KİTAP Konusu... Kim okur, kim okutur!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Yazarlar için kitap satışının ve okunma oranının bir şans olduğu bilinir. Piyasada beş para etmez kimi ergen ve din sataan kitapların aşırı tutulmasının ve çok yüksek sayıda satışının yanı sıra aynı yolu izleyen taklitçi onlarca kadın-erkek birçok yazarın kitabına, belki çok satılandan daha değerli, daha iyice olan kitaplara dönüp bakanın olmamasının nedeni de anlaşılmaz.

Şans, deyip geçilebilir, ama bu iş o kadar da kolay açıklanamaz. 
Başka bir şeyler vardır. Çok değişik şeyler vardır. Hepsi de kişiye, zamana, yere ve düşünceye özeldir.

Kitap-yazar-ozan üçlemi bir aura bağlamı istiyor olabilir. Belki de zamana, ışığa, enerjiye bağlı olan bir güç etkileşimidir gerekçe.
Kim bilebilir ki?

Bu var, ama belki de bir gerekçe yoktur da her şey başka türlü gelişmektedir. 
Belki de yazgı öyle istemektedir.
Ha, içinde güç var, parasını ver, satın al, güç seni bulsun, tarzı, harika bir DİN KULLANIMI tipi işler de inanılmaz gelebilir kişilere. Oysa din, her zaman satmıştır. tarihin her çağında... Müşterisi de çoktur. Nadanlık sürdükçe de çok olacaktır.
 
Zaman  önemlidir.
Siyaset çok önemlidir.
İktidari, erk desteği önemlidir.
 
Din çok önemlidir de kişileri kullanma özelliği de çok önemlidir.
 
Bakın, bu konuda Marksist solun bütün açılımlarına katılan yazarlar çok şanslıdırlar. 
En hafif solcusundan en ağır komünistine...
Solcular, gerçekten inanılmaz etkinlikte kitap okurlar ve yazarlarını, ozanlarını el üstünde tutarlar. Açın bakın dergilere gazetelere! Soldan, sevilen bir yazarın, sol okuyucu tarafından yerildiğini, kötülendiğini, yerden yere vurulduğunu hiç göremezsiniz. Ayrıksılar da kuralı bozmaz.
Bu her devirde böyleydi. Şimdi de böyle. 
Sol, yazarlarını-ozanlarını inanılmaz derecede yücelterek sunar topluma. Bu sunum da kabul görür.
Doğrusu budur!
Kendi adamını neden yerden yere vurursun salak! Senin için emek vereni neden kötülersin ki? Bastığın dalı kestiğini neden anlamazsın ahmak? Kültürün, edebiyatın, kitabın, şiirin yoksa, sen bir hiçsin!
 
Şimdi, benzeri yapılanma ulusalcı solda da var. Gerçekten tutunca tam tutuyorlar. Öyle kötülemeye, pislemeye, fitneye asla dönüp bakmıyorlar.
Örnek: Yılmaz Özdil.
Solun son çağlarda yücelttiği, bence bunu savaşımı ile de hak eden bir yazar.
Ha, sağdan, dincilerden çok kişi salya sümük saldırsalar da adamı yere vuramadılar. Tam tersine yükselmesini sürdürdü. Helal olsun.
 
Dinci taifede, eskiden, bir içe kapanıklık vardı. Yani kendi kendilerine yazarlar, kendi kendilerine okurlardı. Kendi yazarlarına Üstad, usta, saygısı gösterirler, bir başka davranırlar, desteklerlerdi. Kendilerinden başka kimse tanımaz, bilmezdi onları. Böylece çok okunan kitaplar oluştu dinci yapıda. Ama genele yansımadı.
Örnek: Yavuz Bahadıroğlu.
Bu adam her dönemde, dönmeli yapısı ile inanılmaz ilgi gördü. Her sağ iktidarın desteğini aldı. Korkunç sayılarda kitaplar sattı. Öyle oldu ki adı yetti kitabının satması için. Zaman geldi. Kendi yazmadığı kitaplara adını verdi. Vikipedia bilgilerinden küçük kitaplar yazdı. Hatta, çok kitabını açık artırmayla çok sayıda yayınevinde sattı. Bu yayınevleri aynı kitaplara değişik adlar vererek piyasaya sürdüler. Ama bunlar da inanılmaz sayıda sattılar.
Bugün de iktidarı destekleyen dönüşü ile hem Kültür Bakanlığı hem de karadudun, kitaplarını us almaz sayıda edinip, dinci kültüre destek oluyor. Zaman zaman bu yazarın başkalarından kopyalayıp yapıştırarak ortaya koyduğu kitapları gündeme gelse de kimse aldırmıyor. 
Bir bilgi olarak yazdık. bunları.
Yoksa adamın kendisi ile bir derdimiz yok. Helal olsun, başardığı için. 
 
Gelelim, dini kullanmada rekor kıran kitapların yolunu açan fitne yuvası Fetoş cemaatine.
Bu dinci yapı, ortamı, durumu, erk, karabudunu kullanmayı CIA'daki ağabeylerinden çok iyi öğrendiğinden ötürü, yayın piyasasında gerçekten devrimler yaratan bir yapı oluşturdu. 
Düşünün, cemaatın bütün yayın organları, dergileri, gazeteleri, inanılmaz, us almaz satış rakamlarına ulaşırken, destek verdiği bütün yazarlar da hatta yayınevleri de uçuşa geçtiler.
Evet yayınevileri de.
Bugün yaşam savaşı veren adı büyük yayınevleri, fetoş desteği ile inanılmaz para kazandılar.
Uyanık şerefsizler, kolaycılığa kaçtılar ve yeni yazarlar yetiştirme gereği yerine hazır yazarlardan, sağ-sol-milliyetçi demeden yararlandılar. Çoğu aç bu tipleri öyle beslediler ki artık başka yazarlar da o kapıya koşup kemik yalama sırasına girdiler. Fetoş'un gücü hepsine de yetti. Atatürk yağısı tarihçiler de orada palazlandılar. 
İşin daha da ilginç yanı, sürekli reklam, iteleme, dürtme ile karadudun bu yazarlara sahip çıktı. Dört elle sarıldı. Bunlar bir de Zaman'da köşe yazarı olunca, köşklerde, malikanelerde yaşayacak gelirlere ulaşıp, neredeyse bütün karabudunu, dini bütün olduklarına da inandırdılar.
Baş örnek: Elif Şafak... Bu uscul hatun kişi ki ben uscul kişileri her zaman takdir ederim, sıradanlığını Fetoş ile aşıp, hadi biraz da dine eğilip, ilahi aşk-meşk işine girip, milyonluk kitap satışlarına ulaşınca, soluğu Londra'da almayı hak etti. 
Yine adını, bizim kızımız olup, Fetoşa devşirildiği için anmak istemediğim bir başka kadın yazar da satış rekorlarını kırarak, eskiden hiç satmayan kitaplarını bile piyasaya dürtüp, rekorlarına katarak, yine inanılmazı başardı. Hâlâ da kabul gören bir yazar olarak varlığını sürdürüyor.
İşin bir diğer yanı, edebiyatımıza, abartılı sevi cümleleri, yine Fetoş tayfası ile girdi. Beni bende demen, bende değilem, diyen Bizim Yunus'a özenip öylesine herze cümleler kurdular ki oku, anlayabilirsen ne ala!
Ama tuttu! Hâlâ da tutuyor. Anlamı olmayan boş cümleler ergenlerin sosyal medya kültürünü perişan ederken, yapacak hiçbir şey yok.
 
Ha bir ara da şimdi artık tükenmeye başlayan Wattpad işi yükseldi. Edebiyat katili yapı içinde af edersiniz, yediğini, içtiğini, sıçtığını, fuhşunu zevkle anlatan ergen yazarlar türedi ve inanılmaz boyutlarda kitap satışlarını yakalayıverdiler. Ki bazı yayınevleri, yalnızca bu kitapları basarak hem kendileri kazandılar hem de yazarlarına kazandırdılar. 
Helal olsun!
Ne diyelim!
Karadudun ve karaergenler istedikten sonra...
 
Başkalarına bu kadar vurmak yeter. 
Biz yine dönelim, bizim OKUMAZLAR taifesine.
Eserken, gürerken, mangalda kül bırakmayan kişiler ordusuna!
"Bir kütüphane kuracağız, sizden de kitap yardımı bekleriz" KİTAP SEVGİLİLERİNE.
Ya Hu o kadar kütühane kuruldu mu?
Kuruldu da ne oldu?
 
İnanılmazdır bu yan!
Us almazdır!
 
12 Eylül üzerimizden silindir ile nasıl geçtiyse, hâlâ toparlanamadık ve kendimize gelemedik. 
Okumaz, ama hep yazarlar. Yazar beğenmez, durmadan yazarlara pisler, hem de çok bilirler. Sosyal medyanın en fazla esen, atan tutan taifesidirler. her şeyi bilmek gibi bir de huyları vardı ki, bilmeseler de uydururlar. Ama ne uydurmak.
Irkçılıktan-Şeriatçı İslamcılığa doğru durmadan değişen ve genişleyen bir çember.
 
Örnek, bir zamanların solcusu, elden ayaktan düşüp unutulmaya yüz tutunca bir anda Milliyetçi olduğunu hatırlayan Cüneyt Arkın'ı Bozkurtların başı yaparlar. Bir kez bile gecelerine katılmamış, her fırsatta karşı sözler etmiş Barış Manço'yu yeleli Bozkurt yaparlar (Ne demekse?) Hatta bu konuda durmadan değişen öyküler uydurur, uydurdukları öykülere de kendileri inanırlar. Dünü hiç bilmezler. Bilmek de istemezler. Ama dünü de kendilerine göre uydururlar. Olmayan şehitler, olmayan gaziler... Asıl şehitleri ve gezileri bir yana bırakıp...
Çünkü dünü bilmek için okumak gerekir. Okumak ise onlara yüktür. 
Fikir devleri türetirler. ortaya çıkıp, ben de Fikir deviyim, şöyle astım, böyle kestim, diyen kişilere, hele ki boylu boslu ise hemen inanırlar. Ha bir de mafya babalarına... Onların idolü...
Mafya ile ÜLKÜ denen nazlı gelin nasıl bir araya gelir, düşünmeden...
 
Şimdi böyle bir yapı kitabı, dergiyi ne yapsın?
Her şeyi biliyor.
Bilmese de uyduruyor.
İnanan da çok!
 
12 Eylül öncesi,hem kavga, sokak, hem de fikir savaşımı olduğu için çok okurduk. Nasıl diyeyim, ekmek için harcamamız gereken parayı bile kitaba verirdik. 
 
Bir de dergiler vardı ya çok azı kaliteliydi. Çoğu ise ÜLKÜCÜ SÖĞÜŞLEME, BİRİLERİNİ VARSIL ETME dergisiydi.
Nasıl mı?
O zamanlar, Ocaklara merkezden kitap dergi listeleri gelirdi. Şu yazarlar okunacak. Şu dergiler alınacak, gibi. İşin hem iyi hem de kötü yanı ise, bu konuda Başbuğ'un sözünün buyruk olmasıydı. Kamyon kamyon dergi gönderilirdi taşra Ocaklarına. Bunlar satılacak, denirdi. Satılırdı. Ocaklar da bunlar alınacak derdi, alınırdı. Geçenlerde o zaman olanlarla ilgili bir hesap yapayım, dedim. Karşıma inanılmaz rakamlar çıktı.
Şimdi, gerçekten fikir-edebiyat dergilerini, değerli yazarların-ozanların yazısı şiiri olan dergileri bir yana koyuyorum, ama diğer çoğunluğu slogan ve sahibine para kazandırma dergisi olan bu dergileri, görevli olduğum için satan biri olarak, gerçekten bugün hüzün duyuyorum. Çünkü zamanla bu dergileri çıkaranları da merkezi kandırıp taşraya yükleyenleri de bu sayede köşeyi dönenleri de tanıdım, anladım. Adamların o çağda birileri kan-can verirken kazandıkları anlatmam bile mümkün değil ki kimileri o günlerini arıyorlar uyduruk kitapları ile. 
 
Ha, iyi kitap satmalıdır. İyi dergi de. İyi dergiyi kitabı yazan da basan da kazanmalıdır. O başka konu. Anlatmak istediğim kötü niyetle yapılan iş. Yani birilerini ayarlayıp, taşraya yüz binlerce dergi itelemek. Ya da kötü kitabını zorla sattırmak.
Ki o zaman satan kitapların çoğuna bugün kimse elini, bile sürmez. 
Belki de camiaya yapılan bu kötülük nedeniyle bizim camia OKUMAZLARA karıştı. Bıktı, usandı. 
Olabilir ve haklıdırlar da.
Bilemem!
 
Şimdi olan ise, tamamen bir kitap-yazar-dergi yağılığı. 
Ya Hu düşünebiliyor musunuz, bir yazar, camia ile ilgili bir kitap yazıyor. Bin bir zorlukla bastırıyor. Sonra alıyor koltuğunun altına. Lidere gidiyor. kapısından saatlerce bekliyor. Lidere sunuyor kitabını. Lider de önem verip yazarla, kitabıyla, fotoğraflar çektiriyor. (Böyle yüzlerce kişi var).
Yazar, instegramda ve diğer sosyal medya unsurlarında bu fotoğraflarını yayınlıyor. "Kitabımızı liderimize sunduk" diye yazıyor altına ve bu kitap hiç satmıyor. Hiç!
Olacak iş mi?
 
Hadi diyelim ki bu yazar erk sahibine, CB'ye gitti. Onunla fotoğraf çektirdi ve yayınladı. 
Düşünün ertesi gün satışları...
Peki, neden böyle?
Hani lideri çok seven, sayan budun nerede?
Bakın, lider bir kitabı im etmiş! Ama satmıyor! Neden?
Acaba fotoğrafı çektirip, sonra da kimse almasın bu kitabı, diye buyruk mu salıyor.
Bilmem!
 
İşte eskiden Başbuğ, çevresindeki kalabalığın etkisi ile yaptırırdı listeyi. Ocaklara gönderilirdi bu liste. "Bunlar okunacak" denirdi.Öyle bir okunurdu ki!
Hatta, diyelim ki çağa göre Atsız'ın, Necdet Ağabey'imin kitaplarına yasak gelmişti de, pat, satışlar yere vurmuştu. 
Hatta dergilerde de gazetelerde de benzer işler olmuştu.
Şimdi, Lider'le poz veren yazara da bakan yok, kitabına da!
Ne oldu ki böyle?
 
Neyse!
Durum bu!
 
Kitap-yazar-ozan-satış işi biraz çağ, biraz şans biraz da camia işi. Kitabın dda yazarın da değeri ikinci planda.
Çoğu yazar arkadaşla bu konuyu görüşürüz. Adam kşitabına inanıyor, güveniyor ve soruyor: Ya hu Hocam bu kitap nasıl satmaz? O kadar emek verdim ki!
Haklı!
Ama karabudun için emek önemli mi onu bimiyor!
 
Kimi zaman hiç satmamış bir kitap düşüyor elime. Okurken öyle üzülüyorum ki bu değerli kitap nasıl satmaz, diye. Özellikle satmayan değerli kitapları bulup, hemen ekliyorum kütüphaneme. Ha, hak edip çok satanları da mutlaka okuyorum. Daha ilk sayfalarına baktığımda anlıyorum içindeki boşluğu ya da cevheri. 
Ama çoğunluk için varsa yoksa reklam!
 
Bu işin ekmeğini iyi yiyen, gerçekten sevdiğim bir ergen yazarı var. Yazdıkları gittikçe boş olsa da ve yazık ki yayınevi battığı için maddi olarak büyük darbe yese de bizim içimizden çıktığı için severim bebeyi. Onun yükselme grafiğini konuşmuştuk. Bu işi nasıl yaptın, demiştim de anlatmıştı. Ki bunun benzeri çok var piyasada.
Efendim, önce kendileri sosyal medyada fotoğraflarla (yakışıklı olmak koşul) ve sözlerle ergenleri bağlamış. Takipçileri milyonu aşınca, ilk kitabını yayınlatmış ve yine sosyal medyada reklama ağırlık vermiş. Tutturmuş.
Helal olsun. 
Aynısını deneyip, tutturamayan çok kişi var!
O nedenle bu başarıyı bile alkışlamak gerek.
 
Ha bir de ekip çalışması, diye bir iş var. 
Diyelim ki tarihi saptırarak ortaya okunacak bir şeyler koyuyor bir ekip. Çoğunlukla da iktidara yakın, iktidarın hoşuna giden sözler ederek...  Ortalığa hiç çıkmadan kendilerini gizliyorlar. Uzun bir zaman sosyal medya çalışması ile kitaplarını tanıtıyorlar. Birbirlerinin kitaplarını destekliyorlar. Sonra da kitap yayınlanır yayınlanmaz, Kitap Yurdu'dan satışa çıkan kitabın tamamını kendileri satın alıyorlar. Böylece kitap bir anda çok satanlarda görünüyor. Kendi reklamını yapıyor ve patlıyor. Sonra bir, iki, üç, dört, beş seri... Ver Tanrı'm ver!
İşin ilginç yanı, kafa boş olduğu için yazılacaklar iki kitapta bitiyor, ama zorlaya zorlaya üç çıkıyor. Okuyucu uyanmaya başlıyor. Ya Hu bu adam ne diyor böyle, diye. Dört beş artık satmıyor, ki zaten yeterince satıldı. Yazanlar ereğine ulaştılar.
 
Durumlar bu noktaya gelince, gerçekten şu şuh, dinci yarı çıplak hatunu da anmadan geçemeyeceğim. Vallahi kandırma denilen olayın bu kadar üst sınıra ulaşması, sanırım yalnızca bizde mümkündür. Sen kitaba dokunan bilmem ne enerjisi bulacak, diyerek ver ayarı. Ama mutlaka para ile alman gerek ha, diyerek inandır ve yüz binlerce sat. İçi de kendisi de boş bir olay, ama gerçek. Hele de zaman buna uygunsa. 
Hele de din satışı gündemdeyse!
Kimse bu şuh hatunun ilk kitapları yerlerde sürünürken dönüp bakmıyordu, çünkü o zaman bu hatun gerçek yüzünü göstermişti. Sonra birden yeşillendi ve Müslüman oluverdi. Ya hu bir uscul da çıkıp, lan ben Ayet tercümesi okuyacaksam senin kitaba neden para vereyim, demedi. Belki de hatunun "Bin tane şunu oku, on bin tane de bunu oku yüz bin de şunu ekle aha da sevgilin kucağında" buyruğuna uyup, hâlâ okumakta ve etkisini beklemekte.
 
Durum bu!
İyi kitaplar asla ölmezler.
Bilge yazarlar asla unutulmazlar.
Gerçek ozanlar, şairler er geç değerlerini bulurlar.
Türk edebiyatı, uydurma işlerle değil, gerçek işlerle büyür, ilerler ve yükselir.
Sonuçta, gün geçicidir.
Önemli olan yarındır. 
Ki yağıların kıskançlığı, çekemezliği, engellemesi, kötülemesi, fitnesi, yalanı, iftirası bile bir yere kadar yürür.
Su, sonunda yolunu bulur.
Moda dersen, geçicidir. 
Kalıcı olan bilgidir.




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI