Gerçek Bir AKSAÇLI Öyküsü...


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

 

Bir adet çok uyanık kişi, uçmaklık kişileri tanık gösterip, Aksaçlılar tanımını ben uydurdum, deyivermişti de epeyce beğeni almıştı sosyal medyada. Oysa Aksaçlılar (Değişik çağlarda "Toycular, Ulular, Danışmanlar, Aksakallılar, Erenler, Ayguçiler, Danışçılar, Bilgeler, Bilenler, Doğrucular, Doğrultucular, Sözcüler vd" adlarla anılan) köklü bir geçmişe sahip tanımlamaydı bu. Üstelik bugün değişik Türk illerinde hâlâ kullanılıyordu. İşte eksik uslu birisi, "Ben buldum" deyivermişti.  Der! Kişioğlu her zaman her şeyi der! İzanı, us düzeni karmaşıktır. Kendini göstermek için her sözü eder.

Bu hiç önemli değil.
Ben şimdi size, bence Aksaçlı olarak nitelendirilecek, (Elbette her konuyu bilmem mümkün değil) adı, orunu, şekli gizli, gizemli bir kişiden söz edeceğim. Yakın bir çağda da bu kişinin gerçek yaşam öyküsünü "Aksaçlı Utku" adıyla yayınlayacağım. Şu an çalışmamı sürdürüyorum. Okuyacaksınız ve diyeceksiniz ki "Analar ne kurtlar doğuruyor!" Hah, işte şu anda burada dilime düşen bu sözcüğü, kitabımın ikinci adı olarak koydum.
 
AKSAÇLI UTKU
Analar Ne Kurtlar Doğuruyor!
 
Kutlu olsun.
 
İşte bu yazı, bir şekilde, bu kitabın özetidir ve tamamı gerçek öykülerden oluşmaktadır.
 
Aksaçlı, kutlu bir oğuşun, tek oğlu, en küçük çocuğu olarak acunu kutlandırdı. Anası öyle ulu bir hatundu ki doğduğunda, ulu atası onun kulağına ezan okumak dilediğinde, ben okurum, deyip, her iki kulağına da kurt sesi ile uludu.
"Benim oğlum kurt olacak! erenlik, varsın başkalarının hakkı ve görevi olsun!"
Ulurken, hissetti oğlunun irkildiğini ve kut sundu bunun için.
"Tini titredi Her dem Türk olduğunu bilecek!"
 
Adını da anası koydu:
"Utku!"
 
Ha elbette bu gerçek adı değil. Biz orunlu bir ad olsun, diye seçtik. Yoksa, neden kimliğini açık edelim?
 
Varlıklı, köklü bir oğuştu. Kökleri ötelere, çok ötelere uzanıyordu. 
(Bunu açıkça yazmayı düşünmüyorum.)
 
Bakışları sert, yüreği mert, sözü doğru, özü doğru, varlığı kutlu olsun, diye atası, kızlarına olduğu gibi ona da çok özel davrandı. O çağın oğuş töresinde çocuğa sevgi göstermek yokken, Utku'nun anası ve atası onu sevgi yumağı ile büyüttüler. Bunu ulularının uyarılarına rağmen yaptılar. 
"Sevgi ile büyümeyen bir bala, yurdunu, budununu, oğuşunu, bayrağını nasıl sever?"
Anası çok okur bir hatundu. Atası çok çalışır bir beydi. İki özellik de utkuda yeşerdi.
 
Çok gösterişli, iri yarı bir görüntüsü yoktu. Ama etkinliği yüksekti. Yanlışlara, hainlere ve döneklere karşı tavrı hep aynı olunca sık sık kavga ediyor, ta ilkokulundan beri, oğu kez şikayetler oluyordu.her seferinde de atası, benim oğlum doğrudur, haklıdır, diyor, yanında oluyordu ki sonunda artık kişiliği belli olan utkuyu karşısına aldı. 
"Sen kavgalar çağının eri olacaksın. Öyleyse seni kavgayı da iyi yapacak bir şekilde yetiştirelim."
 
O gün başladı Utku'nun kavga, atıcılık, vuruculuk ve her dem ayakta kalma savaşımı.
Atasının köklü geçmişten gelen dostları bu konuda seve seve yardımcı oldular. Okurken, bir yandan da savaşı öğrendi Utku. Ki ülküsü, Ulu Türk ordusuna girmek, ulu hizmetler yapmaktı.
 
Ancak...
Lise çağlarında kendisini bir kavganın içinde buldu. Azlık ve çokluk birbirlerini alabildiğine kırarken, azlıklar Türk ve haklıyken, elbette Utku da Türk'ten yana oldu ve...
 
(Bu arada yaşananları kitaba saklayacağız)  
 
Aranıyordu, kaçaktı, ama aranırken ve kaçakken bile korunuyordu, çünkü birileri ondaki sonsuz yurt, budun, il, bayrak sevgisini belirlemişlerdi. 
 
Bir gün değişik işler oldu ülkede ve Utku içeri düştü.  Bütün oğuşu onun için uğraş verirken, o, içerde kendi gibi ereklilerin koruyucusu olmuş, avukat tutamayana avukat tuttan, parası olmayana para bulan, aç kalanı doyuran, zayıfı koruyan, kaçması gerekeni kaçıran...
 
Atası, oğlu ne derse yapıyordu ki ona inancı sürüyordu. Onun ve koruması altındaki erlerin uğruna varlığını harcamayı sürdürdü. Durmadan harcadı harcadı, sonunda oturduğu evi bile sattı. Öyle gerekmişti, yapmıştı. Umurunda da olmamıştı.
 
Utku, bir şekilde çıktı.
Çıktığında, onu bekleyenler, tamam sınavı başardın. Artık bizimlesin, dediler ve Utku'yu alıp yeniden eğitime tuttular.
 
Zorlu coğrafyanın zorlu koşullarında ili koruma görevindekiler ona el verdiler ve dediler ki, bugüne dek hiç doğru yoldan ayrılmadın. Türklükten başka derdin olmadı. Biliyoruz, subay omak isterdin, ama koşullar buna izin vermedi. Ama şimdi sana hak ettiğin orunu da kimliği de kişiliği de vereceğiz. Savaşımın ölene dek sürecek. Bu ulu uruğa girenin çıkması ancak tabutla olur. And iç!
"And içerim!"
 
Neredeyse Türk yurdunun her yanında görev aldı. Ulu il töresi Ulu Türk töresi ne buyruduysa yaptı, başardı. Ne adı duyuldu ne kimliği açık oldu. Bir o yana koşturdu bir bu yana koşturdu. Bir roada çekti bir burada. Bir oğuş kurdu, olmadı. hatunu onun yaşadığı koşullara dayanamadı. Sonra kendisi gibi birini buldu. Uzaklarda bir yerlerde. Ondan kutlu bir balası oldu. Adını ulu bir atanın adı ile adlandırdı. Ama görevi gereği ondan uzak kaldı, kalacaktı. Başka da çözüm yoktu.
 
Şimdi...
Aynı yolda yürüyor kocamışlığı ile. o artık bedenen de bir ak saçlı Börü.  
 
Tanrı-Türk-Töre...
İl-Budun-Yurt
 
O Aksaçlı bir kurt.

 
 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI