Darbe Olsun mu? Darbe Nasıl Bir Şeydir?


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Türkiye'de "Darbeler Tarihi" denince, Osmanlı'yı hesaba katarak, ilk kayda alınması gereken belki Osman Bey'in eçisi Dündar Bey'e karşı yaptığı girişimi saymalıyız. Tek kişilik bir darbe, sayılabilir. Sonrasında atasını devirerek tahtı ele geçiren oğullar ya da kandaşlarını ortadan kaldırarak  padişah olan şehzadeler... Hayır, daha ciddi bir seçki ile Osmanlı'nın, kendini, uruğunu ve sarayı korumak ana ereği ile kapısına koyduğu, köle, kapıkullarının, efendilerine karşı başkaldırmaları sayılmalı. Duraklama devrinde artan gerileme devrinde en üst seviyeye ulaşan ve çoğu kanlı hareketlenmeler. Hatta  onlara "Kullarım" diye seslenen padişahlarını öldürmeye, hakaret etmeye varan olaylar.

Daha yakına gelelim!
İttihat Terakki'nin yaptıkları...
İttihat ve Terakki'ye karşı yapılan 31 Mart...
 
Ya Mustafa Kemal Atatürk'ün Devrimleri... Yeni devletin doğuşu, bir darbe sayılır mı? 
 
Cumhuriyetle birlikte, ordunun, devlet kurucu ordunun, İttihatçı ordunun, ardından Devrimci ordunun Cumhuriyet devletine karşı hareketleri...
En önemlisi 27 Mayıs 1960...
Hâlâ bilinmezler içinde...
En önemli bilinmezler, Talat Aydemir, Madanoğlu...
 
1960 doğumlu olmam nedeniyle, çocukluğumda, gençliğimde, yaşıtlarım gibi "İhtilal çocuğu" tanımlamasına uğrayanlardanım. Özellikle atası 27 Mayıs sonrası ordudan atılan biri olmam da (Değişik bir nedeni olsa da) darbe ya da ihtilal ya da Devrim gibi tanımlamalarla çok erken yaşlarda tanışmama, anlamaya çalışmama, öğrenme isteğime yol açtı.
 
Sonra...
12 Mart...
Çok ilginçti. İnanılmaz ilginçti. Yaşadıklarımı, tanık olduklarımı anlatsam, saatler sürer hatta günü alır. 
 
Ya sonrası...
12 Eylül...
Başından sonuna, oluşumundan gelişimine, sonuçlarına, sonrasında araştırmalarımla gizemlerine  alabildiğine vakıf olduğum bir darbe!
Aslında hemen söyleyeyim: Hakkaten bir darbe tanımı yapılacaksa, karşılığı, 12 Eylül'dür. ne cuntaydı ama. 
 
Sonrakiler, 28 Şubat... Hikaye... Adeta bir dalga geçme sendromu. Bile bile toplumu germe, yanlışlar, değişik büyüklenmeler ve...
Karşı devrimle tamamen yok edilmesi.
 
Ya, gülünç 15 Temmuz lavukluğu... Uyuz Fatoş'un kıçının bokuna bakmadan Türkiye'de devlete karşı bir gerici ayaklanma çabası...
 
Bugünlerde bir Darbe sözüdür aldı gitti. İktidarın korkusunun ortalığa dökülüvermesi gibi. Evet, bir kesim, çokça darbe sözü eder ve "Şöyle yaparız, böyle yaparız. Vururuz, öldürürüz. Stoklarımız var. elli kişiyi biz götürürüz. yedirmeyiz" diye sayıklar durursa, çok korkuyor, anlamına gelir bu. Ha, öyle, asarız keseriz, havası da boş işler... Kimse bir halk yiyemez. Hele darbe yapma konusunda özel sistemler kuran dış etkiler söz konusu iken.
 
Hemen şunu yazalım:
Darbe rezil bir iştir. Hiçbir şeye yaramaz. Bugüne dek köklü faşist yönetimler dışında, uzun süren faşist diktalar dışında, bir de Komünist kanlı devrimler dışında, başarılı olmuş hiçbir bir darbe yoktur.
Hele bizde...
Düşünün! Türkiye'de darbe yapıp da sonra buna pişman olmayan bir tek kişi, bir tek subay yoktur. En kalabalık omuzlusundan, en sıradan rütbesine... 
Bakın yakın çağa. Kenan Evren bile madara oldu gitti. Zortik, son anlarında, yargılanma zevkini bile tattı.
Yani, bizim karabudun, en güçlü darbecileri bile, önce alkışlar, överi, başının üzerinde taşır, sonra pisler. 
Hep böyle olmuştur.
Bütün darbeciler alkışlanmış, alkışlanmıştı yağlanmış, sonra yine o yaplayanların saldırısına uğramıştır. 
 
Hani bugün, belki de çok kızdığınız şu yönetim var ya, inanın bana, acunun en kaliteli darbesinden bin kat daha iyidir. Yaptıkları onca yanlışa ev demokrasiyi yok saymalarına rağmen...
Darbeden Tanrı saklasın bizi.
Darbe pisliktir. Rezilliktir. Kokuşmadır. 
 
Kutlu Türk ordusuna söz söylemek elbette haddim değil. Bu kutlu orduyu, temellerini Ulu Mete Tanhu'nun attığı bu bu yüceliği yaralamadan, karalamadan, on yıllardır hainlere karşı kahramanca savaşan yiğitleri yaralamadan, darbe denilen lanet düzeni anlatalım da ne denli yavşakça bir iş olduğunu anlayın!
 
Darbeye niyetlenenlerin başlangıçta, iyi niyetleri olduğunu varsaysak bile, zamanla, elde, belde, budunun vergileri ile aldıkları silahlar, üzerilerinde yine budunun, bu yoksul budunun ödediği paralarla alınan giysilerle, süslü, omuzu kalabalık rütbelerle, kendilerince düzeni sağlamak adına yönetimi ele geçirdiklerini söyleyenlerin, tamamı, hemen ertesi değişirler.
Hemen...
Çizgileri, yolları, erekleri, ülküleri, inanılmaz şekiller alır. her ne rütbede olursa olsunlar, sivil yönetenlerden daha fazla yağcılığa ve yalakalığa açık olan bu kişiler, sivillerin numaralarına alışkın olmayan bu kişiler, öylesine kapılırlar ki havalara... 
İşin acı tarafı, kandırılmaları da çok kolay olur.
"Mutlaka birkaç kişi salladırın efendimiz!" sözüne bile kanarlar ve bu milletin gençlerine, çocuklarına acımasızca kıyarlar. "Bir sağdan bir soldan" diyerek aşağılarlar canları. Ana kuzularını küçümserler. 
 
Evet, demokrasiyi bilmiyoruz.
Nadanız, eğitimsiziz.  Saygısısız. Kentleşemedik. Kişi olduğumuzu, yurttaş olduğumuzu çözemedik. Haklarımızı bilmiyoruz. Hâlâ kendimiz yaratıyor, yarattığımıza tapıyoruz. Sıradan, belki de iyi niyetli kişileri abartıyor, onları, ne oldum, delisi yapıyor, çıldırtıyor, en büyük benim, benim, dediğim olur, sayrılığına yakalatıyoruz.
Evet, yaşamayı bilmiyoruz. 
Yaşatmayı da!
Herkes bizim düşündüğümüz gibi düşünsün istiyoruz. Küçücük, minicik usumuzu çok değerli sayıyor, oradan çıkardığımız kendi kurallarımızı kutsuyor, başka hiçbir düşünceye, hiçbir yaşam tarzına, hiçbir fikre saygı duymuyoruz. 
Sömürülüyoruz, sömürüldüğümüzü fark etmiyoruz.
Soyuluyor, soyulduğumuzu fark etmiyoruz.
Birileri Mars'ta dolaşırken, biz hâlâ şıhlarla, uyduruk mehdilerle, sahte peygamberle uğraşıyoruz. tarikat, cemaat sahteciliğini kutsal sayıyoruz. Allah, din, kitap sahtekarlıklarına kanıyoruz. 
Evet, nadanız!
Ama biz demokrasiyi hal ediyoruz. 
Darbecilerin aşağılık emellerine asla layık değiliz.
 
Cunta...
En aşağılık sözlerdendir. En rezil tanımlardan...
Birkaç omuzu kalabalık, kendilerini bir şey sanarak, yönetime el koyduklarını bildirirler. Kalabalık, süslü sözlerle, vatan-millet-Sakarya, edebiyatı ile Yüce Türk Milleti seslenmeleri ile haklılıklarını ilan ederler.
"Biz düzelteceğiz!" derler ama yine yoksulları düzeltirler. Hazineyi düzeltirler. Kısa zamanda kendi yağcıları, yalakaları çıkar. Kapları, uyaları çıkar. Onları nasıl varsıl edeceklerini düşünür, planla yaparlar. 
Sermayenin satılmışları (Milli olmayanları) koşar çevrelerine. ellerini, ayaklarını yalar. Alırlar. Soyarlar. Onlar da yakınlarındaki şerefsizleri beslerler hem de en adi en ucuz sistemlerle. 
Yakın tarihimiz, şerefsiz darbecilerin varsıl ettiği şerefsizlerle doludur.
 
Özgürlük mü?
Ne özgürlüğü?
Laiklik mi? 
Ne laikliği?
Milliyetçilik mi?
Ne milliyetçiliği?
Atatürkçülük mü?
Ne Atatükçülüğü?
Bugüne dek, darbeciler, laikleri, Atatürkçüleri, milliyetçileri, Türkleri ezdiler. Astılar, işkence ettiler. Susturdular. Yok ettiler. 
 
İşkence!
Darbecilerin en büyük dayanağıdır! Acımasızca... İnsanlık onurunu ayaklar altına alarak. 
Nasıl olursa, her seferinde, kendi işkencecileri ile birlikte gelir cuntalar. Onları salarlar ülkülü gençlerin üzerine. Yazar, gazeteci, öğretim üyesi, düşünen, konuşan, anlayan, anlatan kim varsa... 
 
Birileri bugün bir şeyleri kullanıyor, diye düşünüyoruz ya, haklı olarak, siz, darbecilerin neleri kullandığını bir bilseniz!
Neler yapabildiklerini bir bilseniz!
Bilemezsiniz, düşünemezsiniz. 
 
27 Mayıs...
3 Siyasi asıldı, değil mi?
Hadi boş verin ölmelerine de siz bu eylem öncesinde ve sonrasında onlara, oğuşlarına yapılan işkenceleri biliyor musunuz? Hadi asılanları bir yana bırakalım. Oğulları, kızları, hanımları, anaları neler çekti, hiç araştırdınız mı?
 
12 Mart...
3 Devrimci genç asıldı.
Suçluydular ve...
Bugün sosyal medyada, onlar hakkında bilip bilmeden atıp tutan ahmaklar vardır ya, düşünceleri ve inançları nedeniyle onlara yağı olanlar...
Tamam, komünisttiler, diyelim. Suçluydular, diyelim.
Ama...
Öncesinde, sonrasında, onlara yapılanları biliyor musunuz? Hak ettiler mi diyorsunuz?
Bakın, acunun en kötü kişisi de olsalar, üç genç...
Birisi asılırken, diğerlerine izlettirildi. 
Bu nasıl bir vicdandır?
Bu nasıl bir anlayıştır?
Ölüme de ölüme de saygısı olan, olması gereken kişiler bunu yapar mı?
 
Ya 12 Eylül...
Bir sağdan bir soldan...
Yargılanmalarını okudunuz mu?
Nasıl asıldıklarını biliyor musunuz*
Ya sonrasını...
Boş verin siyasi görüşlerini. 
Siz olaya bakın!
Kendinizi o darağacına çekilen Ülkücülerin ya da Devrimcilerin yerine koyun. 
Ya yapılan işkenceler.
Yalnız onlara değil, oğuşlarına... 
 
Hadi bunları da geçelim.
Bir de şöyle düşünün: Sahtekarlar, sapıklar, çocuk tecavüzcüleri, devleti soyanlar, kadın katilleri ve her türlü rezilliği yapanlar, bir şekilde bağışlanırken, yaşarlarken, ülküleri uğruna uğraş veren gençleri asmak...
 
Her darbe, Türkiye'yi geriye götürdü. Sosyal, siyasi hakları törüledi. Demokrasiyi hırpaladı. Ezilenler daha da ezilir, ezenler daha da ezer oldu. Darbeciler budunu ezerken, şerefsizlere sahip çıktı.
Darbelerden sonra işçi hakları kalmadı. Sendikalar yok oldu. Kapitalizm yerleşti. En acısı uygulandı.Köle işçilik yayıldı. Memurluk yalakalığa eş oldu. Hak-hukuk-yargu yerine, benim adamım anlayışı yayıldı.
Her darbeden sonra devlet daireleri büyüdü, kalabalılaştı, lüks ve savurganlık adet oldu.
He darbeden sonra ahlak yerle bir oldu. Rüşvet arttı. Yobazlık arttı. Milli değerler gevşedi. Atatürkçülük yaralandı. 
Her darbeden sonra yeni darbe varsılları türedi. 
Her darbeden sonra biraz daha yoksullaştık. Biraz daha geri gittik. 
 
Bir darbeci, evet açık yazılımı, gerçek bir darbeci, bir ihtilalci, Başbuğ Alparslan Türkeş, şu sözü etti:
"En kötü demokrasi, en iyi darbeden daha iyidir!"
Çünkü, yaşadı, gördü.
 
Darbelerle, onbinlerce kişi harcandı.
Darbelerle, üniversiteler perişan oldu.
Darbelerle, eğitim tükendi.
Darbelerle, ABD ırzımıza geçti.
Darbelerle, nesiller yok oldu.
 
Şimdi, darbecilik yapan alıklar var mıdır?
Elbette vardır.
Bugün, siyasi yapıyı kullanarak bir şeyler ütemeyenler, bunu darbecilerden sağlamaya çalışırlar. Çünkü darbecileri daha kolay kandıracaklarını bilirler. 
 
Siz bugün birilerinin darbe sözü etmelerine de bakmayın . Elbette korkularının yansıması ile üfürüyorlar. İnanın hiç önemli değil. Bunlar da yalaka ve kemik peşindeler.
Ama, siz siz olun, her zaman darbeye karşı çıkın. Darbecilere tükürün. Lanetleyin onları. Dış destek olmadan böyle bir şeye cesaret edemeyecek satılıkları her fırsatta kötüleyin.
 
Ha, bir de seçmeyi bilin Ya Hu!
Seçen sizsiniz!
Siz getiriyorsunuz başımıza ne getiriyorsanız. 
Kime oy verdiğinizi bilin.
Seçtiğinizi abartmayın. 
Beceriksizlikleri görün. Açık açık söyletin. Sakın ha, korkup susmayın. Seçtiğinizi büyütmeyin. Onların sizin oyunuzla adam olduğunu bilin Ya Hu! 
Yağcılık, yalakalık da bir tür darbeciliktir. Bunu yapmayın. Abuk sabuk adamlara ulu orunlar yakıştırıp, buyruğuna girmeyin. Herkesi herkesi tartışın. Yanlışları yüksek sesle söyleyin.
Korkmayın Ya Hu!
Korkunun ecele faydası yok!
 
Kahrolsun darbeciler, darbe çığırtkanları ve...
Korkaklar!
 
Darbicilerin neler yaptıklarını, zaman zaman anlatacağız.
Örneğin şu Feto lavuğu, 15 Temmuz'da başarılı olsaydı neler mi yapardı?
Bir bilseniz!
 
 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI