KÜR ŞAD Nasıl Doğdu?


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Gök Bilge Atsız'ın ad verdiği, bakın üzerine basa basa yazıyorum "Adını verdiği" ve bilinir kıldığı, Göktürk Ulusu kişinin, asıl Adı Aşina Chie Shih Shuai olan soylu Türk'ün, gerek duyulduğu çağda, tam çağında, Türk diline kolay gelen bir adla, Kür Şad olarak, destanlaştırılması ve ululaştırılması, Türkçülük tarihinin çok önemli bir dönem taşıdır.
Gök Bilge Atsız...
Kür Şad'la...
Türkçülük yoluna bir Bengütaş dikmiştir.
Kür Şad çok bağlamı değiştirmiş çok gerçeği etkilemiş, tarihe doğru bir geçit açmıştır.

Bu iş öyle sıradan bir sunum değil, uzun zaman düşünülen, olgunlaştırılan ve pekiştirilen bir projedir.
Çok uzun zaman alan bir proje...
Unutulmaz olmasının bir nedeni de büyük emek verilmesi ve üzerinde çok çalışılması, tarihin adeta yeniden yazılmasının ve değiştirilmesinin bile göze alınmasıdır.  

Kür Şad, Atsız'ın başyelli tininin yansımasıdır. Atsız, Kür Şad'la o ulu çağlara gitmiş, yeniden orada doğmuş ve yaşamıştır.

Özetle: Müthiş bir olaydır.
 
Bu müthiş olay, inanılmaz bir kurgu ile renklendirilmiş, uslara yazılarak anıtlaşmıştır. Bunun ardından da gerçek tarihi aşıp, onun yerine geçmiştir. Ki bu işi de ancak Atsız başarabilirdi.
 
Kür Şad'ın doğuş öyküsüne, yetimizce göz atalım ve bazı noktalara parmak basalım:
 
Gelecekte birbirlerine girecek, büyük bir kavgaya tutuşacak, değişen çağın koşullarında bu kavganın siyasi olarak kullanımına neden olacak, sonuçta 3 Mayıs Türkçülük Bayramı'nın ortaya çıkmasına ve Türkçülük tarihinin başka bir çizgiye yükselmesine neden olacak iki kişi: Hüseyin Nihal Atsız ile Sabahattin Ali, önceden çok yakın dosttular.
Tanışma alanları Türk Ocakları'ydı. Üstelik Sabahattin Ali, Atsız'a saygı duyar, Atsız da Sabahattin Ali'yi içten bir Türkçü olarak görür, ona sürekli yeni konular öğretmeye çabalardı. Onunla sık sık duyumlaştığı bilinmektedir.
O çağda bu yakın dostluğu bilenler, görenler, bu yakınlığın sonradan yağılığa dönüşeceğini asla öngöremezlerdi.
Çağ değişince, kişilerin yolu da değişiyordu yazık ki!
 
1936 yılı...
Sabahattin Ali 29, Atsız 31 yaşında...
İkisi de çalışkan ve üretken iki Türkçü yazar, şair... 
Kimi kez aynı dergilerde de yazıyorlar...
 
Sabahattin Ali, Atsız'a gelmiş (1930-1931 yılları) ve demişti ki "Yeni bir eser yazacağım. Kurgusunu kafamda oluşturdum. Ancak bir ulu Türk kahramanı eksiğim var. Bana, adı ve özellikleri ile bu kahramanı sen verebilir misin?"
Atsız, bu isteği önemsedi.
Önceden de üzerinde çalıştığı çok kişinin adını bile bilmediği, ancak ortaya çıkması gereken, kendine özgü değişik bir yaşamı olan Aşina Chie Shih Shuai'yi seçti.
 
Aşina Chie Shih Shuai, eşsiz bir kahramandı.
Atsız, yeterince bilinmeyen, Türk tarihinde benzeri olmayan bu kahramanın bilinmesi gereken bir er olduğunu düşünüyordu. Ancak adını, o çağda kullanımının zorluğunu düşünerek, ses uyumu ve köken uygulaması ile Kür Şad olarak değiştirmiş, bunu da 1932 yılında yazdığı "Yolların Sonu" şiirinde kullanmıştı.
Atsız'ın Kür Şad'ı Sebahattin Ali'nin istediğine uygun bir kişiydi.
Böylece Kür Şad'ı çok kişi öğrenecekti.
Atsız, ulu bir görev bildiği bu konuyu Sabahattin Ali için hazırladı. Kür Şad'ın yaptıklarını, tarihini, kaynaklarda geçen şekli ile ve kendi düş acununa uyan yapısı ile kurgulayıp, elbette bu yaptığı işin o çağda tam olarak gelecekteki yansımasını düşünmeden Sabahattin Ali'ye verdi.
Böylece bir yakın dostuna iyilik etti. 
Böylece, Kür Şad'ın daha büyük kitlelerce tanınacağını düşündü.
 
Aslında bir başka kişi, Pertev Naili, 13 Nisan 1931 tarihinde, Sabahattin Ali'ye yazdığı mektubunda, bu konuyu öncelikle dile getirmişti:
"Hele şu Nihal'den aldığın mevzuu bir tiyatroya çevirsen yok mu ya..."
Kür Şad'ın yaşamı çok kişiyi etkilemişti. Eseri bir an önce ortaya çıkmalıydı. 
 
Sabahattin Ali, Kür Şad'ı aldı. Usunda ona değişik bir görev verdi. Dğeişmeye başlayan düşüncesiyle yoğurdu. Yazdığı "Esirler" adlı piyesin kahramanlarından biri yapıp kağıda döktü.
Ancak Sabahattin Ali'nin eserleştirdiği Kür Şad ile Atsız'ın usunda kurgulayıp adlandırdığı Gerçek Kür Şad arasında uzaktan yakından bir ilgi yoktu. 
 
Oysa Atsız Sabahattin Ali'ye şunu da önermişti:
"Eserinin adını Kür Şad yap... Senin bu eserini hiçbir dalkavukluk maksadıyla yazmadığını biliyoruz. Bu eser sana, öyle zannediyorum ki iyi bir şöhret temin edecektir......"
 
Sabahattin Ali "Esirler"i tamamladı.
1933 yılı ortaları...
Ki 1 Ağustos 1933'te Ayşe Sıtkı'nın Sabahattin Ali'ye yazdığı mektupta "Esirler" den söz ediliyordu. 
"Senin 'Esirler' Pertev'in evinde temsil edilmiş ve ağlayanlar omuş Ben bir defa şöyle bir okumuştum. Bilhassa sonu fevkalade hoşuma gitmişti. İçindeki sözler mevzudan ve heyeti umumisinden çok daha güzel."
 
Ancak, Atsız bu eseri uzunca bir zaman göremedi. Hatta yine yazdığı mektubunda "...bir kere de bana göstersen iyi edersin..." demişti. 
Çünkü Kür Şad'ı çok önemsiyordu.
Sabahattin Ali, geçmişte yakın dost olduğu Atsız'ın iyiliğini unutmuş, onun emanetine ihanet etmişti. 
Sanırım, "Esirler"i Atsız'a göndermekten çekiniyordu. 
 
Atsız, Sabahattin Ali'nin "Esirler"i yayınalnamdan  önce, 19 Nisan 1934'te Kür Şad ile ilgili olarak bir yazı yazmıştı. "Cihan Tarihinin En Büyük Kahramanı Kür Şad"...
Bu yazı Milli Türk Talebe Birliği'ne yazılmış, Atsız'ın çıkardığı Orhun Dergisi'nin 6. sayısında yayınlanmıştı. 
 
Kimi kişiler, Atsız'ın, Aşina Chie Shih Shuai, adlı Göktürk Ulusu Kişiye "Kür Şad" adını, daha öğrenci iken verdiğini söylerler. Yani Kür Şad destanı Atsız'ın usunda üniversitede okurken şekilleniyordu. 
Atsız'ın dini ile Kür Şad'ın tini yoldaştılar.
 
Atsız'a göre Fatih, Yavuz, Kanuni, Kaptan Kağan hatta Namık Kemal ve Ziya Gökalp'i övdükten sonra  "Fakat bunların hiçbiri Kür Şad gibi büyük bir maksatla ve onunki kadar güç şartlar içinde çarpışmamışlardır" Kür Şad'ı "Kahramanlık kadar Feragatin de timsali" olarak görmektedir. Başkaldırmış, ancak başkaldırı başarılsa bile kağan olmamayı daha başında yoldaşları ile üleşmiştir. Bu başkaldırı "Kağan" olmak için değil, Türk budunu özgür kılmak için yapılacaktır. 
 
Kür Şad Sabahattin Ali gibi güçlü bir kalemin piyesinde kim bilir ne denli güzel anlatılırdı!

Atsız yanılıyordu!
 
Zaman ilerledikçe, siyaset yeğlemeleri de gittikçe değişiyor, yeniden şekilleniyor, iki eski dostun arası soğumaya başlıyordu ki bu gidiş çağı değiştirecek olan bir kavgaya doğruydu.
 
Atsız, Sabahattin Ali'nin "Esriler"ini ancak 1936 yılında, Haziran-Eylül aylarında, Varlık dergisinde, tefrika olarak yayınlandıktan sonra okuyabildi. 
Tam bir düş kırıklığı...
Kür Şad'ı ne hale gelmişti?
 
Çok üzüldü.
Çok kızdı.
Onun Kür Şad'ı Sabahattin Ali'nin kaleminde, bambaşka bir kişiliğe bürünmüş, sıradanlaşmış, kişiliksizleşmişti.
Sabahattin Ali'ye, "İçimizdeki Şeytanlar" kitabında, şöyle seslenecekti:
"...benden yazacağı piyes için, tarihi ve kahramanane bir mevzu istediği zaman ona kahraman Kür Şad'ı yazıp vermiştim. Tarihin en büyük kahramanını iradesiz bir aşık haline sokacağını bilir miydim? Bilsem ona öğretir miydim?... Kendisine vaktiyle vermiş olduğum Kür Şad mevzuunu da Nazım Hikmetof'un tesiriyle marksist bir kalıba sokmuş, Esirler, diye yazdığı bir piyeste mağlup bir insan haline getirmiş ve bu piyesi Varlık'ta tefrika etmişti. Bereket versin Darülbedayi piyesi zayıf bularak oynamadı. Yoksa Sabahattin'in önceden söylediği gibi Şekspirvari bir piyes olsaydı, Kür Şad sahnede bayağı bir adam olarak yıllarca gözüküp bizi incitecekti."

Evet, Esrler, tutmadı ve kimse o başka Kür Şad'ı tanımadı, tanımak istemedi.
 
Atsız aynı tarihlerde yazdığı "Yakarış" şirinde de Kür Şad'ı anmıştı. 
 
Atsız, kızgındı ya bu işi kendince çözümlemek için bir yol bulmuştu.
Kür Şad hak ettiği değeri mutlaka bulacaktı.
Böylece "Bozkurtların Ölümü" adlı eşsiz eseri yazmaya karar verdi.
Ancak, o hak bilir, kişilik gözetir, yağısını bile sayardı. 
 
9 Ocak 1937'de bir mektup yazdı Sabahattin Ali'ye ve ona "Bozkurtların ölümü"nü yazmaya başladığını, orada Kür Şad'ın gerçek değerini vereceğini" söyledi:
"...Ben Kur Şad'ı roman olarak yazıyorum."
 
Tahsin Demiray, Atsız'dan kendi çıkarttığı ve öğrenciler için (Ortaokul-lise) eserler yayınladığı Ateş Çocuklar adlı dergide, milli konulu roman ve öykü istemişti. Atsız Sabahattin Ali'ye yazdığı mektupta dergi ve eseri hakkında "Her ne kadar ortamektep çocukları için yazılıyorsa da bizim münevverler de ortamektep seviyesinde olduğu için tam bir edebi bir roman yazıyorum demektir" diyordu. 
Sabahattin Ali'ye kızmıştı:
"Senin gibi tarihi tarihi tahrif etmeyerek yazıyorum. Senin berbat ettiğin Kür Şad'ın şerefini iade edeceğim."
 
O güne dek yalnızca dört hikaye yazmıştı Atsız. Hiç roman yazmamıştı ve bu ilk denemesiydi. Aslında çekiniyordu ya "Kür Şad'ın aşkıyla" başaracağını biliyordu. Nihat Sami Banarlı'ya yazdığı kısımları okutmuş, övgüsünü almıştı. 
 
Bozkurtların Ölümü'nün ilk haberi, bir reklam panosu olarak Ateş Çocuklar dergisinin 5. sayısı 9. sayfasında, bir kaya üzerinde, uluyan bir Bozkurt ve altında "Bozkurtların Ölümü" yazarak, haber verildi.
 
7 Ocak 1936'da derginin 7. sayısında, tefrika olarak yayınlanmaya başladı Bozkurtların Ölümü. 
Açıklamalarda, Bozkurtların Ölümü'nün tam bir tarih olduğu, özellikle belirtiliyordu. 
 
Derginin her sayısında yer aldı Bozkurtların Ölümü'nün bir bölümü ve 40. sayıda bitti.
Bu bitiş, "Birinci Bölümün Sonu" olarak konulan bir notla imlenmişti. 
 
Sonra devam etmedi.
Hesaplanana göre burada romanın yalnızca üçte biri yayınlanmıştı. 
 
Sonra uzun bir ara...
Atsız, Bozkurtların Ölümü'nü, Askeri Cezaevinde, 7 Eylül 1944'ten sonra yazmaya başlamıştır. 
Ancak orada da bitmedi roman.
Hapisten çıktıktan sonra Maltepe'deki evinde, oğuş  tanımlaması ile "Gündüz yazılıp, gece aile fertlerine okunarak" 
 
Roman, 13 Nisan 1946'da tamamlandı. 
Yani ilk yazılmaya başlandığından  on yıl kadar sonra...
 
Ekim 1946'da da yayınlandı. 
 
Yayınlanan kitapla bu tefrika arasında farklılıklar vardı. Atsız çok şeyi değiştirmiş, düzeltmiş, genişletmiş ya da imladaki değişikliklere uymuştu. Ama bence en önemli değişiklik, Kitapta "Kara Kağan" olarak adlandırılan "İl Kağan'ın adının tefrikada gerçek adına yakın bir adla "Küli Kağan" olmasıdır. 
 
O günden bugüne, yürekleri ışıtıyor, usları aydınlatıyor Bozkurtların Ölümü.
Kür Şad, Gök Bilge sayesinde unutulmazlar listesinde adını en başa yazdırıyor.

Kür Şad'ı Atsız'ın bir parçası olarak görüyorum ben. Onun yaşayamadığı çağa açılışı, olması gereken kimliği ve tini...
Var olsun!
 
Not: Bu yazımda Büyük Üstadım, Ahmet Bican Ercilasın Hocamın, Atsız-Kür Şad-Bozkurtlar: Turan'a Doğru, başlıklı makalesinden yararlandım. Mutlaka bulup okuyunuz.




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI