Atatürk'ü anlatmak çok zordur!


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Bugün bu konuya girmemin nedeni olan, Yavuz Bahadıroğlu denilen kişinin (Hayır, karşımızda olmayan, yanıt veremeyecek kişiye, sırf önümüzdeki klavyeyi serbestçe kullanabildiğimiz için hakaret edecek değilim. Kendime yakıştıramam) kafa yapısını, düşüncelerini, ereğini ve hatta inanç derecesini iyi biliriz. Çok korkaktır. Ardına iktidar gücünü almadan önce öylesine mülayim, öylesine sıradandı ki bütün Nurcular gibi. Ama şimdi dayısı var ya! Ona güvendiği için ortaya sallayıp duruyor. yarın yine susacak, değişecektir. Ben bu Nurcuların elli tanesini tek başıma kovalardım geçmişte. Denk geldiğimin de kafasını mutlaka yarmıştım ya, yine korkak, aciz tiplerdirler. Siz bakmayın erke dayanıp üfürmelerine.

Neyse!
Konuya girelim:
 
Bunca tarihi ulu kişiyi yazdım, anlattım. Bilirim de. Bildiğim için de kolayca yazdım. Yazmayı da sürdürüyorum. Yöntemim, yazacağım kişi hakkında bilmem gereken her şeyi bilmeden yazmamaktır. Yanlış yapmamaya çabalarım. Çok da düşünürüm. Yazarken, kendimi o kişi yerine koyarım. Düşlerimde konuşurum kendisiyle. Tam olarak anlayınca...
Atatürk'ü de çok okudum. Çok inceledim. Çok kişiyi dinledim. Çok kişiyle tartıştım. 
Sonunda Atatürk'ü bütün hatlarıyla anladığımı kendime kabul ettirdim.
Ancak...
Yine de yazması çok zor olduğu için uzun zamanlardır elimde olan kitabı bitirmeyi öteleyip duruyorum.
Ah bir hata yaparım ah bir konuyu yanlış anlamışımdır, diye...
O kadar zor ki!
Anladığım halde o kadar zor.
Çünkü yazarken, yalnızca kaynaklarda anlatılanlara sadık kalmayacak, kendi duygu ve düşüncelerimi, anladıklarımı da katacağım. Yoksa, yazılanları yinelemekten başak bir işe yaramaz yazdığım.
 
Atatürk'ü anladım!
Bunu iddia ediyorum. 
Öyle sloganlarla anlatılamayacak kadar anladım. 
Ama iş anlatmaya gelince...
 
Bir de...
Serde doğruculuk var. 
Hep doğruyu yazmak.
 
Yaşadığı her dönemde, bulunduğu her yerde, görevlendiği her konumda, savaştığı her yerde, hem aynı Atatürk çıkar karşımıza hem de farklı bir Atatürk. Bir andan sonra, eğer bilmeseniz bile, onun nasıl davranacağını öngörebilirsiniz. Yeter ki anlayın onu.
Karşınıza bir anda, neler yapacağına on yıllar önce karar vermiş bir önder çıkıveriyor. 
Anlayınca, onun, daha askeri rüştiyede okurken, Türkiye Cumhuriyetini kurmaya karar verdiğine, inanabiliyorsunuz.
Düşünceleri hiç değişmemiş.
Bunu da büyük oranda usuna ve ek olarak da Selanik'e borçlu.
Dinci yapıların ima ederek ya da doğrudana yakın Selanik'i kötülemelerindeki asıl amaç da bu. Onlar da yitirdiklerinin nedeninin Selanik olduğunu biliyorlar. 
Atatürk'ü anlayamayanlara, öncelikle, o çağın Selanik'ini anlamalarını öneriyorum. Aslında neredeyse bütün İttihatçıların sevili olduğu kent. Düşünün, İttihat ve Terekki'yi de Selanik besledi, büyüttü. 
Keşke Selanik bugün de bizim olaydı. Keşke oradan bir "Sarı saçlı mavi gözlü" çıkıp geleydi. Olasıdır ki bir Kıpçak...
 
Mustafa Kemal, daha en başında Çanakkale utkusunun kazanılacağını biliyordu. 
Trablus'un yitirileceğini de...
Hicaz'da kancık saldırılara uğrayacağımızı da... 
Osmanlı'nın sınırlarını asla koruyamayacağımız da...
Almanların kazanamayacağını da...
Almanlar'dan dost olmayacağını da...
I. Acun Savaşı'nı yitireceğimizi de...
Hatta Rusya'da ihtilal olacağını da...
Hadi daha da derine inelim:
Atatürk, Selanik'i yitireceğimizi de biliyordu. Bütün Balkanları yitireceğimizi de...
Atatürk, bütün Türkistan Türklüğünün bir gün özgür olacağını, devlet kuracaklarını da biliyordu. 
ABD'den uzak durulması gerektiğini de...
İngiliz oyunlarının bitmeyeceğini de...
Fransızların, acunun en puşt budunu olduğunu da...
 
Yeni devlet planını, ilk ne zaman yaptığını tam olarak bilemiyorum, ama yeni bir devlet kurulacağından emindi. Belki çok iddialı olarak bu devletin başına geçeceğini söylemedi yakın dostlarına, ama imalarda bulundu. Aslında şaka, yarı ciddi ya da ciddi, bu konuyu kerelerce konuştu onlarla. Çok içtiği için zaman zaman onun esrikliğine verseler de ki Atatürk hiçbir zaman esrik olmazdı, zaman zaman kızarlardı sözlerine. Onunla tartışırlardı. 
 
Seveni azdı Ata'mızın, ama aynı durumda olan bütün ulu kişiler gibi sayanı çoktu. Ondan, o bakışlardan korkarlardı. Tırsarları. Uzak dururlardı. Uzak tutarlardı. Aslında en yararlı olacağı görevlere gelmesini engellediler hep. Onu harcanacağı görevlere göndermek istediler. Bunların bir kısmını sucul bir duruşla reddetti.
Bunlardan biri, Medine'nin savunmasına, önce Mustafa Kemal gönderilecekti. Ama o, orada umut olmadığını, çoktan elden gittiğini, savunmanın, elde tutmanın mümkün olmadığını bildiği için kabul etmedi. Onun yerine Fahrettin paşa gitti. Çöl kaplanı Fahrettin Paşa...
 
Trablus'a gönüllü oldu, bütün diğer yiğitler gibi. Ama oradayken bile uğraşın boş olduğunu, Trablus'un çoktan yittiğini  anlamıştı. Orada olması gerektiğini bildiği için oradaydı. 
Diğer yerlerde de aynı!
 
Zamanı geldiğinde, Samsun'da olması gerektiğini, Erzurum'da olması gerektiğini, Sivas'ta olması gerektiğini, Ankara'da olması gerektiğini bildiği gibi. 
 
Bugün, yobazlar, onun büyüklüğüne sataşırlarken, genelde kişisel davranışları üzerinden yüklenirler ona. Ne askerliğine ne liderliğine ne devrimciliğine ne ileri görüşlüğüne ne örgütçülüğüne ve savaşçılığına tek söz edemezler. 
Sıradan sokak dedikoduları üzerinden vurmaya, ona olan sevgiyi yok etmeye çalışırlar. 
Boşunadır.
Hatta, çağında, onun buyruğunda olanları hatta ihanet edenleri hatta yurdu satanları hatta savaştan kaşanları yüceltmeyi yeğlerler ki Atatürk'ü kötülesinler. 
Alkış alırlar birilerinden. Alkış aldıkları kişiler, zamanında Atatürk'ün darbesini yemiş hainlerin torunları ve yoldaşlarıdırlar. Yani Atatürk'ü sevmeyen kitlenin oranı da yapısı da değişmez. 
Ama sevenleri her gün daha bir artar. Sevgileri çağlayarak...
 
Atatürk'ü anlamak kolay olmadı benim için, ama anlatmak hâlâ çok zor.
Korkarım yazdığım kitap yarım kalacak ve asla basılamayacak.
 
Bugün, hesapsız adamların yalanma yeri olan sosyal medyada, hesabından bir twit sallayarak Atatürk'ü vurmak isteyen yalama Yavuz Bahadıroğlu, bir zamanlar kendi atasının ona verdiği adı beğenmediği için (Niyazi Birinci) onu kullanmayacak ve kendisine bir er kişi adı uyduracak kadar değişken bir tip olarak, erkten aldığı siyasi destekle bugün ortalığı boş bulup Ata'mıza söz ederken, yarın nasıl kıvıracağının (Eğer yaşarsa ki yaşı oldukça fazla) hesabını yapmıştır mutlaka. 
 
O öyle bir kıvırtkandır ki yazdıklarını mahkemelerde inkar edecek kadar yiğit bir oğlancıktır. Yarın da bu sözlerini inkar edecektir ki bunu kerelerce yapmıştır. Yazdığı twiti silecek ve kendince gerekçelerle korkusunu gizlemeye çalışacak kadar da korkak...
Ya Hu sen, sana yanıt veremeyecek, uçmaklık kişilere söz etmek yerine, yaşayanlarla savaşımı seçsene. Ama meraklanma, yanıtını biz veririz. 
 
Bu gerekçe ile Ulu Ata'mızı andık bir kez daha.
Sabırla, hesap gününü bekliyoruz.
 




YORUMLAR
2 Yorum

EKREM
07-04-2020 09:40:00

Sayın Hocam Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ile ilgili eserinizi tamamlarsanız sevinirim. Kütüphaneme güzel bir eser daha kazandırmış olursunuz.

Musa
30-03-2020 00:14:00

Hocam Gazi Paşa Mustafa Kemal Atatürkü sizin kaleminizden okumayı çok isteriz mutlaka o eseri tamamlamanız ve bizimle buluşturmaniz dileğiyle...esenlikler Var olun hocam.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI