Müge Anlı benzeri programlar ve toplum ahlakı!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

İzleyeni çok bu tip programların. İzleyeni çok da farkında olmadığımız konu, gidip başvuranı da çok. Çözüm arayanı da çok!

Bir zamanlar, çoklu televizyonlar başladığında, budunun katıldığı tartışma programları gözdeydi. Birkaç prof, birkaç sanatçı ya da sanatçı benzeri bol ca heyecanlı tip... Bir ara din konuşulan programlar arttı. Sonra evlenme programı furyası başladı. Hemen yanında siyasi tartışmalar...
Sonu gelmez konular!
 
Acun, işi bozdu. Yemek, kaynana, giyim, manken, şarkı, survivor derken...
 
Biri bitim yayılıp, sonra madara olup tükenip, yenisi çıkarken, son zamanların modası, kayıp, çözülemeyen cinayet, kaçan hatunlar, kaçırılan çocuklar...
 
Sakın ha işin dibi çıktı, diye düşünmeyin. Çünkü bu işin dibi yok. 
Bir zaman izleyince, kafayı yeme durumu, hele standart Türk-milli-ahlak-aile yapısı-inanç-yasa değerleri çoklamasında düşününce, uslar yitecek duruma geliyor. Üst üste o kadar çok yanlış birikiyor ki eyvah, demeye başlıyorsunuz.
Sorular:
Bu kadar çok terk edilmiş çocuk olur mu?
Bu kadar çok ahlaksızlık olur mu?
Bu kadar çok dolandırıcılık olur mu?
Bu kadar çok kaçan kadın, çocuk olur mu?
Bu kadar çok aile yıkımı...
Bu kadar çok ahlak yıkımı...
 
Uslar dururken, aslında farkıda olmadan daha kötüsü daha kötüsü daha da kötüsü derken, konulara alışmaya başlıyorsunuz. Doğal gelme anlayışı, aslında en kötü sonuç.
Sözü edilen dar çevreler ve genelde karabudunun yaşamı.
"Onlar böyle yaşıyorsa, diğer yanlar için eyvah" demek sıradanlaşıyor. 
Düşünüyorum: Bu programların bir görevi de bir zamanlar kafa yakacak kadar değişik gelen olayları sıradanlaştırma mı?
Bir elden bir yerden mi yönetiliyor?
 
Düşünün, artık o onunla bu şununla, o kocasını bu karısını...
Ne oluyoruz, neler oluyor, diye düşünürken, tiplere bakıyorsun. Genelde hep aynı kesimden. 
Eyvah!
 
Şu bir gerçek, küçük yerleşimler dağılıp büyük kentlere koşunca, hızlı ve gecikmiş göç ile toplumun  kendi kontrolü bozuluyor. Bilinmedik çevre bilinmedik sonuçlar getiriyor. Kimsenin kimseyi tam tanımadığı ortamlarda kimse de kimseyi ayıplama, işine karışma gücü bulamıyor kendinde. 
 
Çok hızlı ve gecikmiş bir göç yaşıyoruz.
Üstelik göç sürüyor.
Büyük kentlere gelenlerin bir kısmı, değerlerini geldikleri yerde bırakıp geliyorlar. 
Üzerine bir de geçim sıkıntısı bir de işsizlik bir de nadanlık...
 
Bu tip programları ilk kez izleyenler şaşırıyorlar, ama ustalıkla tetiklenen merak etkisi ile izlemeyi sürüdürüyorlar. Bir noktaya geldikten sonra da kopamıyorlar. Ona şaşırıyorlar buna kızıyorlar, ama bir zaman sonra alışıyor ve gülmeye başlıyorlar. Çünkü daha kötüsü geldikçe bir önceki sıradan geliyor. 
 
Bir toplum değerleri ile yaşar. 
Öyle zorlama din, inanç, iman aşılaması ile asla bir bağlam çözülmez. Tam tersine tepkiler gelir ve yanlış yönlenir kişiler. 
 
Benim usumun durduğu konuları doğal ve sıradan karşılayanlar olduğunu biliyorum. Yaşadığım, tanık olduğum olaylardan biliyorum. Donup kaldığım ve tek söz etmediğim. Etsem de bir şey olmaz ya! Etmedim, çünkü sonuç alamazdım, biliyorum. 
Aslında tarih bilmenin bir sonucu da bunların olacağını öngörebilmeniz. Çünkü hep böyle olmuş. 
Yok asla tenkit etmeyeceğim.
Çünkü inanın tenkit zamanını aştık.
Çünkü...
 
Sık sık şunu yazarım, söylerim:
"Dışarda, yoksulluk, açlık, işsizlik varsa, önce güvenlikli siteler oluşur ve varsıllar yaşamlarını duvarların ardına taşırlar!"
Evet, böyle olmuştur. 
Aslında kentler, yüksek surlar, kaleler de benzer gerekçelerle doğmuştur. 
Ama sonuç alınmamıştır. Aşılmayan sur, yıkılmayan kale yapılamamıştır. 
Demek istiyorum ki güvenlikli duvarlarla çevrilmiş siteler de çözüm olmaz. Yarın, asgari ücretle çalıştırdığın kapıcı, güvenlik görevlisi, marketten mal getiren çocuk, kargo taşıyan...
Kapıyı açtığın ve güvendiğin...
 
Ha, ahlak yıkımının da sonu yoktur. 
Durma noktası da.
Bir başlayınca...
 
Önceleri büyük kentin bir iki caddesine çıkan tiplere kızarken, müşterileri arttıkça, başka caddelerin sokakların da aynı yola...
 
Ah, yazarken bile içim sızlıyor.
Üstelik anlayabilen de farkına varabilen de çözüm bulacak durumda olanlardan çözüm bulacaklar da gün geçtikçe azalıyor. 
Oysa bu yıkım, yarın kimin kapısını çalacak, bilmiyoruz.
 
Başkasına kaçan ve onunla yaşayan nikahlı karısı için sunucunun ısrarla ve belli bir amaçla sorduğu "Geri dönerse affeder ve kabul eder misin?" sorusuna, evet, ederim, diyen garibana şaşıran ya da şaşırmış görünenler, bu işin ne denli yayıldığının farkında olsalardı...
 
Daha açık yazmama inandığım değerler izin vermiyor ya, inanın hani bir zamanlar, karayandan bir Rus akımı olmuştu da o konuda bir yazı yazmıştım on yıllar önce demiştim ki, "Eyvah, planlı ve düzenli bu saldırı ile sanıyorum koca bir bölgeyi yitireceğiz!" sözüme büyük tepki gelmişti.
Şimdi de bu programlar planlı ve bir gizli servis çalışması, dediğimde, mutlaka olur mu ya, diyenler çıkacaktır.
Ben rastlantılara pek inanmam. 
Bu yayılma bir rastlantı olamaz. 
Dikkat edelim ve gençlerimizi, çocuklarımızı dikkatle koruyalım. 
Soru: İki çocuğu olan birine, günde 37 lira verip, hadi bununla geçin, deyip, sonra da onun gözünün önünce, yaşamında göremeyeceği bir lüks içinde yaşarsan... Sahi, ne olmasını bekliyorsun?
 
Yok, bu yazı olmadı.
Okursanız, kusura bakmayın!
Anlatmak istediğimi anlayabildiyseniz, bu sizin hüneriniz. Ben yazamadım.




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI