Geçmiş Zaman: Erzurum'un Ülkücüsü nasıl bir şeydi ki?


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Doğruları yazma derdinden, çok kez kendimle de hesaplaşırım. Yaşadığım çağlarda yaptığım yanlışları da doğruları da kendime itiraf edince rahatlıyorum. Kendime bile doğruyu söyleyebildikten sonra, başkasını hiç sallamam. O alınırmış bu alınırmış düşünmem. Doğru kimi kez canları sıkar, ama zamanla alışılır. 

Yaşımız altmış olunca, küçük bir hesapla, Erzurum'da geçirdiğim beş yıl artı biraz daha fazlası, yaşadığımız yılların beşte biri oluyor. Yıl hesabı yapmaya başlayınca inanın usları karıştıracak oranlar çıkıyor ortaya. 
Artısı da olan beş yıllık bir zaman...
Bize ne verdi, bizden neler aldı?
 
Erzurum'da okumaya isteyerek gitmedim ben. Bunu en başında yazayım. O zamanın gençlik acemiliği ve üniversite tercihi yaparken yapılan saçma sapan yanlışlar, ha bir de hesapta olmayan dış etkiler. Bunları yazmıştım daha önce. Yinelemeye gerek yok. 
Muş Lisesi'ni kitapsız, deftersiz, test kitapsız bitirip, daha ilk girişte bunca puan alıp bir de Erzurum'u kazanmak pek us alacak iş değildi.
Şöyle anlatayım: O zaman üniversite sonuçları posta ile gelirdi. Sınava girenler takip ederlerdi. Zarf kişiye teslim edildiği için gelip eve haber verirler, sonra hep birlikte gidip zarfı alır, en az yirmi kişinin arasında açardık ki bu sırada tuhaf bir alkış gibi herkes aynı rakamı seslendirirdi yüksek sesle.
Örneğin ben zarfı açarken çevremdekiler "Üç, üç, üç..." diye bağırmışlardı. Yani 300'le başlayacak bir puan... Çünkü ben açana dek hiç "Üç" ile başlayan puan çıkmamıştı. 
Ve ben zarfı açınca "Aaaa dört..."
Evet aynen böyle oldu. 
Diğer anlatı şekliyle: O yıl Muş Lisesi'nden mezun olup sınava girenler arasında en yüksek puanı ben aldım. En boktan yere de ben girdim. Hatta sosyal puanım rekor düzeydeydi. 489...
O yıl Rahmetli Şehit Üsteğmen İzzetin Polat dışında, ilk etapta, kimse üniversiteye giremedi. Sonradan sınav sistemi değişince, eğitim enstitülerine girebildi bazı arkadaşlarımız.
Sonra, çalışkan arkadaşlarım Ankara'da İstanbul'da kursa giderek, bir yılın ardından çok iyi yerlere girdiler ki benim bir daha sınav ve kurs şansım yoktu. Bir kez olan hakkımı kullanmıştım. 
Gelen evrakta...
Kazandığım okul kısmını okurken, Atatürk Üniversitesi'ni görünce, inanın nerede olduğunu bilmeyecek kadar acemiydim, neresi, diye sorduğumu ve Erzurum, denilince, çöktüğümü, hatırlıyorum. 
Ne işim vardı Erzurum'da. Muş'tan Erzurum'a gitmek, bir artı değildi ki!
Evet, hiç istemediğim bir yerdi Erzurum. Hatta gitmemeyi de düşündüm, ama çaresizlikten...
Çevremdekiler benden çok sevinip beni kutlarken, ben mosmor döndüm eve ve bir hafta kadar yas tuttum. 
Bu konuyu burada bırakalım.
Asıl konuya bir adım daha atalım:
 
Erzurum'a öyle ya da böyle gittik. Okumaya başladık. Başka üniversite bilmiyordum ki kıyas yapayım. Zaten bölümü de hiç sevmedim. Bu nedenle derslere asılmadım. Öyle, ağırlıklı çalıştığımı pek hatırlamıyorum. 
 
Şimdi yiğitleri öldürelim, tek tek haklarını verelim! Yiğit olamayanları da öldürmeden bırakalım:
 
Öğrenci arasında değişik bir Erzurumlu yağılığı vardı. Resmen yağılık... Hem yurtta hem de okulda hissedilen. Argo Erzurumlu fıkraları yaygındı.  Dışarıdan gelenler, Erzurumluları sevmezlerdi. Bunun nedenlerini başka bir yazıya bırakalım. Haklı yönleri de var haksız yönleri de. Bizdeki değişik şehircilik tiplemesinin yansımalarının genetik kalıntıları da...
 
Şimdi bakın siz saçmalığa:
 
Erzurum, dışarda, Ülkücülerin kalesi, zamanın tanımlaması ile Komünistlerin en korktuğu kent, Doğu'nun mihenk taşı. Bozkurt yuvası. 
Ama içerde olan, bizim gibi dışardan gelenler için, "Burada Ülkücülük yapmak kolay! Aman, işte Erzurum ülkücülüğü! Bunlar hep hava... Dadaşmış, pöh..." anlayışı.
Evet, yazık ki tinimizi tutsak almış fitne, orada da bizi boş bırakmıyordu. Çoğu memleketlerinden kaçıp gelmiş, başka yerde okuyamamış, Erzurum'da özgür Ülkücü havada nefes alırken, buldukları nimeti kötülerdi.
Bir de Erzurumlu Ülkücü yağılığı yapılırdı. Küçümsenirdi. Kendi aramızda aşağılardık, kötülerdik.
Ha, kendimden söz etmiyorum. Ben her zaman olduğu gibi olaya gerçekçi bakardım ve arkadaşlarımın çoğu da Erzurum'luydu. Üstelik Erzurumluların çok iyiliğini gördüm. Çok insanlığını gördüm. Özellikle yaşça büyüklerden inanılmaz şeyler öğrendim. Çok değer verdiğim kişilerle tanıştım. 
 
Şunu açıkça yazayım.
Erzurum'un has yerlisi, güngörmüş insanı, okumuşu, okurken iyi okumuşu hakkaten adamdır. gerçek Ülkücüsü, esizdir.
Şansıma, bu adamlardan çokça tanımak nasip oldu. Ne mutlu bana!
 
Şimdi dikkat edin!
Dışardan gelenler, üniversitede çoğunluktular. Erzurumlular da kentte çoğunluktular. Dışardan gelenler, Erzurumlu öğrencilere biraz değişik bakarlardı ya, Erzurumlular da dışardan gelen öğrencilere biraz değişik bakarlardı. Sanırım karşılıklı etkileşim...
Aslında bütün diğer taşra ketlerinde de durum aynı değil miydi? Ya da şimdi hâlâ öyle değil mi?
Hele bugün, her kentte üniversite ihanetinin etkileri kim bilir nasıldır?
Her ilde üniversite...
Keşke tabeleda üniversite yazınca, orası üniversite olsaydı.
Ya Hu atalarımız her ile medrese kurdular mı ki böyle bir olaya olurmuş gözüyle bakıyoruz. 
Ah, biri çıksa da bu uyduruk üniversiteleri kapatsa!
 
Asıl konuya geçiyorum:
Bizim çağ, hem şanslı çağdır hem de çok şanssız.
Düşünün, kandaşlarını yitiren, gen yaşta bunca ölüm gören, başka bir çağ var mı? Hem de kandaş kavgasında... 
Hem inanılmaz öykülerle süslenen bir yaşama tutunursun hem de elde olmadan yaşadığın eksikliklerle yıpranmışsındır.
 
Erzurum soğuk bir memleket. Çok soğuk. Ya insanları...
Dıştan gerçekten soğukturlar. Hatta iticidirler. Duruşları, bakışlar, yürüyüşler, konuşmaları, seslenmeleri, oturmaları, kalkmaları, çay içmeleri, selam vermeleri bile... Sanki her an kavgaya hazır, sanki her an belindekine davranacak havası...
Peki, gerçek öyle mi?
Hayır!
Erzurum'da örneğin, Trabzon kadar kavga ve vurgun olmaz.
 
Düşünün! Bekara, öğrenciye ev vermezler. Mahallede sokakta istemezler.
Ama bir oylunu buldun,  girdin, diyelim. Yanlışın görülmedi. Huzuru bozacak bir şey yapmadın.
Hemen sahiplenilirsin. İnanılmaz bir şekilde hem de...
Sokaktan geçerken nineler, teyzeler hatırını sorarlar. Bir ihtiyacın var mı evladım, der. Bakkal, veresiye önerir. Paran olunca verirsin. İhtiyaçta kalma, der. Hatta birkaç ay ödemezsen, istemez. Sen öğrencisin. Bir gün ödersin, der. Olmadık zamanlarda kapın çalınır ve tepsi içinde yemek gelir. Hatta, Ramazan, oruç tuttuğunu bilirlerse, her akşam sıra ile sana sofra gönderirler.
Ayrılıp giderken, uğurlaşırsın, ağlar, yolcu ederler. 
Yeter ki seni benimsesinler. Kendilerinden bilsinler. 
 
Ülkücüler arasında da böyleydi. Ülkü Ocakları, değil mi ki Erzurum'un ocağı... Düşünün, diyeceğim yine. Dışardan gelen bir öğrenci, eğer kendini kabul ettirmişse, rahatlıkla başkan olur, yönetime girerdi. Örnekleri çok. Yani, burası Erzurum; başkan bizden olacak, yönetim bizden olacak, sözünü hiç duymadım ben. Örneğini de görmedim. Asıl olan, varlık göstermek, kabul görmekti. Sen gerçekten, hak eden bir Ülkücüysen, hak ettiğin değeri bulurdun. 
 
Peki, Erzurumlu Ülkücüler nasıldı?
 
Bakın, aradan kırk yıla yakın zaman geçti. Onca Erzurumlu Ülkücü tanıdım. Kavga ettiğim de oldu kandaşça dostluk etitğin de. Küstüğüm de oldu, hep bir arada olduğum da. Ama öylesine değerler vardı ki, öylesine kendisini yetiştirmiş, öğretmek, anlatmak, yararlı olmak için çırpınan ağabeylerimiz vardı ki, yaşamımda onların değerinde değer çok az çıktı karşıma, desem, bana inanın. 
Yani, Erzurum'un Ülkücüsü, gerçek Ülkücüsü, sağlam Ülkücüydü. Şimdileri bilmem. Ben kendi çağımdan söz ediyorum. Burada ad yazıp da kimseye üstünlük yükleyecek değilim. Onlar beni bilirler, ben onları bilirim. Bu yeter. 
İşin bir diğer yanı var. Müthiş bir Ülkücü yetiştirme sistemi vardı Erzurum'da. Kale gibi mekanlar, asla unutulmayacak yerler vardı. Küçücük bir çay ocağında, felsefe yapılır, tarih anlatılır, siyaset yeniden yorumlanırdı. Kendi kendimiz tenkit yeteneğimiz vardı. Yanlışlarımızı tartışmaya açardık. Tabu yoktu neredeyse. Hâlâ oralarda kendiliğinden doğan ulu sözler çınlar kulaklarımda. Nasıl olurdu, nerden üretilirdi bilmem. 
Şairler, ozanlar vardı.
Ressamlar, yazarlar vardı.
Yalnızca konuşanlar, yalnızca anlatanlar vardı.
Gülünenler, dalga geçilenler vardı.
Palavracılar vardı.
Hepsinin değeri kendinceydi. Saygınlık, saygınlarındı. Gevçeklik gevşeklerin hakkı olarak hemen verilirdi. Ama itilmezdi, yalnız bırakılmazdı. Yok sayılmazdı.
Erzurum'da her kişiye kendince değer verilirdi.

Yürekler açıktı. Sofralar açıktı. 
Karnım aç, dediğinde, mutlaka bir doyuran çıkardı. Yatacak yerim, yok dediğinde mutlaka bir yatak açılırdı.
En yoksul kahvehaneye git. Cebinde paran yok. Çay içmek istiyorsun. Söyle çay ocağına, asla ikiltmez, çayını önüne koyarlardı. hatta bitince hemen ikincisi gelirdi. 
Ya Hu Erzurum'da, zor götürüldüğüm ev iftarlarının sayısını unuttum. Utanır, sıkılır, kaçmaya çalışırdım. Ne mümkün...
Lokantada yemek yerken, diyelim ki karşına bir Erzurumlu oturdu. Sen bir tek çorba ile kalkacaksın. Karşıdaki talısını söylemiş. İster istemez baktın. Nasıl olursa anlar, kardaşıma da bir tatlı getir, der ve parasını verir.
Hele Ülkücüyse, senin de Ülkücü olduğunu bilirse, yemek paranı vermeden bırakmaz.
Geçmişten gelen bir töre...
Bilmiyorum ki hâlâ yaşar mı bu töre?
 
Hadi daha büyüklerini anlatalım:
Memlekette, onca yerde, onca olay olurken, kaçakların, idam, müebbet almış kişilerin, gizlendikleri, en güvenli yerlerden biri neresiydi? 
Erzurum!
Erzurum Ülkücüleri, bakın yabancılar bu işe pek el atamazlar, Erzurumlular, kaç tane idamlığı sakladılar, korudular, kaçırdılar? Bunu bilen var mı? Ben çoğunu biliyorum. Peki, Erzurum'a kaçak gelip, ispiyon edilen, ihbar edilen, yakalanan var mı? 
Yok!
Ben hiç duymadım.
Nice yerde, nice Ülkücü kaçak, ihbar edildi. Erzurum'da bir tane ihbar yoktur. Teslim edilmiş bir tek Ülkücü kaçak yoktur. Saklanabildiğince saklanır. Sıkıntı olduğu düşünüldüğünde hemen başka yere aktarılır.
Bunun nedeni, sağlamlıktır. Bunun nedeni, inanmaktır, güveni asla istismar etmemektir. Erliktir, delikanlılıktır.
Erzurum'a bir kaçak geldi de bir eve götürüldü, ben, bir tek ev sahibinin kabul etmediğini, korkup polisi aradığını duymadım.
Bu büyük bir onurdur ve bu onur Erzurumlu ülkücülerindir. Erzurum teşkilatının gücüdür, kudretidir. İlk başlangıcın gücüdür. Ülkücü törenin etkisidir. 
 
Ya bilgelik!
Bana inanın, elbette bizim çağdan söz ediyorum, Erzurum Hemşin pastanesi, hem o çağın hem de bütün Ülkücü çağların, gelmiş geçmiş en büyük medreselerinden biriydi. Üniversitenin kendisiydi.
Oradan kimler gelmiş, kimler geçmiş, kimler yetişmiştir. 
Bunu kuran tin de Erzurum'dur, Erzurumludur.
 
Eğer, şansınız var da o çağda yetişmiş ulu kişilerden birine, bir Erzurumlu Ülkücü kocamışa denk gelirseniz, yapışın yakasına. Konuşturun. Anlattırın. Öncelikle yalnızca doğruları dinlersiniz. hataları ve yanlışları bile açık açık söylerler. Sonra da o çağa dek duymadığınız yepyeni bilgilerle şaşırırsınız. Unutmazlar da unutturmazlar da... 
Emeği geçene saygıda kusur etmezler de!
Hatır, Erzurumlu Ülkücünün canıdır. 
 
Şimdi, kendi açımdan, başlangıçta gitmek istemediğim Erzurum'da kazandıklarımı sayacağım size:
Erzurum'un bana kazandırdıkları. 
 
Okuma isteğim her zaman vardı. Erzurum, bunu çeşitlendirmemi, renklendirmemi sağladı. Ben Marks'ın Kapital'ini, Erzurumlu bir ağabeyimin "Gardaş, tenkit etmeden önce okuyup iyice öğrenmen gerek!" önerisi ile okudum. Ya da Darwin'i, Lenin'i.
Usunuzu zorlayabilir, ama bunu da duyun. O çağda, bütün sol gazete ve dergileri getirtip eksiksiz okuyanlar vardı. Sol konuşulur, tartışılırdı.
 
İkinci olarak, Erzurum'da öylesine mert kişiler tanıdım ki, başkaları zarar görmesin, diye susup işkencede acılar çekenler, başkasının yerine yıllarca yatıp şikayet etmeyenler, başkasının yerine kurşun yiyenler, dayak yiyenler, asla dostunu yolda bırakmayanlar...
Bilmiyorum ya, bizim çağda, İçeriye düşmüş Ülkücü'ye Erzurum kadar sahip çıkan bir başka kent var mıdır?
 
Üç, üleşim...
İnanılmaz bir üleşim, olanı başkasıyla üleşmek, aç olanı doyurmak, komşusu aç iken evinde tok yatamamak güdüsü vardı Erzurum'da. 
Derdi de üleşirsin, mutluluğu da...
 
Dört, vefa...
Şimdiki zamanları bilmem. Ama ne iyilik ne de merlik, yiğitlik unutulurdu Erzurum'da. İsterse çağlar geçsin... İyi, diye anılan biri hep iyi diye anılırdı. yaptıkları abartılır, destanlaştırılır, ama mutlaka adı unutulmazlara yazılırdı. Kötü hakkında da konuşulmaz, kusurlar ortaya dökülmezdi. Konuşmak isteyen de susturulurdu. 
Biz, o çağda, Ülkücü hareketi ilk başlatanı da ilk taşı atanı da ilk kurşunu sıkanı da bilirdik, çünkü unutturulmazdı. 
 
Beş, Destancılık...
Bizi de bugün etkisinde tutan yapı, bize Erzurum'un, Erzuurmluların armağanıdır. Eğer bunun nasıl bir şey olduğunu anlamak istiyorsanız, Erzurum'a gidin. Küçük bir kahve köşesinde, bir kocamış Ülkücüyü yakalayın ve anlattırın. Bakın ne bilmedikleriniz var! Bakın olaylar nasıl destanlaştırılır. Bakın, unutulmaması gerekenler, nasıl unutulmaz kılınır. Öyküler dilden dike nasıl iletilir!

Başka...
Yeter bu kadar. Çok da abartıp şımartmayalım Erzurumluları. 
Dilerim sürüyordur etkin Erzurum Dadaş tini.
 
Erzurum'dan ayrılırken de hiç üzülmemiştim. Hatta açık söyleyeyim, uzun bir zaman da özlemedim Erzurum'u.
Ama sonra...
Burnumuzda bir sızı...

Bir imza gününde, bir ağabeyimin duyurması ile koşa koşa gelen kocamışları gördüğümde, gözyaşlarımı zor tutmuştum.

Erzurum, şimdi benim için...
Dumanlı bir söyleşi, Mücahit bir yiğit, Baba'ca bir anı, Canibane bir ses, Alperce bir şiir...
İlla da Hınkal...
İlla da kadayıf dolması...
 
Erzurum...
Özletir kendini...
Erzurum Ülkücülüğü değişiktir. 
Örnektir.
 
 




YORUMLAR
2 Yorum

Ömer Faruk töreli
16-04-2020 18:24:00

Hocam beni hatırladınmi bilmirem ama olsun hatıtlamasanda olur yeterki gönüller bir olsun hocam eğer buyurur gelırsen Erzurum'a bilki has bir dadaş gardaşın var burda . Bende isim vermiyecam ama bende senin o bahsettiğin kocamış mert ülkücülerden birinin torunuyum bununla da hep övündüm hocam emin olki Erzurum geç değişmedi gene aynı Erzurum . Eyer sende beni bu gardaş olarak görür Erzurum'a buyurursan burda halendaha bir evın olduğunu bil . Başımın üstünde yerin var burda bir evın bir sofran halen daha var . Seninde bahsettiğim o Hemşin pastanesine gider hasankale lavaşıyla göğermiş peynirimizi alır o bahsettiğim ülkücülerin toplandığı temellinin çay ocağına gider kıtlama çayımızı içeriz. Eee sonrada bu gadayıf dolması yedirmağ boynumun borcu olur hocam 0541_304_66_24 hocam bu benim numaram ben seni yıllardan beri takip ediyorum ve senden çok şey öğrendim ama keşke senin gibi bir ağabeyinin yanında yetişseydığ ama nasip . Hocam buradan ne zaman bir emrin olur bir isteğin olur başımın üstünde yerin var nenehatunun yurdundan selam olsun..can ülkücülere..

Mustafa SERTKAYA
16-04-2020 17:07:00

Agabeyi ; Etkin Erzurum Dadaş tini az da olsa sürüyor , Var olasınız .

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI