Ayasofya'nın Kubbesi Çöker mi?


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

İyice sulanan ve dinci kesimin bayrak ettiği konuda yazmayı istemiyordum. Bu konudaki sorulara da yanıt vermedim.Yalnızca bir gösteri niteliği taşıyan anlayışın yansımalarına karşı sözün ve yazının ve hatta bilimin hiçbir anlamı olmaz. Edilen sözler ve uyarılar da havada kalırlar. Bunu bile bile bugün etkileşimin üremesini görüp, canım çok konuya sıkılarak, değişik bir yazı yazmak istedim.

Gerçekten bir sorudur bu: Ayasofya'nın kubbesi çöker mi?
Olmaz, demeyin! 
Çok kez çöktüydü!
 
Yakın tarihe bakıyorum.
Aymazların ve Atatürk yağılığı ile bağlantılı olarak Türk yağılarının, hedef gözeterek atışlarını bir yana bırakırsak, gerçek bir soruya yanıt arayalım:
Atatürk'ün bugüne dek yanlış olduğunu gördüğümüz bir kararı çıktı mı ortaya?
Ata, bunu da yanlış yapmış, yanlış, demiş, diyen çıktı mı?
Sürekli hakaret edenler ve pislik atanlar bile yağılıklarını Osman-Hilafet sevgisiyle örterler de Atatürk şunu yanlış yapt, diyemezler.
Atatürk boş ve yanlış iş yapmaz!
Neredeyse geleceği okuyan bir us gücü... Söylediği her sözün dayanağı vardı ve düşünmeden edilmemişti.
 
Öyleyse!
 
Ayasofya'nın müze olarak hizmet etmesi kararına imza koyan (Siz şu saçma sapan adamların, kararın altındaki imza Atatürk'ün değil, yalanlarına sakın ha inanmayın) bir Atatürk'ün, bunu; düşünmeden, gerekçelerini anlamadan, o gün ve gelecekteki yansımalarını öngörmeden ve laf olsun diye karar verdiğini mi söyleyeceksiniz?
Asla kabul görmez bir düşüncedir bu. 
Atatürk, bin düşünür, bir yapar ve yaptırırdı.
E! Onun, savaş verdiği emperyalist Batı acununa hoş görünme gibi bir derdi var mıydı? 
Yok!
Peki, Atatürk, Ayasofya'nın müze olmasını Yunan korkusu ile ya da Bizans-Roma hayranlığı ile almış olabilir mi?
Hayır!
Öyleyse...

Ya Hu Atatürk yaptıysa, doğrudur ve vardır bir gerekçesi.
Bu benim postulatım.
 
Bilenlerden öğreniyoruz ki Ayasofya, 1500 yıllık, yaşıtları ile karşılaştırınca ayakta kalan tek bina. Bırakın ibadethaneyi falan! Tek bina!
Elbette koruyan da Türk!
 
Peki, kurulduğu çağdaki İstanbul ile ya da Ulu Fatih'in fethinden sonraki İstanbul ile bugün var olan kalabalık kentin ilgisi var mı?
Yok!
Acun aynı mı?
Değil!
Hava, su, çevre kirliliği gibi etmezlerin etkisi!
Elbette var!
 
 
Hemen araya kendi geçmişimde yaşadıklarımdan birkaç cümle ekleyeyim de beni daha iyi anlayın!
 
Ayasofya'nın Camii yapılması, yasaklandığı günden beri dincilerin tabusu. Aman da aman! Bu o kadar önemlidir ki bugün adım başı yapılan ve cemaat bulmakta zorlanan camiler hiçbir zaman yetmemiştir bunlara ki (En baştaki bile bu sözü etmedi mi? Önce Sultan Ahmet'i doldurun, demedi mi?) illa da Ayasofya, diye tutturmuşlardır.
Bu sesin yükselmesi, Menderes hükümeti ile artmaya başlamış, 12 Eylül öncesinde de halaybaşılığını Necmettin Erbakan'ın partisi MSP çekmiştir. 
Açıkça yazalım:
MHP, Türkçülüğün yükselme çağında bu konuya uzaktan bakmayı yeğlerken, İslamcıların etkisi artınca, bir anda Ayasofyacı olmayı seçmişti ve kimi toplantılarda, bence biraz da taklit ve bir kesimin oylarından üleş almak için, konu gündeme getirilmeye başlanmış, dergilerde yazılar çıkmış, konferanslarda sözler edilmişti.
İşte o zaman bile bendeniz, konuya pek ilgi duymamıştım. Ne bileyim işte onca sorun ve geri kalmışlık derdi içinde, NATO buyruğundaki bir Türkiye'nin derdi Ayasofya'da namaz kılmak, olmamalı diye düşünüyordum. Üstelik bu konu, o zaman da geçim derdinde olan budunun büyük kesimini pek sallamadığı için küçük bir etki yaratıyordu. 
 
Gelelim söylemek istediklerimize.
Müze, demek korumak demektir.
O kapıda kesilen 100 Tl gezme parası (Ben 5- kez gedim müzeyi. Her seferinde de değişik konulara dikkat ettim) aynı zamanda bir engelleme figürü idi.
Yani cebinde 100 lira olmayanlar, hadi bugün tatil gezimizi Ayasofya'da yapalım, demezlerdi ki  İstanbul'un neresinden olursa olsun bir yolculuk masrafı ve diyelim ki dört kişilik aile için asgari ücretim beşte biri bir giriş bedeli büyük masraftı.
 
Demek istediğim, Ayasofya denilen 1500 yıllık bina, kalabalıklardan korunuyordu. 
Kişilerin beden atıklarının etkisinden korunuyordu.
Ayrıca bir de onarımı için gereken paranın giriş bileti ile toplanması...
 
Şimdi bakın, bu bina 1500 yıl öncesinin inşaat koşullarında yapılmış bir bina. 
Demir var mı?
Yok!
Beton var mı?
Yok!
Yalnızca taş, kireç, kum...
Önemini artıran konu, yapıldığı çağa kadar ortaya konulan bütün kubbelerden daha genişi, daha yükseği var üzerinde.
Peki kubbeyi tutan ne?
Taşlar!
 
Koruma altındaki tarihi binaların sık sık bakıma alınmasının nedeni, kişilerin gezerken, bedenlerinden yükselen ter, nefes, ısı...
Dedik ya, ne yapıldığı tarihteki ne de fetihte, İstanbul nüfusu ile bugünü karşılaştırmak mümkün değil!
Şimdi...
Bilet kalktı ya!
Yürü, Ayasofya'ya narası ile saldıran budun, elbette Ayasofya'nın yapısına ettiği kötülüğün farkında değil. Onca kişi abdest alıp tam da kurulanmadan dalıyor içeriye. Konuşuyor yüksek sesle, anlatıyor, terliyor, nefesini üflüyor. Varlığı ile tam 1500 yıllık binaya zarar veriyor, ama farkında bile değil. 
Ayasofya bu yüke dayanır mı?
Hiç sanmıyorum.
Çünkü bu yüke göre ve bugünün tekniği ile inşa edilmedi. Üstelik onarımı sürüyordu. en önemlisi temeli ve temelde biriken su konuları çözülmemişti. 

Ya Hu illa da namaz kılmak isteyen varsa, hiç olamzsa kapıda bilet kesilseydi de öyle girseydi içeriye. en azından nüfus % 90 azalırdı. 
Bu da bir çözüm gibi görünebilir, ama elbette değildir.
 
Ha, ben bu işin gösteri, kılıç kalkan, vakıf laneti, Atatürk'e söz yetiştirme, tinlerin huzuru falan konularına hiç girmiyorum. Dedim ya bu iş siyasetçilerin, erkin, güç yitirmesine karşılık bir tetikleyici güç havası ile dinci edebiyatın bir parçasıdır benim gözümde. Oy getirir mi birilerine, o konuda da şimdilik söz etmeyeceğim. Karabudunun ne kadarını salladı, o da önemli değil.
 
Bence asıl önemli olan, Ayasofya bu yükü çeker mi?
Kubbesi bu yüke dayanır mı (Frenksleri, mozaikleri de o kadar önemli değil kubbe söz konusu olunca)?
Yine bir ha, daha çekeyim!
Ha!
Ayasofya'nın kubbesinin çökmesi de benim derdim değil, açıkça yazıyorum. 
Hiç derdim değil.
Yıkılsa da şu kahpe Bizans'ın bir kalıntısı daha yok olsa!
Hayır, tarihi bina yağısı falan değilim de bir bina bu kadar siyasette kullanılır, din açısından tabu yapılırsa, birileirni megalo ideası olursa, ben uzaklaşırım oradan. Dört köşesien dört dinamit...
Benim derdim değil Ayasofya, ama acunun derdi.
Tanrı saklasın, ya o kubbe bu yüke dayanamaz ve çökerse!
Ya da yaklaşan İstanbul depremine dayanamayacak kadar yıpranırsa!
 
İşte o zaman birileri resmen .....
 
Usuma düşen şu konuyu da hemen yazayım da olduğunda "Ya Hu Destancı, sen nerden bildin?" diye sorduğunuzda havamı atayım: Ayasofya, çok yakın bir tarihte, "Büyük onarım var" denilerek, yeniden ibadete ve geziye kapatılacaktır. 
Bakın göreceksiniz!
Arkadaş bu bine bu yükü çekmezzzzz!
 
Evet, Ayasofya kubbesi çökerse!
Çökmez demeyin, piknikte az tavuk eti bol sebze bol ekmek, ardından közde çay, bağımlısı budunum, bu aşkı için koca koca ormanları yakıp kül etmedi mi?
Şimdi, tam da modayken, gezmekten geri durup, Ayasofya'nın 1500 yılda yaşadığı yıpranmayı bir yılda sağlayamaz, geride bırakamaz mı sanıyorsunuz?
 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI