Eşsiz Bir İttihatçı Kahramanı Analım!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Sıkıntılı, dertli, zor günlerimizde, bir ulu kahramanı analım:

Binbaşı Asım Bey...
 
Epeyce aradım, çok fazla bilgi bulamadım hakkında. Eğer elinde bilgi olan varsa, üleşirse, sevirinim.
Nereli olduğunu, ne zaman doğduğunu öğrenemedim.
Gerçek bir kahraman olduğu, korkusuz, yiğit bir İttihatçı olduğu, Fedai olduğu bilgisi ile yetinmek durumunda kaldım.
 
Önce şu görüşümü yineleyeyim: İttihatçılar  korkusuz, yiğit, gözü kara, atak, vatansever, milliyetçi, ölümü hiçleyen erlerdir.
 
Asım Bey, 1901 yılında Fatih Askeri Rüştiyesini bitirdi.
Mühendishane-i Berri-i Hümayun'u eğitimini Topçu Mülazım  olarak tamamladı.
O zamanın yetişme alanı, ittihatçı barınağı Makedonya'da görev yaptı Asım Bey. Benzerleri gibi dağlarda çete kovaladı. Öylesine başarılı ve yiğitti ki hemen dikkat çekti.
İttihat ve Terakki'ye girdi. "Fedailerden" oldu. Ülküsü için ölümü hiçleyenlerden.
Nerede görev verilirse, orada en öne geçti. Göğsünü siper etti ölesiye bağlandığı ülküsü için. 
 
Yazgı onu Balkan Savaşı'nda, Türk'ün en acı sayfalarından birinde, bir kahraman olarak bir kez daha tanıdı:
Görevini hakkı ile yaptı ya, görevini yapmayanlar yüzünden yitirdiğimiz savaşta, yine destan oldu Asim Bey. Bataryasını en geride tuttu. Ordunun çekilmesine yardım etti. Ordu çekildiğinde, yağı yetişip gelmişti. Soyu bozuk olanlar pusatını atıp kaçarken, canını düşünürken, o, bataryasının yiğitlerini bir arada tuttu ve buyruk verdi:
"Bir tek tüfek, bir tek top vermeyeceğiz yağıya!"
 
Bu nasıl olacaktı?
 
Uscul bir kumandandı. Bataryasını ormanda gizledi. Sırp ordusu gelip geçince, ardından harekete geçti. Artık gündüzleri gizleniyorlar, geceleri Sırp askeri gibi ilerliyorlardı. Böyle böyle bir tek erini bir tek pusatını, topunu, cephanesini geride bırakmadan, çok iyi bildiği kestirme yolları kullanarak, önce Kırcova'ya sonra da Manastıra vardı bataryasıyla.
Yaptığı inanılmaz, us almaz bir yiğitlikti. Övgülerle karşılandı. Getirdiği toplar ve cephanesi armağan olmuştu. Öylesine ihtiyaç vardı ki! 
Bu kutlu bataryaya bir ad verildi: Hüdaverdi Bataryası.
 
Manastır ve Gevat, alan savaşlarında yine eşsiz kahramanlıklar gösterdi. Ordu çekilmek zorunda kalınca, Asım Bey, bataryasını yine kurtardı. Yağıya teslim etmedi. Önce Avlonya'ya, ardından İstanbul'a... 
 
1908 Yılında bir askeri kurul içinde Afganistan'a görevlendirildi. Bir yıl orada kaldı. Buyruk gelince İstanbul'a döndü. 
Asım Bey, Enver Paşa ile birlikte Edirne'nin kurtarılması harekatına katıldı. Edirne'ye ilk girenlerden biri oldu. 
Başarılı yaşamı onu Cisr-i Mustafa Paşa Kaymakamlığı görevine taşıdı. 
 
Acun Savaşı başlayınca, orada, cephe gerisinde kalmak istemedi. İstanbul'a geldi ve en zor yerlerde savaşmak için gönüllü oldu. Zorluk deyince usa Kafkas cephesi geliyordu ya, Asım Bey, kendisi gibi fedai olan Yakup Cemil Bey'in baş olduğu gönüllü Teşkilat-ı Mahsusa birliğine katılarak Kafkas Cephesine geldi. 
Yine hep en önde hep en ileride...
 
Kanlı çarpışmalar oldu Ruslarla. Ardahan alındığında, Teşkilat-ı Mahsusa gönüllüleri 30'dan fazla şehit, 100'den fazla yaralı verdiler.
 
Şehitlerden biri de Binbaşı Asım Bey'di. 
Canla, başla savaşmış, canını vermişti. 
 
O yanda üst düzey görevi olan İttihatçı Dr. Bahaaddin Şakir Bey, Osmanlı Meclis-i Mebusan'ına durumu anlatmak için gönderdiği telgrafında bu ayrıntıyı imliyordu:
"Ardahan'ı aldık. Fakat Asım'ı kaybettik!"

İttihatçılar elbette ölürler, ama İttihatçılık asla ölmez!
 
 
Not: Mehmet Bilgin'in "Teşkilât-ı Mahsusa'nın Kafkasya Misyonu ve Operasyonları", adlı çok değerli kitabından alıntı yapılmıştır. 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI