Ben, Deist olabilir miyim?


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Din ve inanç konusu, aslında hiç girmek istemediğim, yazmak istemediğim bir konudur. Her zamanki düşüncem de (Hani birileri iktidara göre şekil değiştirip, koyu yeşilden açık kırmızıya kadar her rengi denediklerinde bile) bana ne milletin dininden, mezhebinden, inancından, isteen istediğine inansın, olmuştur.
Öyle çok fazla din ve inanç konuşulmasının bile aslında bir sıkıntıyı im ettiğini bilirim. 
Din inanç konulmanın, tartışmanın, çok biliyorum havasında esip gürlemenin de karşısındayım.

Bir ara modaydı: Kişilerin hatunlarının başını bağlatmaları.
Gerçekten modaydı AKP'den önce.
Hani, memur hatunların giysilerine karışan gereksiz ve anlamsız devlet yönetimi, dairede, okulda aç, dışarıda istersen kapa, baskısında vardı ya, işte o zaman, tanıdığımız, bildiğimiz kişilerin çoğunun hatununu, sanırım biraz da tepki, zamana uyma, kendini gösterme havasında, ört-kapa eylemine soktuğunu bilirim.
Bunu da birzaman eylemi olarak yaptıklarını da...
Neden zaman eylemi, dedim.
Çünkü şimdi, bu aç-kapa modasına o çağda uyan çok kişinin hatununun başı açık gezdiğini ve hatta keşke o zaman da kapatmasaydım, dediğini görüyor, biliyorum.
Bir de nasıl oluyorsa, bu aç-kapa modasına uyan ya da uymak zorunda kalan hatun kişilerin, kendi kız çocuklarını alabildiğine serbest hem de benim için asla kabul edilemeyecek derecede serbest yetiştirdiklerini görüyordum, görüyorum.
Hatun kişilerin giysileri konusunda yazacaklarım bu kadar. Bu konu ile de hiç ilgilenmedim, ilgilenmiyorum. Kendi hatunuma bile karışmadım bu konuda. Hatun kişi erkekten daha üstün bir yaratıktır. Hem tince hem de karakterce...
En doğrusunu bilir, yapar. 
Bana ne?
Hatırlatayım hemen. Büyük Atatürk, er kişilerin poturuna, şalvarına, cüppesine, sarığına söz edip, yasak koyarken, onlara zorla şapka giydirirken ve giymeyeni de bir devrim gereği olarak ipe çekerken bile, asla ama asla hatun kişilerin giysilerine karışmadı.
Zaten erkek adamın hatun kişilerin giysileri ile ne kişi olur ki? Ayıp!
 
Ne anlatıyordum?
Ha!
İşte ben, 12 Eylül öncesi Ankara'da Ocak Genel Merkezinde, Rahmetli Muhsin Başkan'ın, yakın yönetim kişileri ile aldığı "İslamlaşma" hareketine de katılmadım.
Asla katılmadım. Sevmedim o hareketi. Karlıydım.
O dönem başlayan ve o çağa uygun baskı ile süren "Üniversite yurtlarında dini eğitim" çabalamasından, zoraki cuma namazı uygulamalarından, tarikat ve cemaat övgülerinden, dini söyleşilerden, hatta o dönem bir moda gibi üreyen dergi yazılarından, kitaplardan, sloganlardan hep uzak durdum. 
"Kanımız aksa da zafer İslam'ın"
ya da...
"Müslümanlar birleşin!"
Gibi sloganları atmaktan da geri durdum. 
Hatta...
Satışı ve okunması yasaklanmayan ama bir şekilde engellenen, kötülenen Atsız, Necdet Sevinç, Reha Oğuz'un ve benzeri Türkçü yazarların kitaplarına özellikle sarıldım ve inadına okudum. Ve hatta, yasak olan, üstelik dayakla kıyınlandırılan işlerde de başlarda göründüm. (Açıkça yazamıyorum. Anlayan anlasın).
Yani kafam ve tinim öyle çok fazla din işlerine sarmadı. Bu işin tin ve us işi olduğunu biliyorum ki kişiseldir. Yurtların önünden Menzil'e otobüsler kalkarken, çoğu yarı meyilli Ülkücü, Menzil yolunu tutup, dönüşte yarı ermiş pozlarına girerken ve durmadan "O ünlü kerametli çorba" safsataları anlatılırken ve gidip gelen Ülkücüler değişip, tipleşirken, onlara güldüm, dalga geçtim, çoğuyla da kavga ettim.
 
Zaman zaman kendini tarike kaptırmış Ülküdaşların verdiği dini kitaplara göz attığımda, örneğin Kimyayı Saadet'te, bilmem kaç yüz yıl önce yazılmış bazı tutarsızlıkları, anlamsızlıkları, bir öyle bir böyle sözleri yakalayıp, bunların gözüne soktum, ama kendi kafalarına göre açıklamalar yapıp, İmamı Gazali'yi yüceltme çabalarına engel olamadım. Mevlana'nın Mesnevi'sini okuyup, sakat yerleri bulup (Mesnevi alıp da sonuna kadar okuyan kişi çok azdır. Mesnevi, adeta bir kitaplık süsü gibi durur kitaplıkta, ama yine de hep çok satan kitaptır) onların yine gözlerine sokup güldüğümde, çaresizliklerini örtmek için çabaladıklarını gördüğümde de güldüm.
Ha bir de Mason-Yahudi suçlamalarına da güldüm. Çünkü saçmaydı.
 
İşin ilginç tarafı, diyelim ki o zaman yaşım 20 civarıydı ya, o zaman düşüncem ve inancım, davranışım, yaşantım ne ise şimdi de birebir aynıdır.
Hiç değişmemiştir. sapmamıştır.
Er olan sözünden döner mi, sorusuna göğsümü gere gere , dönmez, diyebilecek ender kişilerden biriyimdir.
 
Bir ara, yaşım 40larda dolanırken, şu din işine bir daha ve tam göz atayım, deyip, ne kadar dini kitap varsa, hadis kitabı, tefsir kitabı, fıkıh kitabı varsa, toplayıp, durmadan ve yalnızca din okuyup, sonra birgün, sanki aydınlanmaya yeniden ulaşıp, tamam bu iş bitti. Benim yaptığım doğru, deyip, bütün din kitaplarını toplayıp, paketleyip, evden çıkartmak adına, o zaman tanıdığım Mersin Ocak başkanını arayıp, hepsini verdiğim ve o günden sonra da artık hiç din kitabı okumadığım da doğrudur.
Din ve inanç benim usum ve tinimce tamamlanmış bir konudur. Üstelik yetiştirdiğim balalar da bu konuda hiç sıkıntı çekmeyecek olgunlukta yetişmiştirler.
 
Yalnızca, bana bir yazısıyla, iftira attığı, söylemediğim Atsız sözlerini, ben söylemişim gibi, bir sosyal medya uydurması üzerinden üleştiği için, selamı sabahı kestiğim, ama geçmişimizdeki abi-kardeş ilişkisi nedeni ile saygımdan dolayı, asla karşı bir söz etmediğim, adını anmayacağım kişi, yaşı kocalığın üst sınırlarında dolanırken, bunca yaş yaşadım, şimdi ben ne olayım, deyip, ben deist oldum, diyerek, gündeme gelen kişinin, sözlerinin ardından, bakayım ki bu deistlik nedir, diyerek şöyle bir göz attım, konuya.
O kadar.
 
Başlığa yazsam da ben "Deist olabilir miyim?" diye hiç düşünmedim bu konuyu. Gerek de görmedim. Neden deist olabileyim ki güzelim İslam dini varken.
Bu yeni ve saçma modaya neden uyayım ki?
Evet modadır.
Birileri din zorlarsa, birileri de tepki koyar ve kullanır bunu.
Böylece yeni moda doğar.
Moda, zaten bir tekidir aynı zamanda.
Taklidi kolay olan bir tepki!
 
Deistim, diyen ve sabah sağ yanından "Bismillah" deyip kalkan, bir dileği olduğunda "İnşallah" diyen, uçak yolculuğunda türbülansa takılınca "Allahu Ekber" diye haykıran, tiplerin deistliği, bir AKP karşıtlığı olarak benimsediğini düşünüyorum.
Yani bugün Deizm ortalıkta çok dolanıyorsa, özellikle gençliği etkiliyorsa, bunun nedeni AKP iktidarıdır. Budunu dinden ve İslam'dan da onlar soğuttular.
İlginçtir, dinciyi daha bir dinci, orta inançlıyı da islam yağısı ve deist yapma becerisini gösteren başka bir dinci yapı var mıdır, bilmem!
Ama bu yanlış dinci yapı bile beni dinimden soğutamaz. Pireye kızıp yorgan yakma gibi bir derdim hiç olmamıştır. Aynı şekilde, bir dönem uyduruk Kemalistlerin Atatürk zorlamalarına, Atatürk'ü putlaştırma çabalarına kızıp Atatürk'ten vazgeçen, ama bugün Atatürkçü olanlar gibi. O konuda da düşüncem hiç değişmedi.
O en eski çağda bile Atatürk kötülenirken, savunan kişi bendim.
Hemen yazayım da unutulmasın:
12 Eylül öncesi Ülkücüleri, özellikle son dönemde, Atatürk'ü sevmezlerdi. Etmenler belliydi. Sevmemeleri için adeta zorlanırlardı. Atatürk fotoğrafları bulunmazdı Ocaklarda ve bulunsa bile yalnızca kalpaklı fotoğrafı olurdu.
O dönem Türkçülük gerilemiş, İslamcılık ilerlemişti, yukarıda da yazdığım gibi. 
Hemen ekleyeyim, Ülkücü Harekete sokuşturulan, Türk-İslam sentezi ve Alp-Erenlik zorlamasını, erenliği yüceltme yaftalamasını da hiç benimsemedim. Anadolu'ya gelen Türklerin önemli bir kısımın Gök dinli olduğu gerçeğine gizleyenlere de güldüm.
Yaşamımın hiçbir devrinde sentezci olmadım. Şimdi bu SENTEZ zorlamasının kaynağını ve nedenini yazıp, canları iyice sıkmak istemiyorum. O da kalsın!
 
Evet, özellikle Ülkücü camia içinde Türkçülüğün yükselmesini ve Atatürkçülüğün zirve yapmasını, hatta Ülkü Ocakları içinden çıkan çok kişinin ırkçılığa soyunmalarını da biz AKP iktidarına borçluyuz. Bunu da bilin.
İşin iyi tarafı, ortaya çıkan Atatürkçülük de gerçek Atatürkçülüğe yakındır.
Ha, Atatürk'ü Turancı ya da Türkçü uydurma sözleri ile anmak da moda oldu ya, bu yanlış.
Atatürk hiçbir zaman Turancı, Türkçü sözler etmedi, bunu da bilin. 
O Türk'tü!
Türklüğü öne çıkardı. 
Onun Türklük anlayışında ırkçılığın zerresi bulunmaz. Bunu da "Ne mutlu Türk'üm diyene" diyerek netleştirmiştir. Bugün, bazı uydurma Atatürkçülerin, bu söz üzerinde oynamalar yapmasına da asla izin vermemelidir gerçek Atatürkçüler. Saçmalamanın gereği ve anlamı yoktur.
 
Şimdi, Tengricilik, Gök dini, Şamanizm vs gibi büyük sözler eden kişilerin, hiçbir şey bilmeden konuşani gaz yağan kişilerin, sözlerinin ardında gerçekten başka şeyler aranmalıdır.
Türk, bir dinle yetinmedi hiçbir zaman. Acundaki bütün dinleri denedi. Bugün de bütün dinlerden Türk vardır. Bu bile Türk'ün inanç yapısını göstemreye yeter.
Ya Hu, Türk öyle büyük bir millettir ki, Arap dilince olmayan "Milliyet, Milliyetçilik" sözlerini icat etmiş, sonra da bütün eski inançlarını toparlayıp, inandığı ve asıl inanmak istediği, "İslam" dininin içine sokmuştur.
Hem de kimsenin yabancılamayacağı ve anlamayacağı şekilde.
Bugün İslam'dır diye yaptığın hareketlerin, inandıklarının, ritüellerinin, tapınmalarının içindedir hepsi de. 
Ben neden deist olayım ki?
Neden Gök dinli, Tengrici, Şamanist olayım ki?
Elbette Türk'üm ve Müslüman'ım. Bundan asla vazgeçmem. 
 
Bu sefer zorlanan, ajanlarca desteklenen, internet sitelerinde özellikle yayınlanan ve hızla yayılan Din ve Mitoloji, Karmati Arman tipi yayınların artmasına üzülerek bakarım. İnananlara, bağlananlara da acıyarak gülerim. 
Hemen de inanır kabul ediverirler.
Ya Hu, oradan bakarsan öyle görünür, burdan bakarsan böyle görünür.
Bir youm öyle olur, bir yorum böyle olur.
Sen temele bak temele!
Buyruğa bak!
Şu varmış da bu yokmuş da, şununla evlenmiş de bunu boşamış da bunu sevmiş de!
Sana ne?
Sen kendien bak!
 
Ne gerek var bunlara?
Türk zaten kolayını bulmuş. Atalar dinini, yukarıda da söylediğim gibi, İslam'ın için yerleştirmiş. Aslında uygulaması da aynı.
Türk İslamı, Arap İslamı'na hiç benzemez, diyeceğim, birileri, azlık birileri beni topa tutacaklar. Aldırmam ya, ne yaparlarsa yapsınlar, ama gerçek bu.
Türk İslam'ı Türk'e benzer.
 
Ya Hu, bakın, İslam'a biz en güzel alkış (Dua) şeklini armağan etmişiz. Elleri Gök'e açarak alkış, bizim armağanımız. Bakın İslam kaynaklarına (Gerçek kaynaklar) Hiçbirinde peygamberimizin nasıl alkış ettiği yazmaz. 
 
Kam alkışı nasıldı?
Eller, yukarıda, avuç içleri birbirine bakar şekilde, biri Ay ataya, diğer Gün anaya dönük, oradan gelen ışıkları, gücü, bütün acuna yayma ritüeli.
İşte bunu aşağıya indirdin mi (Kimisi geçmiş etkisiyle indiremez, daha yukarda tutar) oldu İslam alkışı.
Eller Gök'ten diliyor, değil mi? Neden, Tanrı yukarıda, yüce. Ha, İslam der ki: Şah damarımızdan daha yakın. O da tamam. Gök inancına göre kan...
Tin anlayışını Türk kadar güçle yaşayan kim var?
Alın size türbe anlayışı.
İslam'da var mı? 
Yok!
Nerden geldi?
Siz söyleyin!
Ya Hu, biz pek başkaldırı sevmeyen pek övünme sevmeyen bir budunuz. Yaptığımızı bilir, bilmezden geliriz. 
Kubbe nedir kubbe?
Minare nedir?
Hadi yazalım: Kubbe Gök, minare dağ...
Nerden girdi İslam'a?
 
Lafı uzatmıyorum. Söyleyecek söz çok da...
 
Siz siz olun! Asla güzelim dininizi Arap'a, Arap kafalılara terk etmeyin. Onu bütün ulu çağlar boyunca, içimize sindirdiğimiz Türk inanç sistemi içinde büyütmüş, yüceltmiş, güzelleştirmiş, Türkleştirmişiz. Biz böyle büyük bir milletiz.
Deizm, meizm, gibi işler bize göre değildir. Zaten sonunda "izm" varsa, o konudan Türk, uzak durmalıdır. 
 
Bu kadar!
Ha!
Hemen ekleyeyim.
Bana ne sizin inancınızdan. Her kişi kafasına göre takılma özgürlüğüne sahiptir.
Ben Türk ve Müslüman'ım.
Kendime göre, Türk'e göre elbette.
 
Hemen bir not:
Ahmet Yesevi'ye yamanmaya çalışan "Islamiyet tercihimiz, Türklük kaderimiz" diye bir söz dolanıyor ortalıkta. Sakın ha Ahmet Yesevi'nin böyle bir söz edeceğine inanmayın. Yalan ve uydurmadır. Ahmet Yesevi'nin böyle bir  sözü yoktur. Zaten söz de saçmadır. Ajanlar tarafından uydurulmuştur. yalanları, uydurmaları yemeyiniz.
Yalana uydurmaya ancak nadanlar inanır. Nadan olmayınız.
 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI