Karabudun İşini Bilir!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Geçenlerde bir yazımda Yafes'ten söz etmiş, Türklerin din ağırlıklı ata çözümü olduğunu ve tek dayanağında İsrailiyet olduğunu kendimce anlatmıştım. Önemsediğimden değil, öylesine.

Zaman zaman bilmenin sıkıntısını çeken biriyim. Bilmeyenlerin mutluluğunu kıskanırım. Hele nadan diye anmaktan hoşlandığım kitlenin ortaya sallayıp, kendilerini bilgiççe mutlu etmelerini...
Dağın başında koyunları ile mutlu olduğunu sandığım çobanın mutluluğunu...
Bilince, kişioğlu, onlar gibi mutlu olamıyor. Hele dogmatik zorlamaların, kimi tarihi palavraların karabudunun gözüne gözüne sokulmasını...
 
Bir kahraman adı söyleyin, desek, neredeyse çok Türk aynı adları sıralar. Yakın tarih ve uzak tarih için hep benzer adlar! Ha, çağa, siyasete, erke, eğilime, zorlamalara, reklama, inanca ve şimdi dizilere göre değişir bu kişiler. 
Örnek mi?
Zorlanan Sultan II. Abdülhamit kahramanlığı...
Gözümüze sokulan Sultan Vahdettin öyküleri...
Bunlar tamamen siyasi erkin zorlamaları ile budunun düşüncesi ile oynanan oyunun sonucu. 
Tam karşıtı ise Mustafa Kemal Atatürk...
Birini seven ve öven, diğerine yağı olmak zorundaymış gibi bir değişik ve ahmakça zorlamalar.
Hadi, diyelim ki bunları zorlayan erkin siyasi bir ereği var. İnanç yapılanmasının temellerinden aldığı etkiyi kullanıyor. Enflasyonun nedeni faizdir, dogması gibi...
Ya okumuş kitle!
Ya gerçekle yalanı ayırt edeceği düşünülen ya da sanılan kitle!
Onlar da aynı yolda!
 
Bilmekten yorgunum. 
İki ay önce kitaplığımdaki, okuduğum, işi biten yüzlerce kitabı dağıtıp, tamamen farklı yapıda yüzlerce kitapla yeniden doldurduğumda, her zaman yaptığım gibi, henüz kapağını açmadığım kitapları hevesle düzelttiğimde ve zevkle  okşadığımda, biraz daha fazla korktuğumu hissettim bilmekten ve yeni bilgiler öğrenmekten. 
Sürekli bir şeyler yıkılıyor usumda.
Sürekliyeni bir şeyler olgunlaşıyor.
Sürekli değişiyor bağlamlarım!
Daha fazla görüyor daha fazla anlıyorum ve artık bu beni çok rahatsız ediyor. 
 
Tarihi bilmenin bir sıkıntısı da tutarlı öngörülerde bulunabilme yetisi. 
Falcılık ya da Şamanlık, Kamlık gibi bir hislenme ile aslında bilerek neler olacağını öngörebilmek ve birileriyle üleşmek... Hatta bazı yönetenlere yazmak...
 
Hep şu örneği veririm, öngörülerle ilgili olarak.
 
Kişilerin yüzünü işgal eden uzuvları, organları düşünün. 
Kaç çeşit burun vardır sizce? 
Kaç çeşit göz?
Kaç çeşit yanak, dudak, alın, kaş, kulak?
Kaç çeşit kafa yapısı?
Kaç çeşit saç?
Çok fazla sanmayın sakın. Düşününce, azıcık düşününce, inceleyince anlarsınız bunu. Öyle onbinlerce, yüzbinlerce, milyonlarca değildir çeşit. Çok çok üç, dört basamaklı sayılarla açıklanacak kadar.
İşte güzel-çirkin-çok çirkin-sıradan yüz anlayışı, bir uygunluk korelasyonu. Bir uyum kombinasyonu. Uygun burun, dudak, yanak, göz vs. bir araya gelince, güzel olunuyor. Denk gelmediği kadar da çirkin.
Bir imalatçı anlayışında, özene bezene seçmek ya da rastgele sallamak arasındaki fark kadar. 
İşte, karakter de ahlak da huy da davranış da aynı!
O da çok çeşitli değil. 
Oranlarda hiç değişmez biliyor musunuz?
Örneğin sapık oranı % 3'dür. 
Kimi zaman ortaya çıkar çoklukla kimi zamanda gizli ve kapalı kalır çoklukla.
Şimdi, her yan sapık doldu sanıyorsunuz ya, ortamı buldukları için öyle görünüyor. Yoksa oran hiç değişmez.
Yine örnek % 25 homoseksüel eğilimi vardır.
Eğilim, diyorum.
Seçkiye düşünce oran değişir, ama vardır.
Hatta % 4 fahişe oranı da değişmez.
Karater, ahlak ve davranış...
Ki belli yerlerde bellli yörelerde doğanlar, yaşayanlar hep benzer karakterleri gösteriyor. Neden yağız yer, ıduk yer sub... 
Bölge bölge kişi davranışlarını düşünün.
Hatta bizi mgibi göç düzeni özel olan ülkelerde il il kasaba kasaba hata köy köy oluşur bu soyut özellikler. Aynı yöredekiler hep benzer davranışilarda...
Benim, bu konuda yargılarım vardır. Hem atamın hem de kendi memuriyetim sırasında neredeyse bütün yurdu bir uçtan diğer uca iki kere dolaşınca, neredeyse bütün tipleri, çeşitleri tanıyınca iş çok kolaylaşıyor. Biraz da inceleme özelliği varsa... Biraz da öğrenme ve seçki yeteceği...
Bu nedenle çok fazla kazık yememekle övünürüm. Aslında bir kişinin tipine bakınca başıma gelecekleri çözerim, desem, fazla abartılı sayılmam. Elbette istisnalar, ayrımtılar var ve bunlar da kuralları bozuyorlar.

Siz, şu cümleye kadar okuduklarınıza boş verin! Atın bir yana!
 
Gelelim asıl demek istediğimize:
Tarih de böyledir. 
Hep yineleme hep aynı! Kişi, lider, savaşçı davranışları da...
Olaylar da öyle!
Benzer olaylar, benzer sonuçlar doğuruyor. 
Benzer budunlar benzer olaylarda benzer davranıyor!
 
Daha da ötesi için güzel bir örnek:
Büyük meydan savaşları, acunda, hep aynı meydanlarda yapıldı. tarihi bilen ve orduların davranışlarını, bunların karşılığını öğrenenler, meydanı kullanmauı bilenler, iklimi de hesaba katanlar savaşları kazandılar. Okumayanlar ve öğrenmeyenler, savaşı yitirdiler. 
 
Hemen yakın tarihimizden bir örnek:
Başkumandanlık Meydan Muharebesi'nin yapıldığı meydanda, yüzlerce savaş oldu. Roma tarihini çok iyi bilen ve bu savaşları inceleyen Mustafa Kemal Atatürk kazandı. Ahmakça ve bilmeden savaşan Trikopis, yitirdi. 

Napolyon'un ve Hitler'in Moskova seferlerini düşünün!
 
Tarihte, toplum davranışları da birbirlerine yakın ve buduna göre değişken. 
Farslar da Araplar da Almanlar da Ingilizler de hep aynı olaylarda farklı özel ve kendince davranışlar gösterirler. İşte bunları bilirseniz... 
Bilriseniz ABD giib sosyaoloji bilmini önemsersiniz!
Hangi budun ne zaman ne yapar öngörürsünüz, zaman zaman hatalar elbette olsa da!
 
Zaman zaman "Ben dememiş miydim" sözünü ederim. Aslında etmemem gerek, ama ederim. Bilmek kısa bir an mutlu eder beni. Sonra da üzülürüm. 
 
Geçenlerde, yeni bir oğuş kurulumunda, bir gelin almak isteyen dost kişi, düğünden önce ben gelini henüz görmeden, fotoğrafını gösterme gafletinde bulundu ve ben asla kendini tutmaya gerek görmeyen ben, yandın dostum. Bu gelini alacaksan, artık şu an yaşadığın mutluluğu çok arayacaksın, deyiverdim. Hatunum, araya girip beni susturma ve düzeltme çabasına girse de bu sözü ettik bir kere ve sürdürdük: "Üç ay sonra, bakalım başınıza neler gelecek? Size üç ay süre..."
Evet! Yazık ki dediğim çıktı!
Ben dememiş miydim, acımasızlığını da gösterdim. 
Ha, nasıl mı bildim?
Dedim ya göz, burun, kulak, yanak, dudak yapısı...
Bir de bakış vardır.
Öyle bir bakış ki!
Bu gelin ve benzerlerine denk geldiğim gelinlerde hep aynı bakışı yakalayıveririm. Davranışları da hep aynı olur. Sonuç da aynıdır. 
Çözüm yoktur üstelik. Bu iş düzelir, diye verilen çabadan asla sonuç çıkmaz. 
 
Ha, bütün bu söz kalabalığı neden mi?
 
Sağa sola yazıyorum, bu erkin işi bitti, diye. Bana inanmaz gözlerle bakıyorlar. Hatta, siyasilere yazıyorum, diyorum ki: Ya Hu merak etmeyin, şu an durumları % 27 ve hatta seçilecek CB kim, onu bile öngörebiliyorum. 
Bakıyorum, inanan çok az!
Ama çok çok gelecek yılın sonunda, haklı olduğum ortaya çıkacak ve ben yine "Dememiş miydim?" diyeceğim, üstelik yazdıkalarım da kanıt!
 
Türk budun, Ulu Türkler çağından beri hep aynı davranır. 
Ne zaman nasıl ne şekilde vuracağı, belli olmaz, demeyeceğim, bellidir. Böylesi ortamlardan sonra davranışı da aynıdır. Ama bunu asla belli etmez ve zamanı gelince, GÜM!
 
Kutlu olsun!
Türk, Tanrı'nın acuna armağanı...
 
 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI