1944'de Türkçüler Türk Dış Siyasetinin Kurbanı mı Oldular?


Ahmet Haldun Terzioğlu DESTANCI
ahterzioglu@orhuntv.com
 
 

Hep demişimdir: Siyaset değişiktir. Devlet yönetimi farklıdır. Türk devlet yönetimi ise usun almayacağı kadar derindir. 

Olmadık işler olur!
Yapılmasına bugün olmaz gözüyle balkılan olaylar yapılmıştır.
 
 
İkinci Acun Savaşı yılları...
Acun beklenen savaşa doğru giderken, Türkiye, gelişmeye, kalkınmaya, yurttaşlarının karnını doyurmaya çalışıyordu. Bir yandan da demokrasiyi kurmaya...
Çok zordu.
Acun ikiye bölünmüştü.
Büyük bir acıyı neredeyse yeni yalamış bir devlet sonu belirsiz maceralara girmemek için elinden geleni yapıyordu. Ancak zaman zaman da ne yapacağını bilemiyordu.

Savaş başladı!
Hem de inanılmaz pazarlıklarla...
Acun üleşilmiş, Türkiye, İngiltere'nin etki sahasına alınmıştı. 
İki ittifak birbirine girmiş.ti
Biz sözde tarafsız kalıp savaşa girmemiştik. Zaten savaşa girecek halimiz de yoktu. 
 
Bir yandan Hitler bastırıyordu, bizim yanımızda savaşa gir diye, diğer yandan Churchill.
Zaman zaman tehditler zaman zaman ödünler ve ilginç pazarlık önerileri...
Türkiye ise yardım alma derdindeydi. İhracat azalmıştı. İthalat yapamıyordu. Yokluklar içindeydi budun. Görüşmeler hep yardım ve para ikilimindeydi.

"Bizim yanımızda savaşa gir!"
"Ne ile?"
"Silah ev para vererim!"
"Önce ver, sorna savaşı düşünürüz!"

Kimse para vermiyordu. Silah zaten kendine yetmiyordu. Ama Türkiye'nin askeri gücünden, Mehmetçiğin savaşçılığjndan yararlanmak istiyordu.
Bunun için de değişk oyunlar kuruyordu.
 
Türkiye direniyordu.
Çünkü yoksul. Ordusu güçsüz. Silahı cephanesi yok. Parası yok.
Hemen yanıbaşında Rusya... Fırsat kollar gibi...
İngiliz...
Güvenşlir müttefik olamaz.
Almanya...
Daha önce denendi ve canımız yandı.

Sovyetlerin gözü sürekli üzerimizdeydi. 
Edilen her sözün, yapılan her hareketin hesabını soruyordu. Onun da korkusu, Türkiye desteği ile topraklarına saldırılması ve yeni kurulan, büyük sıkıntıları olan rejimin değişimiydi.
 
Bir yandan Balkanlar karışık...
Bir yandan İtalya'nın tehditleri...
Bir yandan Ortadoğu...
 
Ankara'da bu dönemi en az zararla aşmak için hesaplar yapılıyordu.
Elbette yanlışlar da oluyordu.
Kimi zaman bürokratların kimi zaman siyasilerin sözleri baş ağrıtmaktaydı. 
İlk büyük yanlış Almanya ile görüşüp tarafsız olacağı güvencesi vermek, ikincisi ve en kötüsü ise İngiltere ile ittifak...
Evet, bir yandan Almanya'ya tarasızlık sözü diğer yandan ittifak...
Olcak iş değil!
 
Savaşan taraflar için Boğazlar çok önemliydi. Hele Rusya için...
Kut olsun ki Montrö imzalanmış ve sorun büyük oranda çözülmüştü. Türkiye Boğazlara sahipti ve silahlandırabiliyordu.
Ama durmadan kaşınıyordu bu yara. Canı sıkılan taraf, bak, Montrö'yü uygulamam, diye tehdit ediyordu.
 
Türkiye, Alman orduları yaklaştıkça silah almaya çalışıyordu, ama veren yoktu.
Yardım edecek olan tek güç ABD o da bir sürü neden ileri sürüp yardım etmiyordu.
 
Budun da Meclis'de ikiye bölünmüş durumdaydı. Her kes bir yanı tutuyırdu. Hatta Bakanlar Kurulu bile bir yanı Almancılar bir yanı İngilizciler'den oluşuyordu.
Zaman zaman etkiye göre bakanlar değişiyo, her görüşmeye ona uygun bakanlar görevlendiriliyordu 

Bıyıklar, saçlar, modaya uygun kesiliyor. Kiminde Hitler bıyığı kiminde Hitler saçı... Kimisi Stalin bıyığı kopyası... Kimisi Churchill gibi, elinde baston, ağzında puro ve başında melon şapka...
 
Fikirlerde etkileniyordu. 
Batı'dan, Doğu'dan, Karayan'dan, Kızılyan'dan esen yeller, düşüncelere ışık  oluyor, söylevler buna bağlı seslendiriliyor, yazılar buna bağlı olarak yazılıyor, kavgalar, savaşımlar dış etkilerle renkleniyordu.
 
Almanya, Rusya içlerine doğru ilerlerken, utkular kazanırken, Türkiye'de Alman yanlıları gözdeydi. Bak, diyorlardı, biz demiştik. Hemen savaşa girelim. Kârlı çıkarız.

Almanlar da Türkiye'yi bu işe katmak ve bundan yararlanarak Rusya'yı daha kısa zamanda dize getirmek adına yeni bir proje geliştirdiler.
Türkiye'nin tinine seslenen bir proje...
Türkiye'de gelişen Türkçü-Turancı akımdan yararlanabilir miydi? Eğer Türk hükümeti Rusya'ya karşı Almanya'nın yanında olursa Türk budun mutlaka çok memnun olurdu.  Bu konu işlenecekti. Türklerin tini İk Acun Savaşından biliniyordu. 
Beklenmedik bir şekilde Enver Paşa'nın Turan düşü ortaya atıldı.
Almanlar, I. Acun Savaşı'ndan beri Enver Paşa'ya zaten hayrandılar. 
"Rusya'ya karşı savaşa girin. Turan'ı kurun! Biz de her türlü yardımı yapalım!"
Olacak iş değildi, ama söylendi.
Görüşmelerde, kayda alındı.
 
Etkilenmemek mümkün değildi. Mareşal Fevzi Çakmak, Başbakan Saraçoğlu, bu işe sıcak bakanlardandılar. 
Aslında sıcak bakan çoktu.
Ama yine de cesaret etmek için daha elle tutulur bir şeyler gerekiyordu.
 
Von Papen işi rapora döktü.
5 Ağustos 1941'de konuyu açtı Türkiye'ye. 
"Türkiye, Rus sınırının ötesindeki soydaşlarıyla ilgilenmelidir. İşe Azerbaycan'dan başlamalıdır. Bakü petrolleri Türklerindir. Ne bekliyorsunuz?"
 
Bu proje Turan'dır. 
Turan, dedince, elbette Türk'ün yüreği ılık ılık olur.
Hissetmemek mümkün müdür?
 
Öneriler ardı ardına gelir Almanlardan:
Rusya'daki Türkler ayaklanmalı!
Türkiye hemen Sovyetlere savaş açmalı. Kafkasya'dan girmeli. İlk Acun savaşında yapmak isteyip de yapamadığını şimdi yapmalı!
Hatta Çerkezler tek bir devlette toplanmalı! Rusya ile araya tampon olmalılar. 
Hazarların denizinin ötesinde Bir Türk-Moğol devleti kurulmalı.

Hesaba bakın!
Çerkezler, Türkler, Moğollar...
Türkiye, projeye evet, der ve savaşa girerse!
"Silah, cephane, para, düşünmeyin!"

İyi de biz bu sözü daha önce de duyduk! 
Yine aynı dolduruşa gelen olur mu?
 
Oldu!
Birileri yine inandı!
Türkiye'de esen Türkçü-Turancı başyeller de kullanılabilirdi!
Başbakan Saraçoğlu ve Fevzi Çakmak, bu işe kafa yordular. Hatta harekat planları hazırlandı.
Bu işe karşı olanlar ikna edilmeye çalışıldı!
 
İnönü ise serin ve dikkatlidir.
Yalnızca dinler, asla konuşmaz. Almanlara hiç güvenmemektedir. Ama yine de yanlı ya da yansız tek söz etmez. 
Susar ve bekler!
Savaşa girmemek için de direnir!
 
1942 yılının sonu gelirken, bu işler sözde kalırken, Nazilerin us ustası Alfred Rosenberg, bu işi artık Türkiye ile konuşmayalım, onlara gerek yok, onlardan iş çıkmayacak, benzeri sözler eder. Bu işi biz Türkiye'siz de yaparız, havalarındadır. 
"Türkiye şu an Turan'la ilgilenmiyor. Onları savaşa sokmanın en doğru yolu para. Çok zor durumdalar. 5 Milyon Altın'la biz bu işi Turan sözü etmeden de çözeriz" der Von Papen. Rusya'daki farklı budunlar nasılsa kullanılmış ve sonuç da alınmıştır. 
 
Söz verilen bu paranın çok azını gönderilir.
 
Zamanla işler değişir. Almanlar ilerlerken Alman yanlıları öne çıkmış, ancak Stalingrad hezimetinden sonra işler kaırlmıştır.
Almanların kazanacağına olan inanç zayıflayınca, Türkiye'deki Sovyet yanlıları daha ileri çıkıp, dostluk mesajları vermeye başlarlar. 
"Almanlar Faşist! Ruslar eski dost..."
 
Bu depişimin  bir bedeli olacaktır. 
Kuru sözler yerine bir gösteri...
 
Bu bedeli neden, Türkçüler ödemesin?
Türkçüler, zaten çok fazla güçlenmemeli. Bir fırsat çıktıysa bu kullanılmalı!
 
Başyel tersine esmeye başlayınca, Sovyetlere hoş görünmek adına Turancıların kıyınlanması işe yarar, diye düşünülür.
Durum değişmiştir. Şimdi Rusları yağı etmenin anlamı yoktur. Almanları yendiklerine göre ya, kızılyana dönüp Türkiye'ye çarparlarsa...
Hem İngiltere, ABD de onlarla...
 
1944 Mayıs'ı geldiğinde, Ruslara şirin gözükmek isteyen, dışarıda hiçbir şey yapamayan hükümet, içeriye döner ve Türkçülere, Turancılara saldırır. 
Gerekçe bulmak kolaydır.
Suçlamak için "Irkçılık" yeterlidir. hele yüksek sesle "Faşist" demek işi yıldızlaştıracaktır. Hatta Ruslar bile duyacaklardır. Çünkü duymaları sağlanacaktır.
"Duyarsanız sakın inanmayın ha! Bizim Türkçülükle Turancılıkla bir işimiz yok ha! Bakın onları nasıl dövüyoruz!"
Basın da bu konuyu öne çıkarmak için uyarılınca, iş tamam olur. 

Türk çile çeker!
Türkçü eziyet çeker!
Ama siyesetin gereğidir. Ne olacak sanki! Onlar da katlansınlar. Bu vatanı ve milleti her zaman sevdiklerini söylemiyorlar mı? Kişi sevdiği için her derse katlanmaz mı?

Katlanır elbette! Ah lşu kahpelik olmasa!
 
İnönü 19 Mayıs konuşmasında Faşistleri yerden yere vurdu. Irkçıları lanetledi. Sovyetleri öve öve Gök'e yükseltti. Öyle ya, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş günlerinde tek dost onlardı. 
 
Bunun karşılığı, birkaç Türkçü-Turancı tabutluklarda işkence görsün, mahkemelerde yargılansın, ne çıkardı?
 
O zaman için bu iş böylece kotarıldı.
Ancak...
 
Ruslar Berlin'e girdiler.
Alman belgelerini ele geçirdiler.
Orada Turan planlarını gördüler. Bununla ilgilenen Türk ulularının, yönetenlerinin sözlerini, yazışmalarını buldular. 
Canları sıkıldı.

Tam dalacaklardı!
 
Ne yapacaktı Hükümet?
Öylece bakacak, suçunu kabul mü edecekti?
Zaten Türkçüler de berat etmiş, serbest kamışlardı. Öyleyse Batı'ya yaklaşılır, bu kez de solcuların üzerine gidilir ve Sovyetlerden uzak durulurdu, yeterdi.
ABD ve İngiltere savaşı kazanmışlardı. 
ABD'de hem ara avrdı hem de Atom bombası.
Nasılsa Rusya'yı döverdi.
Yeter ki bizi sevsin!
 
Öyle yapıldı.
Hemen yeni pozisyon alındı!
NATO'ya doğru gidecek yol, o gün açıldı.
 
Ha, biz bu konuyu tenkit etmek, birilerini ayıplamak, kötülemek için yazmadık.
Doğrular bilinsin, istedik.
Yoksa, o çağda Türk devletinin ne denli zorda olduğunu, ne büyük sıkıntılar yaşandığını, neler çekildiğini, yoksul Türk'ün o kötü günleri ne yokluklarla atlattığını, çaresizliği, çözümsüzlüğü...
Elbette biliyoruz!

Türk seçmezsen başına!
Kan doğrarlar aşına!

Biz bunu da biliyoruz.
 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI