daha da güzelleri.

Şimdi Nazım'ı yok mu sayalım?
Ha, onu da yapabilirsiniz. Bu bir seçki.
Hiç yaşamamış gibi mi davranalım?
Ama...
Hâlâ sövelim mi ona? 

Ölenlerin ardıdnan tek kötü söz etmemeyi töre bilen Türk olmayı unutup, püsküllü fesli güruhundan olup, bütün sevmediğimiz ölülere saydıralım mı?

Yoksa...

Bence sövmeden önce o çağı, yaşananları, ikilemleri, çözüm arayan kişileri, ülkülüleri ve ülküsüzleri düşünelim.
Savaşa koşanları, savaştan kaçanları...
Varsıllık için işgalcilere yalalık edenleri.
Zamanı anlayalım zamanı.

Evet, yargılayalım, ama bunda bile insaflı olalım. 

Şair yetişmeyen bir çağda kala kaldık şimdi.

Popüler emperyalist kültür sardı her yanımızı.

Ha, zaman zaman "Baş koymuşum Türkiye'min yoluna" diye seslenenler, "Sana selam vermeden uçan kuşun yuvasını" bozacak değerler, "Sarı çaçlarına deli gönlümü" bağlayanlar; niceleri niceleri rahatlatırken tinimizi, Nazım'dan da bir iki şiir okuyun derim ben!

Siz bilirsiniz!
Ben, böyle derim!





YORUMLAR
2 Yorum

Mustafa ALEMDAR "61"
29-04-2020 14:00:00

Kaleminize sağlık hocam bir Türk Milliyetçisi olarak yazıyorum teşekkürler

Hüseyin Ay
25-04-2020 18:06:00

Var ol Ahmet Abi

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI