Geçmişten, Bir Öğrenci Yurdu Öyküsü!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Amerika'da, New york'un en seçkin yerinde,  bir doğalgaz dağıtım şirketinin, müthiş hayır (!!!) yardımı ile yapımı süren Ensar Vakfı öğrenci yurdunun bilgileri ortalıkta dolanırken, kırk yılı aşkın bir çağ önce, üniversite okuduğumuz kentte yaşananlar üzerinden bir öğrenci yurdu öyküsü anlatalım:

Yazık ki on yıllar önce de öğrenci yurtları sorundu bu ülkede, bugün de sorun. Onlarca yıl önce de memleketinden çıkıp okumaya giden yoksul Türk gençleri sıkıntılar çekerlerdi yatacak bir yer bulmak için, bugün de öyle. Onlarca yıl önce de gençler yobazların kucağına atılırdı, bugün de öyle.
 
Efendim, okuduğumuz kentte bir de Kızılay yurdu vardı. Kızılay yurdu, deyince, sakın ha yoksul öğrenciler okusun diye yapılan bir yurt düşmesin usunuza, tam tersi, ücreti oldukça yüksek olan bu yurtta varsıl oğulların çocukları kalırdı. Nasıl olur, demeyin, öyle oluyordu. O zaman da anlı şanlı siyasi gücümüz bunu sorgulamadı, bugün de çok şeyi sorgulamadığı gibi, bilmiyorum ya, bugün de sorgulamaz. Hatta bu büyük milliyetçi güç "Sen Türk çocuklarını nasıl olur da açıkta koyar, yobazlara muhtaç edersin?" diye ayağa kalkmaz.
 
Beni okuyanlar bilirler, ölenlerin ardından asla kötü konuşmam, bilirim ki uçtuğu yerden bana yanıt verecek değildir uçmaklık kişi, ama konu anlaşılsın, diye azıcık, sütü kapalı çıtlatmalar yapmak zorundayım, abartıya kaçmamak için.
Bir ünlü Kızılay Başkanı vardı o kentte. Emekli bir askerdi. Çok etkin, yetkin, sert bir başkandı. Ama bu sertliğinin yalnızca yoksullara, sessizlere  karşı olduğu bizzat benim deneyimimle belirlenmiştir. Bu Başkan için, hem öğrenci arasında hem de budun nezdinde inanılmaz söylentiler, dedikodular dönerdi ya, bir o kadar da saygı gösterilir, dediği yapılırdı. Ki bu kişi on yıllarca Kızılay başkanlığı yaptı. Kimse dokunmadı bütün o dedikodulara rağmen.
Bu konuda bu kadar söz edeceğiz.
Şimdi, biz gittiğimizde Kızılay yurdu küçüktü, ama hemen yanında devasa, o zamana göre devasa bir inşaat sürüyordu ki Kızılay'ın parasıyla yapılan bir yurt inşaatı olduğunu hemen öğrendik. 
Kredi Yurtlar Kurumunun öğrenci yurtları çok azdı. Odalarda 6-7-10 öğrenci kalır, her yıl yeni bir yatak eklenirdi odalara. Artı, yer bulamayan yoksullar, arkadaşlarının yanında, yerlere battaniye atıp geceyi geçirirlerdi. Kaçak kalmalar yurt kapasitesini kimi zaman kişi katına zorlar, çalışma salonunda, sandalyeler üzerinde bile uyuyanlar olurdu. 
Nerden biliyorum? Çünkü ben de uzun bir zaman kaçak olarak kaldım, pek çok benzerim gibi. Bir şekilde içeri girer, nerede yer bulsak orada yatardık. 
Şaşılmayacak bir iş, bugün de olduğu gibi, hemen dün de olduğu gibi, dinci, Nurcu, Selametçi, Mücadeleci tiplerin böyle bir sorunu yoktu. Onlar o zamana göre en lüks, en iyi kaloriferli apartmanlarda, ekmek elden şu nadanlardan, yaşayıp giderler, her yıl yeni öğrenci avına çıkarlardı. Bu yurdun çocukları, Türk'ün balaları sıkıntılar çekerken, Arap çekerekleri yine kral gibi yaşarlardı. 
 
Derken efendi, bu memleketin başına gelmiş en kötü yönetici, en ufuksuz, standardı olmayan kişi, değişik desteklerle iktidara geldi. Bülent Ecevit... Bugün birilerinin kahraman yapmak için kendini paraladığı Türk yağısı...
Bu adam gelir gelmez iş yapmak yerine önce Türk milliyetçilerine ve Türk ordusuna saldırdı. Kontgerilla lafını çıkarıp yeni yeni gelişmeye başlayan Türk Özel Kuvvetlerinin atası kurum olan Özel harp Dairesi'ni hedef aldı. Basın, Kürtçüler, bölücüler, hainler kışkırttıkça bize saldırdı. 
Bu adam, acunun en kötü, en vicdansız kişilerinden birini Gençlik ve Spor Bakanı yaptı. Hedef bizdik. Yoksul Türk çocukları. Önce burslarımız, kredilerimiz kesildi. Sonra ada bütün yurtlar kapatıldı. Devletin bütün yurtları... Öğrenciler sokağa atıldı. 
Olacak iş mi?
Oldu!
Bizim gibi poliste kaydı olan mimliler bir daha alınmamak üzere yurtlardan atıldılar. yeni kayıtlarda bırakın adımızın geçmesini, yurtlara kaçak girmemiz bile engellendi. 
Elbette yine varsıllara, dincilere bir şey olmadı. Onlar keyifle öğrenimlerini sürdürürken, bize elimizde valiz kalacak yer arayıp, bulduğumuz yerde uyumaya çabaladık. Otellerin durumu malum. En kötüsünde bile kalmak için bir gelir gerekli. Olmayınca...
İşte o çağda, yoksullar, düşkünler için kurulmuş, tarihi bir kurum olan Kızılay'ın yeni yurdu bitti. Ancak, öyle pahalıydı ki yoksul Türk çocukları kapısından giremediler. Yeni yurdun Lüks, iyi döşenmiş az sayıda kişinin kaldığı odalarında, geliri bir düzeyin üzerinde olan oğulların Kızılay başkanının tip ve giyim seçimi ile kalmayı hak edenler kalabiliyorlardı. Yani ücret artı tip artı giyim...
Kalacak yer ararken, okulu bırakma noktasına kadar gelenler, çözüm ararken, duyduk ki yoksullar için de bir Kızılay yurdu varmış. Nasıl bir yer olduğunu sormaya bile gerek olmadan, yatacak bir yer olsun da nasıl olursa olsun, diyerek, bu işlerin izninin çıktığı tek kişi olan Sayının Kızılay Başkanı'nın önüne çıktık. Önceden tembihliydik. Bu adam şöyle şöyledir. Şöyle derse böyle karşılık ver, aslında korkaktır, diye. Zorunlu olmasak böyle birinin önüne gidip yer dilenmezdik, ama dediğim gibi ya, okulu bırakacaktık ya da...
Çıktık başkanın karşısına. Kapıda epeyce bekledikten ve sinirlerimiz yıprandıktan sonra...
Başkanın tavrı, kapıdan girene höykürmek olduğundan, biz de bu konuda tembihli olduğumuzdan, etkin olduğumuzu sandığımız bu yerde böyle birine bile söz geçiremediğimizin kızgınlığı ile gereğini yapıp (Dediğim gibi, ölmüş gitmiş kişi hakkında konuşmam) gerekli izni gerektiğince alıp, bugün bile büyük adam olduğunu iddia eden tanıdığımız varsıl tiplerin kaldığı lüks o zaman göre çok lüks yurttan çıkıp, düzenin, koduğumun düzeninin Türk çocuklarına layık gördüğü harabeye yöneldik. 
Dedik ya, zorunluyduk. Okumak için başka çözüm yoktu. Elimizden tutan da yoktu, benzerlerimiz dışında. 
 
Yurt, diye biz layık görülen yer, Erzurum'un Moskof işgalinden kalma, bir Moskof binasıydı. Aramızdaki adı Morkof kışlasıydı. Bir zaman burada konukladık ki yaşadıklarımızı Bizi Fırtına Vurdu romanımızda yazmıştık. Bir dahaki yazıda, biraz daha girelim konuya.
 
Öz söz olarak şunu ekleyelim:
Bu yurdun öz çocukları, bu yurdun hep derdini, sıkıntısını çekerek yaşarlar. Dincisi, Arapçısı, varsılı, gayrı Türk'ü, rahat yaşasın, bir de üzerine Türk'e ihanet etsin, diye.




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI