Kemal Derviş, Büyük Bir Beyindi: Hâlâ etkisi sürüyor!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Siz siz olun, nadanların, yobazların, ussuzların savurganca salladıkları sözlere aldırmayın. İnanmayın. Yahudi-Mason-Bilmem ne öyküleri, nadanlar içindir. Uscul kişiler olaylara gerçekler ve doğrular üzerinden bakarlar. Adam Yahudi ise Mason ise bilmem ne şise sana ne? Sen kendine bak. Titre kendine dön. Onlara karşı önlemler al. Lafla gemi yürür mü. Sloganla etkinlik kurulur mu? Alık alık boykot çağrıları yapacağına, daha iyisini üret. Sen sat.

Savımız şu: Her kişi milliyetçi olmak zorunda değil. Müslüman olmak zorunda değil. Türk olmak zorunda değil. Sen de onlarla ortak iş yapmak zorunda değilsin. Borç istemek, borç almak zorunda değilsin. Ayağını yorganına uydur.
 
İlla da hem Türk hem Müslüman hem Milliyetçi birini arıyorsan, Amerika'ya doğru bakmayacaksın. Kapitalist sistemle yetişmiş, kapitalizme inanmış tayfaya bulaşmayacaksın. Üstelik "Piyasa ekonomisi" denilen Kapitalist ürüne de inanmayacaksın. Onu proğramına alan partilere oy vermeyeceksin. 
Kanmayacaksın.
Bilimi huafeyle eş tutmayacaksın.
Sakız çiğnemek oruç bozar mı, diye sormayacaksın.
Bugün, bütün partilerin, en milliyetçi geçinenin bile programına "Piyasa ekonomisi" girmişse, sen de oy veriyorsan, susup oturacaksın.
Kendi milli ekonomik sistemin yoksa, Büyük Atatürk'ün çözümü olan "Karma Ekonomik Sistem"in de içine etmişsen, susup Kapitalizme boyun eğeceksin. Ya da Komünist olacaksın!
Hem bu zavallı halinle Kapitalizm'de ısrar edip, Sosyalizme, hayır deyip, hem milli ekonomik sistemini piç edip, devletin sermayesini ve milli sermayeyi piç edip, geçmişte kurulan fabrikaların satışına göz yumup, hem de Kapitalizme kafa tutmaya kalkmayacaksın. Altında kalır ezilirsin. Faize, borca teslim olursun.
Almanya gibi yaşamaya, Tanzanya gibi üretmeye kalkarsan, Türklüğün de işe yaramaz, Müslümanlığın da. 
Once us!
Öyle safsatalarla, uydurmalarla uğraşmayacaksın. Ona Yahudi buna Mason, şuna bilmem ne dersen, yandaşların kucağına oturur, aç kalırsın. Adamlar sen acı çekerken hem öper hem severler. 
 
Kızdım yine!
Aptallığa, ahmaklığa dayanamıyorum.
 
Kemal Derviş kim?
Süper bir beyin!
Babası Türk, anası Alman. Daha başlangıçta ya iki ırkın üstün yanlarını ya da genel alışkanlık olarak kötü yanlarını alacaktı. O ilkini seçti. Çünkü zekiydi. Üzerine çalışkanlığı da ekledi. Acunun en iyi okullarında yetişti. Başarılı oldu. 
Uscul adamları kim kapar?
Uscul budunlar. Uscul devletler.
Kemal Derviş'i de ABD kaptı. Destekledi. Büyük üniversitelerde hocalık yaptı. Sonra da kolay kolay kimsenin etkinlik gösteremeyeceği Dünya Bankası'na aldılar onu.
Bakın, girdi, demiyorum, çünkü o tip kurumlara girilmez. Alınırsınız ya da alınmazsınız.
Adama helal olsun, orada da kendini gösterdi. Başkan yardımcılıklarına kadar yükseldi. Hatta bir ara başkanlığa da adı geçti. 
 
Biz bu büyük beyinle ne zaman tanıştık?
Acunun en kötü ve en gereksiz koalisyon hükümeti sırasında...
Solcu-Kapitalist ve Milliyetçi üç parti, en anlamsız birliktelik ile birbirlerini aşağılayarak, kötüleyerek, pisleyerek, ortak hükümet kurdular ve hep birlikte memleketin içine ettiler.
Hele MHP...
Sığınmacı ve yancı sistemin etkisinde, en kötü, en gereksiz bakanlıkları ve kurumları alarak, etkisiz, yetkisiz, suskun koltuk değneği yapısında hükümete girdi. Boynuna davulu taktılar. İki yandan güzelce çaldılar. O da ortada, dinledi.
 
Mesut Yılmaz, Türk ekonomisinin içine eden partinin başındaydı. Ecevit de acunun en beceriksiz en kötü yöneticisi orununu taşıyarak, "Apoyu yakaladık, getirdik" havası ile başbakan oldu. İlla da sağ yanında Ülkücü-Milliyetçi yağısı Rahşan Hanım, MHP'ye söve söve ortaklık kuruldu.
 
Şimdi dikkat!
Doğruları kendinize itiraf etme huyunuz yok, biliyorum. Hâlâ eski sloganlarla idare etmeyi de seversiniz çoğunuz, ama gerçekler değişmez. Hiç olmazsa bunu kabul edin.
"Ulan ben anlamaz biriyim, ama gerçek bu!" deyin hiç olmazsa.
 
Üç ekonomi bilmez, üç ayrı yandan, daha önce Özal, Çiller, Demirel tarafından içine edilmiş Türk ekonomisinin bir kez daha içine ettiler. Üstelik sifonu da çektiler. 
Bunun üzerine bir de Ulu Tanrı'nın tokadı... Zelzele-i Azime...
Al sana ekonomi!
Bir kriz, bir kriz daha...
Hazine tamtakır. Borç veren yok!
 
İşin başka bir ilginç yönü, Türkiye'nin ekonomik krizleri hep Müslüman-Milliyetçi sanılan yönetenler çağında yaşamasıydı. Bir önceki krizin adı Çiller, bir öncekinin Özal, daha öncekinin Demirel... Bunların ortak yanı ABD eğitim sisteminden geçmeleriydi.
Sonra da işte bu beceriksiz üçlü...
 
Türkiye perişandı. Yokluk, yoksulluk en üst sınırdaydı ve o çağda bizim budun yoksulluğa yokluğa bugünkü kadar "KADER" gözüyle bakmıyordu. Üstelik "İsyan" edebiliyordu. Gazeteler yazabiliyor, televizyonlar anlatabiliyordu. 
 
Üç ortak, düşündüler, taşınmadılar, ama çok düşündüler ve çözümün yurtdışı olduğunu, ancak anlayabildiler. 
"IMF"ye Dünya Bankası'na gidelim!
O zamanlar, henüz, "IMF'ye borç verdik" yalanları yoktu ortalıkta. 
Gittiler, kapıyı çaldılar.
İMF ve Dünya Bankası, dedi ki bu biri sol, biri milliyetçi, biri de kapitalist ortaklardan oluşan hükümetin ayaklarına gelen temsilcilerine:
"Sizden bıktık. Para vere vere yorulduk. Sizin borcunuz artıyor, bizim paramız gidiyor. Laf dinlemiyorsunuz. Ne versek yiyip tüketiyorsunuz. Borcunuz bacayı aştı. Size güvenmiyoruz. Parayı alıp yine savuracaksınız. Tamam' Saray yapacaksınız. yandaş doyuracaksınız' demiyoruz, ama arkadaş, siz işi bilmiyorsunuz!"
"Çözüm nedir efendim? Ne yaparsak bize borç verirsiniz?"
"Bize, güvenilir birini gönderirseniz, bizim yandan birisi kefil olur ve işin başına geçerse, ancak o zaman!"
"Önerdiğiniz biri var mı efendim?"
"Var! Hem  sizden, hem de bizden. Kafası iyi çalışır. Siyaset dinlemez. İyi kapitalisttir. Yoksul, garip bağışlamaz. Tuttuğunu becerir. Hem de iyi becerir. Zevk de verir. Biz yetiştirdik. Bize yanlış yapmaz. Size yanlış yapsa umurumuzda olmaz. Biz paramızı güvenceye alalım, yeter. Sizin ananız ......miş bize ne?"
"Kimdir efendim?"
"Kemal Derviş!"
"Oooo Türk! İşimize yarar!"
 
Bizimkiler adam saldılar Kemal Derviş'e. Kemal Derviş bizim lavuklar gibi, koltuk var, diye tuz alıp koşanlardan değil. Adam işinin ehli. Olmaz, dedi. Siz batırmışsınız. Yorulmaya değmez. Hem, işime karışırsınız. Siyaset yapar, beni de rezil edersiniz. Şurada ne güzel havam var. Param var. Derdim yok. Uğraşamam."
Bunlar adamın dostunu, ahbabını buldular. Yalvar yakar oldular. Kemal Derviş'i razı ettiler. 
Ama koşullu:
"Tam yetki isterim. Ne dersen yapılsın isterim. savurganlık istemem. Siyasi yatırım istemem."
"Tamam!"

Adamı yalvararak bu üçlü davet etti.
Çiçeklerle karşıladı.
Baş köşede ağırladı.
Adam en lüks otellerde kaldı. Parasını devlet verdi.
Sonra neden adamı suçluyorsunuz?
Siz çağırdınız bizi öp dediniz, o da geldi öptü!
Bu kadar basit!
 
Kemal Derviş, geldiğinde, ekonominin başına, daha önce Özal'ın yolundan giderek, aynı yolu izleyerek, Müsteşar olarak görev yapacaktı. Ama geldi, bir baktı. Üç ayrı kafa. Memurlukla bu iş olmaz.
"Ya bakan olurum. Her iş benden çıkar ya da giderim!" dedi. Tam yetki istedi!
Ecevit dünden razı. Bahçeli, siz bilirsiniz havasında, bir tek Mesut mırın kırın etti. Ona da üç beş kadro verip susturdular. 
 
Kemal Derviş, geldi bakan oldu. Türk milliyetçiliği tarihine yazılan en büyük kara sayfalardan biri, Amerikan yetiştirmesi bir kapitalistin bakan olmasına göz yummak, onunla aynı hükümette bulunmak, diye bir sayfa yazıldı. Bilgeler tarihine not düşüldü. 
 
Kemal Derviş, acı Kapitalizme inanmış bir kişi...
Ne milliyet dinler ne din!
Bir daldı aga!
Yoksulun elindekinin yarısını,
 ortadireğin elindekinin hepsini,
varsılın elindekinin de bir kısmını aldı.
Hem de şak, diye iki günde aldı.
Zam, vergi, falan filan...
KDV o zamanın armağanıdır!
Bizim üçlü apışık, öylece bakmakta...
 
Kemal Derviş, dedi ki:
Arkadaş, sizin ana sıkıntınız bankacılık sistemi. Çok özgür bir sistem var sizde. Bir sürü uyduruk devlet bankası var. Bir sürü de uyduruk özel banka. Yabancılar da ekmeğinize dadanmış. Her biri yiyor tüketiyor. Bu sistemi kökten çözeceğim. Sakin karışmayın!"
 
Kapitalizmin kökü para, dini imanı para, milliyeti para.
Paranın da mekanı bankalar.
 
Kemal Derviş, önce uyduruk devlet bankalarına sardı. Aman da aman. Bütün kirli çamaşırlar döküldü. Her yan koktu. Adamlar almış da almışlar. Bankaların içi boş. 
Batan batana. Kaçan kaçana. 
Sonra özeller.
Bizim bankacılar, kendi bankalarını içten yemiş bitirmişler. Bir tek tabela kalmış.
Yine batan batana. Kaçan kaçana.
 
Evet, bugün de uygulanan Türk Bankacılık Sistemini Kemal Derviş kurdu. Kapattı, sattı, tuttu, attı. Bu nedenle eskisi gibi batan banka kaçan bankacı çıkmıyor pek. Admaın yaptığı yasa çok sağlam. Ha, şimdi bu yasayı dıdıklamak isteyenler var. Gıdıklamak isteyenler var. Ha bire özel banklalara fırça atmanın nedeni bu. İlla da üleş isterler
Adamlar sırtını sağlam yasalara, Derviş Yasalarına dayamışlar. Hükümeti iplemiyorlar. Hükümet de istiyor ki "Ver" deyince versinler. Dağıt, deyince dağıtsınlar. 
 
Derviş, özellikle şunu istedi:
"Devlet bankacılık yapmaz. Bir tek Merkez Bankası o da tam özerk olarak kalabilir. Ama Ziraat, Halk, Vakıf gibi bankalar da hemen özelleşmeli. Yoksa yarın başka bir iktidar gelir. Şu krediyi şu yandaşa ver, Şeker fabrikalarını alsın, şu krediyi şu yandaşa ver, medya imparatoru olsun, şu krediyi şu yandaşa ver, yol yapsın, köprü yapsın, havaalanı yapsın, diyebilir.  Tanrı saklasın bütün yaptığımız, budunun bütün çektiği boşa gider. 
 
İşte Kemal Derviş'le üç kafadarın kurduğu hükümetin sorunu böyle başladı. Yok, dedi bizim üçlü. Onlar bize lazım. O kadar da değil.
Ah, bilselerdi ki bugünler gelecek. Hayır derler miydi?
 
Ne yaptı Kemal Derviş?
"Ha, siz aynı kafa. Arkadaş yaptıklarım helal olsun. Bana eyvallah!"
Bu arada hükümeti devirme çabası lafları, başbakan olmak istediği dedikoduları çıktı ortaya, ama ben onlara inanmıyorum. Adam Türkiye'ye kaya gibi bir bankacılık düzeni kurup, görevini gereğince yapıp, Acı Kapitalizmi acı acı sokup, çekip gitti.
Sonra onu siyasete seslediler, yok, dedi.
 
Şimdi, birileri ona pislik atmak için Yahudi-Mason-Bilmem ne, diye savurur durur.
Ulan siz çağırdınız.
O zaman da bu adam kaitalistti. Amerikancıydı. Bilmiyor muydunuz?
Adam koşullarını koydu. Kabul ettiniz. Şimdi ne ağlıyorsunuz?
Ha, adam milliyetçi mi, değil. 
Müslüman mı? Dinci mi, değil.
Türkçü hiç değil.
Adam Amerikancı bir kapitalist. 
Kapitalizme inanmış. 
Size nasıl bir çözüm bulacak sanıyordunuz?
Ahmak mısınız evladım?
Kapitalist gelip kapitalizm için çalışana kızacağınıza, Müslümanım deyip, kapitalizme hizmet edene kızsanıza.
 
Doğrusu şu:
Kemal Derviş, müthiş bir beyindi. Kapitalistti. Geldi, inandığı doğruları uyguladı, gitti. 
Siz kızacaksanız, onu yalvar yakar çağıran, bakan yapan, hazineyi, devleti, ona teslim eden, beceriksiz üçlüye kızın. Adamın ne suçu var?
Şimdi birine bilge, birine acunun en dürüst adamı birine de ah Mesut ağlaklığı yapıp övgüler düzüyorsunuz.
Hatta Amerikancı Çillere, Özal'a, Demirel'e, Menderese ağıtlar yakıyorsunuz.
 
Çünkü nadansınız.
Dünü unutuyorsunuz!

Bir fıkra vardır. Biraz uçuk. Tam anlatamam! Ama çınlatayım!
"Ya Hu kim yapayir bunları. Bunun anası da böyle çıkmıştı" diye biter. 
Bilenler bilmeyenlere anlatsın.

Sizde bu kafa...
Daha çokkkk Dervişler gelir gider. 

Not: Yorumlarımı uscul, usu olan, kafası çalışan, özgür kişiler için yazıyorum.
Nadanların, tutukluların, güne göre değişenlerin anlamasını beklemiyorum. Anlasalar zaten kölelik yapmazlar. 
O nedenle, yorum yapmak falan filan umurumda bile değil. Boş yere kendinizi yormayın.
Bana, anlayanlar yeter. 
Ne diyoruz? Biz her zaman doğruları yazarız, doğruları savunuruz. Kimsenin adamı, kölesi, uşağı değiliz. Doğru, kim yaparsa yapsın, doğrudur. Yanlış, kim yaparsa yapsın, yanlıştır. 
Yazdıklarım hoşuna gitmeyenler, daha önce de dediklerime karşı çıkıp, sonra, ne kadar haklıymışsın Hocam, diye özür bildirenlerden olacaklardır gelecekte. Ha, onlara kızmıyorum. Düşünmek, anlamak kolay iş değil. Kolay olsaydı, bu kadar kişi aç, yoksul, sefil olmazdı. Hem de bu topraklarda!
Kimsenin keyfine göre yazı yazmam.
Hoşuna gitmeyen, gitsin başkasını okusun. 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI