Cennet ve Huri Konusu...


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

İnanç bir çizgi. Bir sınır. Bu sınırın bir yanında durunca, inanıyorsun. Çizgiyi aşınca, sıkıntı başlıyor. Bütün dinlerde, bütün inançlarda durum bu. Tartışılabilen konular var. Asla tartışılamayan konular var. Aslında inanç üzerine tartışmak da anlamsız. Çünkü sonu gelmez. Kimse, zorlanamaz da ikna edilemez de.

Kişioğlunun ortaya çıkışı konusu, inancın ana konusu. 
İlk nokta!
İlk farklılıklar da burada!
Yaratıldı, deyince başka bir yerdesin. Kendi kendine oldu, evrimle, mutasyonla oldu, sözleri edince, bir başka yerde. Çok zorlanınca, inançta da evrim var, ama şöyle şöyle. İnançta da mutasyon var, ama böyle böyle, diye açıklamalar getirirsin, olur biter. 
Hele şu korona işi çıkınca!
Tanrı'nın bir kıyını, der, kötüleşen, pisleşen, rezilleşen acuna ve insanlara hak ettikleri belanın gönderildiğini iddia edebilirsin. Hatta buna geçmişten örnekler verebilirsin. İşte Tanrı şu budunu yok etti. Bu budunu helak etti, sözleri ile insanları rahatlatabilirsin de. Ama bir yer gelir, susmak zorunda kalırsın. E, günahsızların, inançlıların, Tanrı buyruğundan ayrılmayanların suçu ne? Ha, o konu mu, o da örnekleme, zaten, onlar cennete gidecek.
 
İslam, bütün bu sorunlara, Amentü ile karşılık bulmuş. Sorunu böyle çözmüş.
"İnandım!"
Bu kadar. 
Ya da "İnanmadın!"
Bize ne?
Bunun karşılığı kuşku, sorgulama, acabalar, söylevler...
 
Usları karıştıran ana konu, o çağı anlamamak, o çağla sonraki çağları, bugünü karıştırmak ve çözümlerde bocalamak, çözümsüzşüklerde boğulup kalmak. 
 
Kur'an ilimleri; fıkıh, kelam, tefsir vd. kaç yüzyıllardır var.
Hadi diyelim ki İslam Peygamberi'nin Hz. Muhammed'in vefatından sonra başladı. Miladi 632... Yani bugün itibarı ile yaklaşık 1400 yıl... Hâlâ tartışılıyor. Hâlâ yok öyleydi yok böyleydi yok şöyleydi, kararsızlığı sürüyor. 
Ya Hu "İnandım!" yeter!
Hadis ilmi kaç yıldır var? Hadi diyelim ki Hz. Muhammed'in vefatının ardından 200 yıl sonra başladı. 1200 yıl...
Yok şöyle demek istedi yok böyle demek istedi. Yok şu yanlış, bu uydurma, şu Kur'an'a uymaz. Bu aykırı...
Bu işi nasıl açıklayacağız peki? Birileri durmadan tartışırken, birinin dediği diğerine uymazken, hatta en uç noktalara taşınırken, biz, sıradan Müslümanlar, nasıl, hangisine inanacağız?
İşte yine çözüm Amentü!
"İnandım!" 
Bitti!
Başka hiçbir yolu yok. 
Başka hiçbir çözüm yok!
İnanır ve uyarsın, bu kadar!
Birileri tartışıp dursunlar. Siz "İnandım" dedikten sonrası laf!
 
Son günlerde sanki bugünlerin sorunu gibi, bugünlerde, bunca sıkıntı arasında, terk derdimiz bu gibi, "Cennet-Cehennem" yani "Öbür Acun- Gerçek Acun", Arapça sözcüklerle daha da ballandırılarak tanımlanan, gerçek anlamı ise kişilerin ölünce tinlerinin gideceği yer olan yapı, yeniden yeniden yeniden tartışılır oldu. İlk çıktığı zamandaki gibi ve aynı sözlerle.
İnananlar için yine "İnandım!" tavrı yeterli iken koca koca, kıllı-sakallı adamlar, 1400 yıldır tartıştıkları çoğu abuk-sapuk, saçma-sapan, tutarsız-uyarsız konulara yeniden ve zevkle daldılar. Çünkü en sevdikleri konu bu!
Soru: Müminlere (Mümineler için pek konuşmuyorlar. Çünkü konuşurlarsa sıkıntı çıkacak) neler verileceği, bu acunda iyi bir Müslüman olanın, öbür acunda hangi nimetlere kavuşacağı konusu...
 
Aman da aman!
Ne kadar önemli!
Aman da aman!
Ne büyük buluş!
Hadi 1400 yıldır tartıştığınız gibi yeniden tartışın ve koca dini bu konuya indirgeyin!
Lan oğlum sizin başka derdiniz yok mu? Neden inananların usunu karıştırmak için bu kadar uğraşırsınız? Ha, sizin ekmeğiniz buradan, anlıyorum, ama insaf edin. Şu güzel dine bu kadar kıymayın! 
 
Bakın dostlar, kim, neye inanır beni hiç ilgilendirmez. Ne hâlâ ineğe, maymuna, file, taşa, toprağa, ağaca vd. tabana karışırım, ne de İsa'ya, Musa'ya, Muhammed'e bağlı olana. Bana ne? Bildiğim odur ki herkesin inancı kendinedir. Kimse benim gideceğime inandığım yere gelmek zorunda değil. Ben de kimsenin gittiğine inandığı yere gitmek zorunda değilim.
Ama...
Neredeyse bütün vaazlar, bu konuda yazılan kitaplar, tv programları, internet siteleri, yukarıda dediğim gibi koca koca kıllı-sakallı, hadi onları da unutmayalım,  parlak-sakalsız adamlar, cennet şöyle cehennem böyle, diye sallayıp duruyorlar. Azıcık soru sormaya kalksan, aha da Kur'an! Aha da Hadis, deyip seni susturacaklar.
Yok, Aga! Ben susmam da bu adamların ahmaklıklarından bıktım artık. Sapkınlıkların din, diye yuttutrmalarından usandım artık.
 
Ya Hu öl de nereye gidersen git!
Bana ne!
Ben de nereye gidersem gideyim!
Sana ne!
 
Yok efendim, illa anlatacaklar.
Bakın dostlar, bu adamlar ve benzerleri yüzyıllar boyunca; cennette müminlere ikram edilecek olan hurilerin özür dilerim, memelerinin şeklini tartışmışlar. Erik gibi mi armut gibi mi elma gibi mi... Bunun için kanıtlar sunup durmuşlar. Yok şu şöyle demiş. Yok bu böyle demiş. Yok şunun tefsiri, yok şu Hadis'in açıklaması.
Bugün de aynı!
Adamlar Mars'ta dolanırken, bunlar hâlâ hurilerin memelerinde kalmışlar.
Sapık lan bunlar.
Sayrı, sayrı!
Kafaları kafa değil. 
Hurilerin yaşından, kemiklerinin iliklerinin görülmesinden, denize tükürdüklerinde denizin bal tadında olacağından, yok erkeklerin acun erkeklerinden 70 kat daha fazla (Kim ölçtüyse bu kat sayısını) cinsel güçte olacağından, hurilerle gerçekleşecek çiftleşmelerde alınacak zevkin, acunda alınan zevkten kaç bin kat fazla olacağından...
Lan siz manyak mısınız oğlum?
Siz hepiniz cinsi sapık mısınız?
Okuduğunuz okullar sapık mı yetiştiriyor?
Bu ne lan?
 
Ama iş hatunlara gelince, müminelere gelince, sözleri değişiyor. Kimse hatununu, sevdiğini, helallisini,
 cennette bile bir Nuri ile düşünemeyeceği için, onlara "Yine biz" diyorlar. "Yine acundaki kocaları".
Allah Allah!
 
İslam, çok güzel bir dindir. Eşsizdir. Ama bu sapıkların dilinde perişan oluyor. Adamlar, bu acundaki iyiliği, güzelliği, iyi insan olmayı, doğruluğu, dürüstlüğü, ululuğu bir huri, özür dilerim, memesine karşılık getiriveriyorlar.
Ha, araya da yeşillik, ırmaklar, meyveler...
Meyve dedikleri de hurma ki ben hiç sevmem. 
Kafaları bu kadar ve bedenlerindeki başka bir yere bağlı olarak çalışıyor. Beyinlerini oraları yönetiyor.
Ha, bu acunda da aynı şerefsizler. Bu acunda da işleri güçleri 13-14-15-16-17 yaşındaki kız çocuklarımıza sulanmak. Aynı sapıklık. Aynı rezillik. Koca koca adamların işi gücü seks. Arada ağızlarından "Parlak oğlanlar" sözünü de kaçırıveriyorlar ki niyetleri belli! Bakın son günlerde yeniden çıktılar ortaya. İlla da küçük yaştaki çocuklarla evlenecekler. 
Sonra da "Aha bak burada böyle yazıyor" deyiveriyorlar. Yok, şerefsizler, orada öyle yazmıyor. Siz uyduruyorsunuz. Siz yanlış yorunluyorsunuz. Kafanıza, nefsinize, sapıklığınıza göre dem vuruyorsunuz. İşinize geldiği gibi anlıyorsunuz.
Hem de yüzlerce senedir. Kafada sarık, altta şalvar, sırtta cüppe... Atın durun!
Ha, kimin nasıl giyindiği de beni ilgilendirmiyor. Hatta iyi de oluyor. Bu tipleri görünce uzaklaşmak kolay. Aha geliyorlar, deyip kıyıya çekilmek için iyi bir im!
 
İnanç, Göbeklitepe ortaya çıkarılana dek, kişioğullarının tarıma geçmesi ile başladı sanılıyordu. Tapınma merkezlerinin, Göbeklitepe'ye kadar, tarım toplumlarının ortaya çıkmasından sonra yapılmaya başladığına inanılıyordu. Göbeklitepe, bu tarihi daha geriye çekti. Avcı-Toplayıcı toplumların da inanç merkezleri kurdukları ve tapındıkları ortaya çıktı.
 
Yani inanç insanın var olmasıyla birlikte var olan bir yapı. Bütün budunların inançları kendilerince. Ulu Tanrı Yalavaç göndererek yönlendirmiş kişioğullarını. Doğruları öğrenmaye, doğru davranmaya zorlamış. 
 
Ulu Türkler, Ulu atalarımız da Gök İnancı, bugünkü tanımlaması ile Tengricilik, başka bir söylemiyle de Kam inancı ya da Şamanizm (Bu adlandırmalar tarih içinde değişmiştir) ile kendilerine bir inanç sistemi kurmuşlar. Büyük olasılık, Tanrı Ulu Türklere de yol gösterici yalavaçlar göndermiş. Belki bir belki birkaç... Elimizde bilgi yok. O nedenle net bir söz edemeyiz. Belki de göndermedi. Türk'ü inançlı yarattı ki Türk bu kadar temiz, dürüst ve Ülkülü olabildi, kalabildi. Bilmiyoruz. 
 
Ulu Türkler de öbür acuna inanırlardı.
Bakın şu güzelliğe ki adına "Uçmaklık" dediler. 
Uçmak...
Tinin, bedenden ayrılıp, Gök'e kavuşması.
Ne kadar güzel, ne kadar anlamlı.
Bugünkü inançla karşılaştırılınca, Cennet, yer altına olacak değil ya, Gök'te olacak. Uçsuz, bucaksız, sonsuz mavilik... Alabildiğine çoşku ve mutluluk.
İşin daha da güzeli, sapıklık yok.
Yani bağışlayın, huri memesi tarifi, sonsuz zevkli seks, çocuk yaştaki huriler, yok!
Ya ne var?
At var elbette! Gök'te bile olsa Türk atsız olur mu? Tanrı'nın yarattığı en güzel en hızlı varlık, orada da onunla olacak. Atına binecek. Gök Tanrı'nın sonsuz büyüklükteki vadilerinde avlanacak!
 
Bakın işte, inançla, acundaki yaşantı atasından nasıl güçlü bir bağ var! Arap ne düşünüyor diğer acun için, Türk ne düşünüyor.
Türk'ün düşüncesindeki güzelliğe bakın! Saflığa, temizliğe bakın!
Hemen burada, Bizim Yunus'un o güzelim anlatısını analım:
"İsteyene ver onları! Bana seni gerek seni!"
Bizim Yunus anlamaz mı gerçeği?
Hemen yapıştırmış sapıkların alnına alnına. Gözlerinin içine sokmuş doğruyu, ama anlayana!
 
Bütün inançlar, bir öbür acunu, bir tamuyu ve bir güzel acunu imler.
Bütün inançlarda Cennet-cehennem tanımlaması vardır.
Cennet güzeldir ve iyi kişiler içindir. Cehennem kötüdür ve kötü kişiler içindir. Ha, ikisinin arasında bir yerler de tanımlanır. 
Öbür acunda hesap verilir. Kıyın vardır, ödül vardır.
Ama bu kıyın ne bildiğimiz kıyın, güzellikler de ne bildiğimiz rüşvettir. 
Asıl olan "Tin"...
O da Tanrı'dan...
Kişiye ödünç verilen ve korunması gereken ululuk. Öbür acuna, kişioğluna armağan edildiği gibi temiz ve sağlam ulaşmalı. Yok, temiz değilse, yaralıysa, bozulmuşsa, kirlenmişse, bir şekilde temizlenecek ki geldiği yere layık olsun. Çıktığı bütünle birleşebilsin. Yoksa...
Tek'den çok çıkmış, bir gün yine Tek olacak.
 
İnanç güzeldir. Çünkü inanmak, yine kişioğlunun tininin ihtiyacıdır. Yaratıcıyı anan ve özleyen tin, bu acunda onu arar ve kavuşmak ister. İyi kişi olmak da bu ulu tine layık olmaktır.
Ama, o güzelim öteki acunu, Tanrı'nın kavuşma muştusu verdiği yeri Arap'ın sapkın isteklerine, kırık zevklerine bağlayan bir sistem karşımıza çıkınca...
Kişinin gidesi gelmiyor. Tanrı bağışlasın, ama cenneti, siz de bağışlayın, çocuk yaştaki hurilerin memelerine bağlayan bir zihniyete bağlanmak tinime uymuyor. Ulu Tanrı'nın Ulu kişilere vaadi, bağışlayın, seks, sapkınlık, ahlaksızlık karışımı bir acun, olamaz. Bu tanımlama ahlaksız, sapkın kişilerin işidir.
 
Neyse!
Ben inanç konusunda söz etmeyi pek sevmem. Bir zamandır ortalıkta dolanan konular, sapkın eğilimler, sakall-kıllı koca koca adamların ettiği sözler canımı sıktığı için birkaç söz edeyim, dedim. Yoksa bana ne! Kim, neye inanırsa inansın, ama bana bulaşmasın.
O şerefsiz sapıklarla, öbür dünyada aynı yerde olmayı düşünemiyorum bile. Bu acunda katlanamıyorum adamlara. Bir de orada mı?
 
Ne demiş Ulu Peygamberimiz: Sizin dininiz size, benim dinim bana!
Kut olsun ki böyle!
İyi ki Müslüman'ım!
 
Bu acunu kirletenlerin, gerçek acunu da kirletebileceğini düşündükçe kafayı yiyorum!
Ak atımın üzerinde, Tanrı'nın sonsuz vadilerinde  Ata'm Kül Tigin'le Kür Şad'la av yapmak varken, ben Arap'ın sapık zevkleriyle neden karşılaşayım ki?




YORUMLAR

Emre Kaya
26-05-2020 20:40:00

2018 TÜYAP fuarında kitaplara baktığım sırada standınızda tanışmıştık.. 17 yaşındaydım o sırada ne okumak istediğime karar veremememden bahsetmiştim. Sosyoloji oku sen ilgileniyorsun sanırım, demiştiniz. Adınız aklıma geldi tekrar bir araştırayım dedim. Çok güzel yazmışsınız ellerinize sağlık. Her şey gönlünüzce olur umarım..

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI