Reklam
Reklam
Türkün Ülküsü; Türkçülük…


Nuri Bozoklu Gündüz
bozoklu@orhuntv.com
 
 

Ülküler, fertlerin,  toplulukların ve milletlerin yaşama kaynağıdır. Nasıl ki insanları ayakta tutan yaşama arzuları var ise milletlerinde ayakta durmasını sağlayan ülküleri vardır. Ülküler,  bir ulusun milli kimliğini, kültürünü, tarihini ve maddi-manevi birliğinin oluşmasını aynı zamanda da  onların korunmasını tetikleyen kuvvet görevini üstlenir. O kuvvet görevi ise ülkülere dayalı olan milli hissiyat dokusudur. Bu doku adeta ülkülerin doğurduğu zırhtır.  Lakin bunu ülküsüz toplumlar için söyleyemeyiz.

Kaynağı olmayan fertler ve uluslar, yalnızca birer geçici topluluklardan ibarettir. Ülküsüz olan uluslar ise tam tersine yaşam kaynağı kısa olan ‘’halklar’’ bütünüdür. Nitekim ülkü kavramı tanım olarak amaç,  gaye, varılmak istenen hedef anlamına gelse de genel olarak baktığımız da milli benliğine, kültürüne, tarihine ve soyuna sahip çıkan, bu değerleri ileriye taşımak için her ne pahasına olursa olsun canla başla uğraşan toplumlar için geçerlidir. Oysa bu kavramlar yavaş yavaş manasını kaybederek başka uluslara karışan toplumlar için halk tanımına gelmektedir. Yani ‘’etnik döküntü’’ kelimesinin yerine halk kelimesi kullanılmakta.

Ülküler, bir ulusun hayatta kalmasını ve onu ayakta tutan, maddi-manevi yükselmesini sağlayan yürütücü kuvvetidir. Yürütücü kuvveti olduğu kadarda tehlikeli ve hatta öldürücü bir güçtür. Çünkü ülküler, bir ulusun gerçekle hayalin karışımından doğan ve üzerinde düşünüldükçe haz veren dileklerdir.  Ve uluslar dilekleri kadar yaşamını sürdürürler.

Bir ulusun arzuladığı dileği ne kadar tehlikeli ve sert olursa tarihi yaşamı da o kadar uzun süreli olur. Lakin tehlikesiz ve sert yaşamayı göze alamayan uluslar, başka ulusların altın da sönük kalarak, tarihin kara sayfaların da yalnızca isimleri yer alır.

İşte ülküler arasında en sert ve en tehlikeli olanı, hatta yıllar geçtikçe milli hissiyatı artan, arttıkça da haz vereni Türk Ülküsü’ dür. Çünkü geçmişi ve sahip olduğu tarihi yapısı ile çağlar açıp çağlar kapatan,  bir maziye yön veren yapıya sahip olmasıdır. Türk Ülküsü, yedi kıtaya bir cihana sığmayan Türk fertlerinin ve Türk Milletlerinin kavgasıdır.

Türk Ülküsü, tarihin doğumundan itibaren günümüze kadar bir çok engeli aşıp gelen doyumsuz sevgi kaynağıdır. Öyle büyük bir sevgidir ki, tarihin her çağında ve her safhasında uğruna karşılık beklemeden canlar verilen, tükenmek bilmeyen kor ateştir. Bu kor ateşin gönüllerdeki adı  Türkçülüktür. Türkçülük, tarifi yapılamayan sır gibi ruha işlenmiş tarihi dokudur.

Türkçülük,  Türk olamayanların vakıf olacağı bir sevgi kaynağı değildir. Yani Türk olmayanların Türkçülük sevgisine bir Türk kadar bağlılık ve sadakat hissiyatı duyamazlar. Onun içindir ki Türkçülük, Türk Milleti’nin parıldayan incisidir.

Günümüzde Türkçülüğün tarihini Osmanlı Devleti’ nin son yıllarında ki yıkılış dönemin de  Osmancılık, İslamcılık ve Batıcılık fikir akımları karşısında, devletin ve milletin asıl sahibi olan Türk Milletine dayanması gerektiğini savunan Türkçü yazarların dönemine kadar değindirmektedirler. Oysa  ki Türkçülüğün tarihi ne milliyetçilik akımıyla nede Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde ortaya çıkmış  bir fikir akımı değildir.  Türkçülüğün tarihi Mete Han’ın ‘’Gök çadır, Güneş tuğumuz’’ parolasını söylediği çağdan başlayarak Orhun Abideleriyle günümüz zamanına kadar süre gelen milli dokudur.

Türkçülük, tarihin doğumundan bitimine kadar Türk Milletlerinin güneşidir.  Onun içindir ki Türkçülük, güneşin doğduğu yerden başlayarak ışığını değdirdiği yeryüzünün her parçasında ‘’her şey Türk’e göre, Türk için ve Türk’ündür’’ fikriyatını savunan, tarihin ve Türk fertlerinin milli kimliğidir. Yani Türkçülük, Türk Milletinin var olma arzusudur.

Türkçülük Ülküsü, tarihin gün doğumundan itibaren büyük Türk elinde kayıtsız şartsız, Türk hakimiyetini yeryüzü üzerinde kurarak ve bağımsızlığını maddi-manevi her yönden, diğer uluslardan ileri ve üstün tutma gayesidir. Türk Ülküsünün bu kadar güçlü olmasındaki etkeni en kalabalık ailesine ve doğuştan gelen milli hissiyat duygusuna sahip olmasıdır.

Türkçülük Ülküsünün diğer ülkülerden farklı olmasında ki nedeni ise tarihin sahnesinde birkaç defa gerçekleşmiş olmasıdır. Bu gerçekçilik asla reddedilemez, çünkü tarih kitaplarının sayfası Türk  Uluslarının zaferleri ile doludur.

Türklük ve Türkçülük Ülküsü, tarihi geçmişi ve yaşadığı coşkulu serüveni ile hâla o heyecanını dünkü gibi yaşamaktadır. Dinmeyen bu heyecanın temelleri;

-Tarihi Köklülüğe,

-Birlik-beraberlik olgusuna,

-Doğuştan gelen özlülüğe,

-Milletleşme şuuruna,

-Destanlar yazdıran savaşlarıyla

Ve yabancı unsurların ihanetinden doğan tepkiler ile yıllarca çekilen sıkıntılardan dolayı günümüz Türkçülük Ülküsü ortaya çıkmıştır. Bu kaynaklardan doğan Türkçülük Ülküsü, önüne çıkan yabancı ve tehditkar unsurları tek tek yıkarak Türklük sevgisini doğurmuştur.

Türklük sevgisi elbette Türkçülükle yükselecek tek fikirdir. Bir ulusun yükselmesi, güçlenmesi ve ilerlemesi, o ulusun tarihine ve mazisine olan sadakati ile ilgilidir. Eğer o ulus kendi mazisine, milli değerlerine ve onu o yapan millet iradesine sahip çıkmaz ise diğer ulusların taklidini yapmaktan başka bir yol bulamaz. Ama kendi ülkülerine sahip çıkan uluslar, yeri geldiği zaman başka ulusların himayesi altına girmemek için ulusça ölümü göze alırlar. Ülküsü için ölümü göze alamayan ve tehlikeden uzak yaşamak isteyen uluslar, başka ulusların kölesi olmaktan ve hatta köpeği olmaktan kaçınamazlar.

Günümüz çağında ise ülkülerin savaştığı, ulusların birbirine karşı yıllarca gizliden gizliye beslediği kinin şimdilerde ortaya döktüğü zaman zarfındayız. Çünkü her milletin kendi için hazırladığı ülkülerini gerçekleştirme yoluna girdiğini görürüz. Bugün barıştan bahseden ülkelerin savaşlar çıkardığı, kendi ekonomilerini bu savaşlar üzerinden hazırladığı ve gerçekleştirmek istedikleri ideolojilerin çağındayız. Her ulus kendi ülkesini ve ülküsünü gerçekleştirmek isterken, bizim kendi ülkümüzü bir kenara bırakmak köleliğe yol almak demektir.

Ulusumuzun ve devletimizin geleceği için Türkçülük Ülküsü şarttır. Bunun için devlet yönetiminde, kurum ve kuruluşlarda, eğitim alanında, iş hayatında, esnaf arasında, en önemlisi de  Türk Silahlı Kuvvetleri ve benzeri, ulusumuz sınırları içerinde Türkçülük Ülküsünün şartlarının gereğini yerine getirir isek arzuladığımız hedefe ulaşabiliriz.  Lakin Türkçülük yerine ukalalık, soytarıcılık, ikbalcilik ve keyfi davrandıkça asla istediğimiz hedefe ulaşamayız. O yüzden Türkçülük Ülküsünün gerektirdiği şartları en iyi şekilde yerine getirmeliyiz. Bu sebeple her Türkçü bulunduğu yerde üzerine düşen vazifesini isteyerek ve severek yapmakla yükümlüdür.

İnancımız ve tarihimiz gösteriyor ki Türklüğe, Türkçülüğe ne kadar canı gönülden hizmet eder isek ulusumuzun yükselmesi de bir o kadar güçlü ve hızlı olur. Çünkü Türkçülük, durmaksızın ilerlemek ve yükselmek demektir.

Tarih biliyor ki bir kez gerçekleşen ülküler, elbet yine gerçekleşir. İnanıyor ve iman ediyoruz ki, yeryüzünün hakimiyeti yine bozkurtların elinde olacaktır…

 

                                                                              Tanrı Bozkurtları Korusun            





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI