Köy Enstitüleri, Halkçı, Devletçi (Sosyalist diyemiyorlardı) Devrim'in Tamamlanması İçin Kurulmuştu!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Kirli Sosyal Medya, kahramanı korkak, korkağı kahraman, diye yuttururken, varı yok, yoku var diye yedirirken, Türk tarihine, Acun tarihine hurafeler sokarak kafaları allak bullak ederken, bu işin uzmanı olmuş uydurmacı kişiler, öyle konulara öyle zamanlarda el atıyorlar ki bir anda gerçeklerin üzeri örtülüyor. Olanlar olmamış ya da değişik olmuş da yanlış yorumlanmış gibi fikirler üretiliyor. Okumayı, araştırmayı değil de Sosyal Medya uydurmalarını yeğleyenler de farkında olmadan faka basıyorlar. Başkalarının kişisel düşüncelerini Türkçülük, Atatürkçülük, Milliyetçilik, sanıp üstüne balıklama atlıyorlar. Aman da aman bir de yorumlar yapıyorlar, sanırsın konunun uzmanı. Ya Hu sen uydurmaya kaşık sallayan bir nadansın. Nedir bu bilmiş havan?
Konya gelelim!
 

Gündeme dürtülen, abartılı konulardan biri de Köy Enstitüleri... Açılmış, hükmü bitmiş, hiçbir işe yaramamış, kuruluş ereğini yakalayamamış, bışa giden çaba!
Ama Kirli Sosyal Medya'ya bakarsan, Türkiye'ye çağ atlattı Köy Enstitüleri.
Hayır, hiçbir işe yaramadılar. Hiçbir şeyi değiştiremediler. İlk kuruluş ereklerinden hemen saptıkları gibi, sonradan krugulandıkları oyunda da başarılı olamadılar. 
 
Geçenlerde yeniden ısıtılıp gündeme sokulan bu konu, bir de baktım, bizim Ülkücü-Milliyetçi-Türkçü geçinen gençler ve ergenler tarafından da savunuluyor ve özlemle anılıyor.
Hayda!
Ya Hu sizin ne işiniz var Köy Enstitüleri ile?
Ne zaman İnönücü oldunuz?
Ne zaman Halp Partili ne zaman Devrimci oldunuz?
Size ne Köy Enstitüleri'nden?

Bazı uyduruk sanatçı bozuntularına Bozkurt, Yeleli Bozkurt, Ülkücü Kahraman, Türkçü yiğit, eşsiz benzersiz Türkçü, diyerek onları zorla andıran Kirli Sosyal Medya teröristleri, hatta bir devletçi kabadayıyı daha fazla sevdirmek adına babasını "Ülkücü Şehit" diye yutturan uydurmacılar, gelincik tarlası görmüş kırgın boğa sevecenliğiyle daldılar Köy Enstitüleri konusuna.
Hiç gerek olmadığı halde!
Ha, bu konu Devrimcilerin, Sosyalistlerin, Komonistlerin (Başbuğ öyle derdi) yürek yarasıdır ya, bizi hiç ilgilendirmez.
Bir anda ortaya çıkan kitapların satışını patlattı bu yeni yüklenme. Belki de asıl erek kitap sattırmaktı ya, o da tutmadı. Kimse sallamadı Köy Enstitüleri'ni. 
Aslında en etkin oldukları zamanlarda da sallamazlardı ya!

Övdüler, övdüler, övdüler. Alabildiğine yücelttiler ve hatta Atatürkçülük imlerinin yedinci oku yapıverdiler uyduruk projeyi!
Evet, uyduruk proje.
ABD Malı.
Sovyet yüklsetmeli, Mao dürtmeli bir uyduruk proje.
Bize hiç uydmadı.
Bizde hiç işe yaramadı.
Bugün de yüceltme çabası sürüyor. Ha bire kahramanlık üretiliyor.
Oysa gerçek elbette farklıydı. 
Oysa gerçek ne sunulan gibiydi ne de anlatılan. 
Benim bu konuya ilgim, yalnızca gündemden ve gençlerin ilgisinden dolayı. Yoksa yazma egreği bile duymam. Çünkü o kadar çok yazacak konu var ki!
 
İşin daha da ilginç ve acı-gülünç yanı, bugün Köyü Enstitülerini, kulak dolması bilgilerle öven gençlerin ağabeyleri, yani bizler, bizim de büyüklerimiz, düşüncemizin düşünürleri;  bir zamanlar Köy Enstitüsü düşüncesinin yeniden hortlatılması çabasında öylesine karşı çıkmışlar ve öylesine ayağa kalkmışlardı ki bunu "Duydukları, okudukları her Kirli Sosyal Medya üleşimine inanan, balıklama atlayan, bir matah sanan gençler ve ergenler"  bilselerdi, şaşırır kalırlardı.
Evet, bizim cenah, bizim çağımız, Köy Esntitüsü yağısıydı.
Onların kalıntılarıyla boğuşurdu.
Kimse yanımızda, yöremizde, övemez, sözünü bile açamazdı.;
Çünkü ne olduğunu bilirdik.
Ama bugün, bilmeden, Kirli Sosyal Medya üzerinden, at, tut, haykır, öv!
Nasılsa alan boş!
Yiğitlik de beleş!
Araştırma yok elbette.
Okuyayım da şu işin aslını öğreneyim, yok. 
O çağı bilen de yok.
O çağı anlatmaya cesaret eden de yok!
E, bu kadar övgü olunca, kim cesaret edecek gerçekleri yazmaya?
Ha, bir Destancı çıkar elbet!
Gençleri de anlıyorum!
Ne yapsın kendini Ülkücü ya da Türkçü ya da Atatürkçü diye nitelendiren gençler. Kirli Sosyal Medya bilgilerine dört elle sarılıp, başlayacaklar "Köy Enstitüleri" nin ne Ulu bir kurum olduğunu ve Türk yağılarının onu kaldırarak Türk'e nasıl bir kötülük ettiğini söylemeye!
Geçen birisiyle konuşurken, Hocam Köy Enstitüleri'ni kaldırdılar ya, hemen sözünü kestim, iyi yaptılar, dedim.
Genç kaldı.
Anlattık falan da...
Birine anlattık ama...
Kirli Sosyal Medya'ya inanan çok!
 
İnanın inanın!
Sakın ha, okuyup araştırmayın!
Kirli Sosyal Medya, ne itelerse, alın kabul edin.
Böylece aydın olacaksınız. Çok aydınlanacaksınız, çok!
 
Ya Hu, hiç olmazsa, kişi, bir bakar, bu Köy Enstitüleri'nden kimler mezun olmuş? Mezun olan bu adamlar neler yapmışlar zamanında? Ne demişler? Ne yazmışlar? Kimleri kötülemişler? Türk devleti için ne sözler etmişler? Hangi ülkelere yamanmışlar?
Ha bir de hem İsmet İnönü'yü kötülemek hem de Köy Enstitülerini övmek...
Tam bir ahmaklık işi!
Sanki Köy Enstitüleri'ni başkası yaptı!
 
Bakın kandaşlar, Köy Enstitüleri, çaresi kalmış Devrimcilerin, son dayanma ve direnme noktasıdır. Sosyalist Devrim için (Bakın ben lafı kıvırıp, Halkçı, Devletçi ayaklarına uzanmıyorum) son kaledir.
Karabudunun uyandırarak, toprak ağalarına karşı ayaklandırmak, onları bir devrimle katledip toprak reformuna, daha doğrusu sonradan devletleşecek tarım topraklarına el koydurmak üzere hazırlanan projenin son basamağıdır. 
Ama olmamışi tutmamış, karabudun sevmemiş, benimsememiştir.
 
İşin ilginç yanı o çağda bu işin illa da sürmesini, yürümesini isteyen tek kişi İsmet İnönü iken, hem işi kotaran Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, yükümlüğü olan Tarım Bakanları, hem Başbakanlar (Bayar ve Saraçoğlu) hem de Meclis, bu işi engellemek ya da en azından yavaşlatmak için büyük çaba harcamışlardır. 
Yani kurucu olan Halk Partisi, budundan gelen baskı üzerine Köy Enstitüleri'nden kolayca vazgeçmiştir.
Evet öyledir, çünkü büyük sıkıntılar doğmuştur. 
Çünkü, ne yana yöneleceğine, acunun hangi parçasında yer alacağına, hangi ülkelerle işbirliğine gideceğine bir türlü karar veremeyen, bocalayıp duran CHP hükümetleri, Köy Enstitüleri'nden yetişen Köy öğretmenlerinin karadudun üzerindeki ters etkisini kaldıramadılar. Büyük bir karmaşa çıktı. Basın işe el attı. Karmaşayı karşılayacak önlemler alamadı yönetenler. Aslında, biz kurduk, ama bu işten nasıl sıyırsak, diye çok uğraştılar. 

Karabudun karanadanlık seviyesinde okuma yazma bilmeden, neye inanacağını seçemeden, onun karşısına bir tane inançlarının ve görüşlerinin tam tersini söyleyen genç öğretmen çıkarırsan, ne olur siz bir düşünün!
Bu öğretmen köyde, köylüye aykırı hakret ederse, onun değerlerine sayıp söverse, sırtını Ankara'ya hökümete dayadığını sık sık yinelerse, her fırsatta jandarma seslerse...
Bugün ne olur, hadi bugünü düşünün, boş verin o günleri!

İşte aynen öyle oldu!
Köy öğretmenleri köylerde bir başlarına kaldılar.
 
Devrim (Asla İnkılap demem) büyük sıkıntıdaydı.
Sosyalist söylevle anlatırsak "Karşı devrim" hazırlıkları sürüyordu ve ardı gelmiyordu. Devlet, bunlarla savaşımda zorlanıyordu. Devrimler, ancak kadro ile yerleştirilirdi, ama elde kadro yoktu. Yetişmiş eleman yoktu. Devlet kuran Devrimcilerin korkusu, baskın bir karşı devrimle her şeyin geriye dönmesiydi. Çünkü din-inanç-hurafe-şeh-tarikat gücü sürüyordu. Karadudun hemen inanıyordu söylenene. Devlete karşı çıkma gücü bulamasa da içten içe kızıyordu. En azından soğuyor, uzak duruyordu.
Üstelik, açlık, sefalet, salgın sayrılıklar, karabudunu perişan ediyordu.
Ağalık düzeni acımasızca sürüyor, ağalar güçlerini hem dışarda hem de Meclis'te artırarak sürdürüyorlardı. Devrimciler ve Devlet gücü, yabancıların ve varsılların elinde olan malları, işletmeleri alıp millileştirmeye, devletleştirmeye çalışırken, karşılarındaki dış destekli bir Kapitalist Güç direnmekteydi. Yabancılar da sık sık işe karışıyorlardı.
Düşünün, bu güç, Meclis'te tarım reformuna karşı çıkıyor, toprak reformunu engelliyor, maraba düzeninin devamı için diretiyordu. Hatta yurtdışından traktör getirilip, köylünün ortak kullanımında Kombineler kurulmasına Bile karşı çıkılmış, traktör gelirse, köylü boşta kalır, çalışmaz, başka işlerle uğraşıp devletin başına bela olur, benzeri sözler edilmişti. Hem de Meclis'te.
 
Köy Enstitüleri düşüncesi yabancı bir düşünceydi. ABD kökenli bu düşünce, us almaz bir şekilde Sovyetlerce benimsenmiş ve uygulanmıştı. Çok da başarılı olmuştu.

Sonra da Çin'de Mao benzer bir uygulamaya geçecek, Köy enstitüsü benzeri okullardan yetişen kadrolar, oğuşlarını, analarını, atalarını tanınmayacak, yalnızca partiye ve devrime hizmet edeceklerdi.

Devrim için işçi sınıfı yoksa, bu devrimi neden köylü yapmasındı.
Yeter ki önüne geçen birileri olsun!

Ama bizde bu iş tutmadı!
 
Elbette İnönü komonistler kadar keskin düşünmüyordu, ama onun da derdi, Köy ağaları, yabancı etkili küçük burjuva, bir türlü millileşemeyen, milli üretim yerine ithalatı, komisyonculuğu yeğleyen varsıllardı. Meclis'te Halk Partili vekiller  köy ve tarımla ilgili gelişmelere engel koyuyorlardı. Çünkü çoğu varsıl, toprak ağasıydı.
Oysa tarım ülkenin can damarıydı.
Elde başka hiçbir şey yoktu.
On sekiz milyon nüfusun on beş milyonu köylerde yaşıyor, tarımla uğraşıyordu. Bu budun bilinçlendirilirse, hak arayacak, başkaldıracak, ağalığı yıkacak bilince ulaşırsa,toprağa sahip çıkarsa, çiftçi olursa, tarım üretimi artacak, karınları doyacaktı. Memlekette yurtdışına satacak bir şeyler üretilecekti. Ödemesi hâlâ süren ve hesapları alt üst eden Düyun-u Umumiye borçları için kaynak doğacaktı.
 
İnönü, Köy Enstitüleri'nin gelişmesi, öğrenci sayısının artması için tarım bakanlarından ve Hasan Ali Yücel'den gerekli desteği alamayınca, bu uyanıklar işi savsaklayınca, doğrudan Tonguç'u görevlendirmiş, bana kısa zamanda 200 bin Köy öğretmeni yetiştir. Okul sayısını ilk etapta 60'a çıkar. Kız-erkek öğrencileri topla ve eğit. Yoksa büyük sıkıntı doğacak, demişti. 
Ama bu işin hesabı tutmuyordu. Söylendiği gibi, buyrulduğu gibi olmuyordu.
Bırakın okul açmayı, o okullarda eğitim verecek öğretmenleri bulmak sorundu. yetiştirmek için de zaman gerekiyordu. Üstelik bu iş için söylenen 200 bin öğrenciyi bulmak da mümkün değildi. Çünkü, Köy Enstitüleri'ne karşı budun cephesi oluşmuş, dedikodular ve fitneler yayılmış, bu okullar karabudun nezdinde tukaka olmuşlardı. Rezil dedikoduların sonu gelmiyordu. Karabudun, yobazlar ve ajanlarca çıkarılan bu dedikodulara inanmaya hazırdı. 
Neler neler demiyorlardı ki!
Yakın zamana dek, yatılı okuyan ya da üniversitede okuyup yurtta kalan Türk kızları için çıkarılan pis dedikoduların en rezilleri...
Sözde, Köy Enstitüleri'nde kızlar ve erkekler, aynı odalarda kalıyorlardı. Ahlaksızlık en üst boyuttaydı. Burada serbest seks yapılıyordu, çünkü inançsızlık öğretiliyordu. Okulları yönetenler ve öğretmenler hep komonist, Allahsız, kitapsız ve dinsizdiler. Genç beyinlere Allahsızlık düşüncesi yerleştiriliyordu. Gebe kaan kızlar, çocuklarını ya kendileri düşürüyor ya da devlet bunları aldırıyordu. Babasız çocuklar doğuyor ve bunlar tuvaletlere atılıyordu. Bilmem neredeki Köy Enstitüsü'nde hela tıkanmış, açmışlar ve bir cenin çıkarmışlardı.
Evet, bu duyumlar, yoz gazetelerde de gerçekmiş gibi yazılıyordu. 
Karabudun zaten nefret ettiği Köy Enstitüleri'nden iyice soğuyor, başvurabildikleri yerlere başvurarak kurtulmak istiyordu. Köylerine gelen köy öğretmenleri de onlara aykırı sözler edince... 
Allahsız, dinsiz, imansız öğretmenler, bu çocukları, köylüleri gavur yapmak için yetiştiriyorlardı. Din elden gidiyordu. Yakında kız çocukları evlerden zorla alınıp bu okullara koyulacaktı. Kimi ata-ana, kendi ellerimle öldürürüm de okula vermem, diyordu sesli ya da sessiz.
 
Eski düşünce sistemi köylüyü, nadan budunu kolayca etkilerken, Sovyetlerle yakın ilişki içine giren, ilk beş yıllık kalkınma planını bile Sovyet uzmanları ile birlikte hazırlayan, tam tersi, kapitalist acundan uzak durmak, kendi yağıyla kavrularak, bağımsızlığı sürdürmek, milli ekonomiyi kurmak ve dış borç almamak için direnen ve çözümü devletleştirmede gören, devlet çiftlikleri açarak, her geçen gün bunların sayısını artırma çabasında olan, bir yandan da nadan köylüyü eğitip, ağalara karşı durmaya, bir köy devrimi kotarmaya çalışan Devrimciler, umudu, Köy Enstitüleri'nde yetişecek 200 bin kadroya bağlamışlardı.
 
Ama olmadı.
 
Karabudunun değerlerine, inançlarına karşı çıkarak, karadudunun gönlüne girilemezdi.
Devrim yapmak için bile belli bir uygarlık ve eğitim seviyesi gerekirken, karabudun ağa-bey-şeyh etkilemesinde ezilirken, sahipsizken, yoksulken, açken, sayrılıklarla kırılırken, elinde yalnızca inancı kalmışken, güçlüye karşı direnecek, Devrim yapacak hali yoktu. Zaten azlıktı. Bilinçsizdi. 
"Bir de komünistlerle mi uğraşsın?"
Köy öğretmenlerine hemen ad bumuştu: Dinsiz Hoca!
 
Evet, Köy Enstitüleri bol bol Komonist yetiştirdi. Budunun değerlerine aykırı, Devrimci tipler, karabudunun antipatisini çektiler.
Hiç sevilmediler.
Köylerde, köylüler onlardan uzak durdular. Değişik konuşan, yüksekten sözler eden, değişik giyinen, değişik davranan, rakı içen, camiye gitmeyen, köylüleri okumaya, yazmaya zorlayan, kız çocukları illa da okusun, diye baskı yapan, Atatürk'ü öven, İsmet Paşa'yı seven ve buyruğundan çıkmayan, ağalarına, beylerine söven, düzenlerine karışan, onları ağaya-beye-şeyhe karşı ayaklanmaya çağıran öğretmeni köylü ne yapsın?
Elbette uzak duracaktı, durdu. Elbette sevmeyecekti, sevmedi. İstemeyecekti, istemedi.
 
Kapitalistler, milliyetçiler, Devrim yağıları, Atatürk yağıları, Halk Partisi yağıları, laiklik karşıtları, tarikatlar, şeyhler, ağalar, beyler, komünizm yağıları, he birlikte karşı çıktılar ve Köy Enstitüleri öyküsü sona erdi. 
 
Yararı oldu mu?
Oldu mutlaka...
Bir miktar tarım yapıldı. Biraz ağaç dikildi. Bağlar kuruldu. Ahırlar, samanlıklar yapıldı. Köy evleri yapıldı. Tarım üretimine gerekli, uygun yerler yapıldı. Santraller, su depoları yapıldı. Kanallar, kuyular...
Bunlar zaten yapılacaktı ya, hadi diyelim ki sebep Köy Enstitüleri oldu.
Ama yeterli değildi.
 
18 bin civarında Köy öğretmeni yetiştirildi. Bunlar içinde unutulmayan, gerçekten güzel işler yapanlar, daha sonra daha üst makamlarda yer alanlar çıktı.
Yazarlar, şairler, ozanlar, bilim kişileri, düşünürler çok sayıda yetişti içlerinden. Bir kısmını acun da tanıdı.
 
Ama çoğu komonistti, sosyalistti, en azından Halk partiliydi. Hep de karşıttılar. Sonraki hükümetlerle hiç anlaşamadılar. Sürgünler, hapisler, kıyınlar yediler. Kimi kaçtı gitti. Kimisi kaldı direndi. Kimisi öldü, kahraman oldu.
Aslında bu nesilden de boş yere bir çoğu yok oldu!
 
Köy Enstitüleri hakkında benim düşüncem mi?
Ben, tarafsız, yukarıdan objektif bakmayı yeğlerim. Çünkü o çağı çok iyi bilirim. Çaresizliği, yokluğu, elden bir şey gelmemesini, budunu yetiştirememeyi, zulme karşı konulmamasını, yobazların hakkından gelinememesini...
Dışarıdan alınan her çözüm gibi Köy Enstitüleri de hiçbir işe yaramamıştır. Bugün abartılan işlerin tamamı masaldır, laftır. Bugün de Köy enstitüleri hakkında yazılanlar gerçeklerden uzaktır.
Köy öğretmenleri buduna ulaşamadılar. Hiçbir iş yapamadılar. Onlara verilen görevi yerine getiremediler. Bırakın devrim yapmayı, yenilikleri bile buduna kabul ettiremediler. Onların suçu değildi. Sistem, çözüm yanlıştı. Ağalar, beyler, şeyhler yine kazandılar. Görev yaptıkları yerlerde Köy öğretmenleri başarılı olmasın diye her şeyi yaptılar. O güne dair filmlerin, sözlerin, yazıların, öykülerin tamamı zorla yazdırılmıştır. Gerçeklerle uyuşmaz.
Özetle karabudun bu Devrimcileri sevmemiştir. Benimsememiştir.
 
Bilip öğrenmeden övmeyin arkadaş!
Kirli Sosyal Medya yalanlarına inanmayın!
 
Ha, son bir söz:
Eğitimde, asıl iş yapan, gerçekten değerli hizmetler veren, Türk eğitim sistemine çağ atalatan, budunun da benimsediği ve bağrına bastığı kurum "Öğretmen Okulları"dır. 
Türk eğitim sisteminde onların yeri başkadır.
Çünkü millidir!
Bizdendir, bizimdir.
Üstelik tarihidir. Köy Enstileri'nden de eskidir.
 
Boş verin siz ABD malı Köy Enstitülerini.
Eğer diriltecekseniz, Öğretmen Okullarını diriltin. Övecekseniz Öğretmen Okullarını övün.




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI