Reklam
Reklam
TÜRK AYDINLANMASINDA HALK EVLERİ


Onur Beyhan
onurbeyhan@orhuntv.com
 
 

                                                                                                                               Onur Beyhan*

1. Giriş

 

Makalenin konusu ve asıl anlatmak istediğim şey olan Halkevlerine ışık tutmadan önce, bunun anatomisine ve Halkevlerine kadar işleyen sürece biraz değinmek istedim. 

Osmanlı İmparatorluğu, uzun yıllar süren yenilmezliğini kaybetmiş, Avrupa’daki gibi de dinde, sosyal hayatta, Reform ve Rönesans gibi yenilikler getirememiştir. Sanayi Devrimini de yakalayamayınca, bunun üzerine Fransa’da cereyan eden ve tüm Avrupa’ya yayılan Fransız İhtilalinden de fazlasıyla etkilenmiştir. 18. Yüzyılın ortalarına kadar imparatorluk içerisindeki toplulukları ‘Osmanlıcılık’ fikriyle bir arada tutmayı başaran Osmanlı Devleti, bu yüzyılın sonlarına ve 19. yüzyılın başlarından itibaren Müslüman ve Gayri Müslim halkların ayrılıkçı hareketlerine maruz kalmıştır. Milliyetçilik akımının hızla yayılması, zaten sanayileşemeyen Devleti iyice zora sokmuştur. Osmanlı Devleti, Balkanlardaki milletlerin ayaklanmasıyla da Balkanlarda artık tutunamamıştır. Beş asır Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan, kendilerini imparatorluğun asli unsurları olarak kabul eden ve çoğunluğu Müslüman olan Arnavutların Balkan savaşlarının bir sonucu olarak 28 Kasım 1912'de Osmanlıdan ayrılıp bağımsızlıklarını ilan etmesi ‘Osmanlıcılık’ fikrinin de çökmesine sebep olmuştur. Anadolu ve Arap beldeleri arasında kalan İmparatorluk Hicaz, Yemen ve Kanal cephelerinde de başarı elde edememiştir. Üstelik Arapların Osmanlıyı desteklemek yerine İngilizlerle olması da yine bir başka fikir akımı olan ‘Ümmetçilik’ fikrinden de vazgeçilmesine yol açmıştır. 20. yüzyıl başlarında 1908’den itibaren iktidara gelen ve Jön Türkler olarak bilinen Genç Türk Aydınlarının oluşturduğu İttihat ve Terakki adlı siyasal örgüt, hiçbir düşüncenin ülkeyi kurtaramayacağını ve ancak Türkçülüğün kurtuluş olduğunu düşünenlerin oluşturduğu bir cemiyetti. O dönemde İttihat ve Terakkiye yakın olan Tanin Gazetesinde Hüseyin Cavit Yalçın ‘Millet-i Asliye’ (Asli unsur) diye bir Başmakale yayımlayarak bu Devletin asıl sahibinin kanıyla canıyla yüzyıllardır vatanı savunan Türkler olduğunu ifade etmiştir. Böylece Ermenilerin, Rumların ve her azınlık grubunun bir cemiyetinin olduğunu göz önünde bulundurarak artık Türklerinde bir cemiyetinin olması gerektiğini düşünen Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Akçura gibi Türkçü Aydınlar Türk Ocaklarını kurma kararı almıştır.

 

 

 

 

 

2. Türk Ocaklarının Kuruluşu ve Faaliyetleri 

 

İstanbul’da 1912’de kurulan Türk ocağının başkanlığına Ahmed Ferid (Tek) ikinci başkanlığa Yusuf Akçura, genel sekreterliğe Mehmed Ali Tevfik getirildi. Yönetimdeki görüş ayrılıkları nedeniyle ertesi yıl başkanlığı Hamdullah Suphi (Tanrıöver) üstlendi. Daha önce kurulan Türk Yurdu Cemiyeti ile Türk Yurdu Dergisinin Türk Ocağına katılmasıyla örgüt daha da güçlendi. I. Dünya Savaşının (1914-18) sonuna kadar dernek 28 şube açtı. Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrasında çalışmalarını zor koşullarda yürüten Türk Ocağının İstanbul’daki merkezi Ocak 1920’de iki kez basıldı ve dernek üç kez yer değiştirmek zorunda kaldı. İstanbul’daki işgalleri, protesto mitinglerini ve ilk direniş eylemlerini destekledi. Baskıların artması üzerine İstanbul’daki çalışmalarına ara verdi ve üyelerinin büyük bölümü Kurtuluş Savaşına (1919-23) katılmak üzere Anadolu’ya geçti.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türk Ocağı yeniden örgütlendi. Mayıs 1923’e kadar Anadolu’da 43 şube açıldı. 1 Haziran 1923’te de İstanbul Türk Ocağı açıldı. İstanbul’da yayımlanmakta olan Yeni Mecmua, Türk Ocağının resmi organı oldu. İstanbul Türk Ocağının 20 Temmuz 1921’deki kongresi derneğin Cumhuriyet dönemindeki gelişiminde önemli bir dönüm noktasıydı. Hamdullah Suphi bu kongrede İstanbul Türk ocağı Başkanlığına seçildi. Türk Ocağı genel kongresi 23-25 Nisan 1924’de Ankara’da yapıldı. Kongrede alınan karar gereğince Türk Ocağının resmi organı olarak Türk Yurdu Dergisinin yayımına yeniden başlandı. [1]

 

3. Türk Ocakları ve Kapatılışı

 

Ocaklar, Cumhuriyet döneminde de faaliyetlerine devam etti.  Mustafa Kemal ATATÜRK, Ocakların bir kısmını ziyaret etmiştir. Atatürk bu ziyaret esnasında bazı Ocaklardan övgü ile bahsetmiş bazılarını da eleştirmiştir. O yıllarda Türkiye’de bulunan İngiliz Büyükelçisi S. G. Clerkin, Ocakların önemine ve başarısına değinmiş, Ocakların geçmişte önemli çalışmalarda bulunduklarını, bugün ve gelecekte de önemli kurumlar olarak devam edeceklerini belirtmiştir. Fakat Büyükelçi bu tespitinde yanılacaktır. Çünkü Ocaklar 1931 yılında yani büyükelçinin bu tespitinden bir yıl sonra kapatılacaktı. Ocaklar, milliyetçilik fikrinin hâkim olduğu kuruluşlardır. Yeni devlet ise inkılâpların halka ulaştırılmasını ve benimsetilmesini amaç edinmişti. Bu nedenle milliyetçilik ve halkçılığın bir arada bulunduğu yeni kurumlara ihtiyacı vardı. Çünkü yeni devletin temellerini oluşturan ilkelerden birisi de halkçılıktı.  Devlet ideolojisinin ve inkılâpların felsefesinin halka benimsetilmesi hedefleniyordu. Yönetim, Türk Ocakları’nı halka yeterince ulaşamamakla suçluyordu. Yani kendisine tâbi ve fırka ile bütünleşmiş bir kurum istiyordu. Böylece Türk Ocakları’nın vazifesini tamamladığı ima edilmeye başlanmıştı. Henüz 1925 yılında Necmettin Sadık (Sadak)’ın “… Bu milli devlet mekanizması arasında, hem milleti hem devleti Türk olan bu uzviyet içinde “Türk Ocağı ”nın bir manası var mıdır? ‘Osmanlı Devlet’ içinde ‘Türk Ocağı’nın bir manası vardı.  Fakat bugün ne bu ismin, ne bu teşkilatın hikmet-i vücudu (olmasına sebep) kalmamıştır. Daha doğrusu, bu teşkilatın gayeleri tahakkuk (amacına ulaşmış) etmiş vazifesi hitama /görevi sona) ermiştir. Eğer yaşamakta devam etmek istiyorsa, gayesini, vazifesini, hatta ismini değiştirmek mecburiyetindedir.”  şeklinde geçen yazısında Ocakların devrini tükettiğini ve yaşamak istiyorsa birtakım değişikliklere gitmesi gerektiğini ifade ettiğini görüyoruz.[2]

Türk Ocakları’ndan farklı bir kurumun zihinlerde yer etmesi üzerine 1931 yılında Halkevleri için sinyaller verilmeye başlandı. Basında bu konuya yer verildi ve yeni kurulacak olan kurumdan bahsedildi. Hatta Türk Ocakları’nın durumu ile ilgili olarak 24 Mart 1931 tarihinde Çankaya’da bir toplantı yapıldı. Toplantının sonucunda Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından verilen demeçte Ocakların Halk Fırkası ile birleşmesi kararını içeriyordu. Bu durum Ocak mensupları tarafından üzüntü ile karşılanmıştı. Ocakların Fırka ile birleştirilmek istenmesi iki kurum arasında gerginlik yaşanmasına neden olmuş ve sonuçta Ocaklar 10 Ocak 1931 tarihinde kendi kendini feshetmek zorunda kalmışlardı. Mal varlıkları da Cumhuriyet Halk Fırkası’na devredilmiştir. F. Georgeon, CHF’ye devredilen 121 Ocak binasından 77’sinin yerel Fırka şubelerine, 44’ünün ise Halkevlerine dönüştürüldüğünü belirtmektedir.[3]

Böylelikle Türk Ocaklarının 19 yıl süren hayat serüveni kapatılıp mal varlığının hazineye devredilmesiyle sona ermiştir.

 

4. Halkevlerinin Doğuşuna Sebep Olan Etkenler

 

Halkevlerinin doğuşuna sebep olan birçok etken vardı. Ancak en önemlisi halkçılık ilkesinin uygulanmasıydı. Halkla doğrudan iletişim kuracak ve Türk Milletini ilim ve fende donatacak, onu kültürlü ve bilinçli hale getirecek bir lokomotif gerekiyordu. Türk Ocakları milliyetçiliği tatbik ediyor ve toplumun milli şuurunu güçlendiriyordu. Ancak yeterli seviyede halka inememişti. Köylüye, çiftçiye dahi okuma alışkanlığını aşılayacak ve sosyal faaliyetlerle eğitecek yeni bir yapı gerekiyordu. Bu nedenle Cumhuriyet Hükümeti, Türk Ocaklarını devre dışı bırakıp Halkevlerini kurmayı uygun görmüştü. Halkevlerinin açılmasına dair şunu da söyleyebiliriz ki; bu dönemde de Avrupa’da halk terbiyesi amaçlı, Halk mektepleri, Serbest Üniversite, Halk Terbiye Kurumu vb. örgütler vardı. CHP Genel sekreteri Recep Peker, açılması öngörülen Halkevlerinin amacının ulusu, sınıfsız ve kaynaşmış bir kitle yapmak olduğunu açıklamıştı.[4]

Halkevleri ilk defa medeniyet tarihimizde aydınlar eliyle kurulmuş, ancak halk değerleri üzerine oturtulmuş, bir halk eğitimi kurumu meydana getirilmiştir. Halkevlerinde, halk oyunlarına, halk müziğine, halk şiirine geniş yer verilmiş ve bu yoldaki incelemeleri ve yayınları teşvik etmek suretiyle açılan çığır genişlemiştir.[5]

En önemli problem de yapılan inkılâpların halka yeterince ulaşamamış olmasıydı. Devletin öncü kadrosu son derece yoğun olduğu için halk arasına yeterince giremezken halk da çok fazla bilinçli değildi. Okuma yazma oranı düşük, iletişim araçları ise yetersizdi. Bu nedenle yapılan yenilikler halka hem zamanında ulaşmadığı gibi hem de halk tarafından yeterince algılanamıyordu. Hatta ülkenin ücra köşelerinde padişahlığın hâlâ devam ettiğini sanarak yaptığı yurt gezilerinde Mustafa Kemal ATATÜRK’e, ‘Padişahım’ diye hitap edenler dahi bulunmaktaydı. Bu durum halk ile devlet arasındaki kopukluğu gösteriyordu. Mustafa Kemal ATATÜRK 1930 yılında çıktığı yurt gezisinde bu kopukluğu iyice fark etmiş ve bir dizi önlemler alma yoluna gitmiştir ki Halkevleri de bunlardan birisidir.  1930 yılında yaşanan SCF (Serbest Cumhuriyet Fırkası / Partisi) deneyimi de halk arasındaki hoşnutsuzluğun bir göstergesi olmuştur. SCF kısa sürede büyük bir halk desteği elde etmiş ve belediye seçimlerinde de hatırı sayılır bir başarı kazanmıştı. Bu durum yönetici CHF ile halk arasındaki kopukluğun bir emaresi olmuştu. Bu kopukluğu dolduracak köprülere ihtiyaç vardı. Bu amaçla halk ile devleti ve halk ile aydınları bütünleştirmek, inkılâpları ve düşünce sistemini halka götürmek, yeni rejim için halk desteği sağlamak gayesiyle bir dizi faaliyetlere geçildi. Çünkü bir rejim için kitle desteğinin olmaması demek ciddi bir problemin varlığı anlamına gelmektedir. Sartori’ye göre tek partili devletler toplumu daha fazla politize etmeye ihtiyaç duyarlar. Tek partiler iddialarından dolayı kendilerini kanıtlama ve haklı çıkarma iddiasındadırlar. Genç cumhuriyette ihtiyaç duyulan vatandaş tipi eğitimli, modern, inkılâpları anlamış, rejimin ilke ve düşünce sistemini benimsemiş bir bireydi. Yeni devletin bu ideal vatandaş eşliğinde gelişip büyümesi için Millet Mektepleri, Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Halkevleri ve Halkodaları gibi çeşitli kurumlar açılmıştı. [6]

 

 

* İstanbul Üniversitesi, Tarih Bölümü, Lisans Öğrencisi

[1] Ana Britannica Ansiklopedisi, “Halkevleri”, c. 10, Ana Yayıncılık, İstanbul, 2004, s. 305-306.

[2] Dr. Yavuz ÖZDEMİR, Elif AKTAŞ; “Halkevleri (1932’den 1951’e)” A.Ü.Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 45, Erzurum, 2011, s. 238-239.

[3] ÖZDEMİR, AKTAŞ; a.g.m., s.240.

[4] Necdet SAKAOĞLU, “Halkevleri”, c.3, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul,1993, s. 528.

[5] Türk Ansiklopedisi, “Halkevleri”, c.18, Milli Eğitim Basımevi, 1946, Ankara, s. 412.

[6] ÖZDEMİR, AKTAŞ; a.g.m., s.242.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI