Reklam
Reklam
CANINI VERİP TÜRKLÜĞÜNÜ VERMEYEN IRAK TÜRKLERİNİN ÖYKÜSÜ


Gökçe Eser
gokceeser@orhuntv.com
 
 

"14-16 Temmuz 1959 Kerkük Türk Kırımı’nın Ata ve İhsan Hayrullah önderliğindeki tüm şehitleri için.."

 

14 Temmuz 1958 askerî darbesiyle monarşiye son verilen Irak’ta, General Abdülkerim Kasım liderliğinde cumhuriyet ilan edildi ve Irak, Bağdat Paktı’ndan çekilme kararı aldı. Türkiye, Irak liderlerinin (Kral II. Faysal, Veliaht Abdülillah ve Başbakan Nuri Said) öldürülmesini kınadıysa da, 31 Temmuz’da yeni Irak hükûmetini tanıyarak kısa sürede karşılıklı yeni büyükelçiler atanması sağlandı. Cumhuriyetin ilanı Irak Türkleri açısından bir umut ışığıydı, zira ihtilalin liderleri General Abdülkerim Kasım ve General Abdüsselam Arif radyo bildirisinde Irak Türklerini, Irak’ı oluşturan üç asli unsurdan biri olarak tanımlamışlardı. Irak Türklerinin cumhuriyetin ilanıyla hükûmette hak ettikleri oranda temsil edilecekleri ve kültürel haklarına kavuşacakları yönündeki umutları, yeni anayasa ilanıyla tükendi. Çünkü yeni anayasada “Irak’ın müşterek sahipleri Araplar ve Kürtlerdir” deniliyor, Türklerin adı bile geçmiyordu.[1]

İhtilali yapan kadronun bir kısmının Nasırcı, bir kısmının ise komünist eğilimli olması, yeni rejimi ikiye bölmüştü. Abdülkerim Kasım, ihtilalin ikinci adamı olan Abdüsselam Arif ile beraber milliyetçi kadronun tasfiyesine yönelmiş, ihtilal üçüncü ayını doldurduğunda Arif ve yanlıları tutuklanmış ve Kasım, iktidarını rakipsiz hâle getirmişti. Moskova’nın desteklediği Kasım iktidarı boyunca komünist kadrolaşma artmış, Sovyetlerden gelen uzmanlar her alana, özellikle orduya yerleştirilmişti. Ayrıca Moskova’da eğitim görmüş Kamil Kazancı, kurulan Halk Mukavemet Ordusunun başına getirilmiş, bu teşkilat tüm Irak’ta muhalif gördüğü herkese tutuklama, sorgu, işkence hatta infazı kapsayan faaliyetlere başlamıştı.[2]

Abdülkerim Kasım’ın Kürtlere ulusal haklar konusunda güvence vermesi (anayasadaki “Irak’ın müşterek sahipleri Araplar ve Kürtlerdir.” ibaresi) ve 1947’de hakkında idam kararı çıkan Molla Mustafa Barzanî’yi affederek ülkeye geri çağırıp KDP’yi yasallaştırması sayesinde Kürtler arasında özerklik talepleri yükselmeye başladı.[3] Milliyetçi Kürtler, Komünist Parti’nin mensubu olarak amaçlarına ulaşmayı hedefleyerek özellikle kuzey kesimlerde Halk Mukavemet Ordusunda görev aldılar.[4]

24 Ekim 1958’de Mustafa Barzanî’nin yanında yüzlerce silahlı komünist Kürt’le Süleymaniye’den Kerkük’e gelişi olayların başlangıcını oluşturdu. Ellerinde Barzanî ve Kasım’ın posterleri olduğu hâlde “Kerkük Kürdistan’ın kalbidir.”, “Türkmenlere ölüm!” sloganlarıyla Türklere saldıran ve evleri, dükkanları yağmalayan Kürt militanlarla kendini savunan Türkler arasında çatışmalar çıktı.

Halk Mukavemet Ordusu mensubu Kürtlerin de etkin şekilde katıldığı olaylar, Kerkük’teki II. Tümen Komutanı General Nazım Tabakçalı’nın müdahelesiyle katliama dönüşmeden durduruldu. Kerkük Garnizaon Komutanı Binbaşı Hidayet Arslan olayların engellenmesi konusunda büyük çaba harcamış, ancak Türklere yönelik saldırılara dayanamayarak geçirdiği kalp krizi, vefatına neden olmuştu. Kerkük Türkleri bu ölümden sonra galeyana gelmişse de, Tabakçalı’nın sükunet ikazı ve Türkmen lider Ata Hayrullah’ın dirayetli yönlendirmesiyle 60 bin Türkün katıldığı cenaze merasimi vakar içinde tamamlanmıştı.[5]

İhtilalin hemen ardından II. Tümen Komuntanlığına atanan General Nazım Tabakçalı muhafazakâr fikirlere sahip bir vatanperverdi. İhtilal durumu olduğu için bölgesindeki siyasi gelişmeler hakkında Bağdat’a bilgi veren Tabakçalı, çoğunluğu Türklerden müteşekkil Kerkük üzerinde ayrılıkçı Kürtlerin siyasî emelleri olduğunu, engellenmedikleri takdirde Irak’ın milli çıkarlarına ters sonuçlar doğabileceği ve vahim olayların yaşanacağı konusunda Bağdat yönetimini 1958 sonu ve 1959’un ilk aylarında gönderdiği istihbarat raporlarıyla ikaz etmişti. Buna rağmen faaliyetleri Bağdat’taki komünist cepheden desteklenen Barzanî ve yanlılarının Kerkük’te isyan çıkaracakları bilgisi Kasım hükûmeti tarafından engellenmediği gibi teşvik de edildi.[6], a

Kerkük’te vuku bulan olaylar Türkiye’ye de yansımış, Türkiye’de üniversite eğitimi alan Kerküklü öğrenciler Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a, TBMM Başkanı Refik Koraltan’a ve Başbakan Adnan Menderes’e telgraflar çekerek durumun vehametini aktarmışlar ve Türkiye’nin Irak Türklerini himayesine almasını istemişlerdi. Ayrıca Irak’tan sınırdışı edilen Nizamettin Neftçi de 13 Kasım 1958’de gazetelere beyanat vererek Türk düşmanı tahrikçi unsurların Türkleri yok etmek için harekete geçtiklerini, dört yüz Türk aydınının adının General Kasım’a verilerek imhasının istendiğini, ancak Tabakçalı’nın engellediğini ifade etmiş ve Kerkük’te Türklere yönelik büyük katliam tehlikesine dikkat çekmişti.[7]

General Kasım, 1959 Şubat’ında hükümetten Nâsır yanlılarını atarak kabineyi yeniledi. Bu hareket baskı altındaki milliyetçi kadronun harekete geçmesine neden oldu. 8 Mart 1959’da Musul’da Albay Abdülvahab el-Şavvaf, başarısızlıkla sonuçlanacak darbe girişiminde bulundu. Bağdat yönetiminin harekete müdahalesi sert olmuş, ayrıca Barzanî’de kendisine bağlı milislerle Kasım’ın yanında yer alarak[8] isyana katıldıkları gerekçesiyle Musul’daki Türkleri temizleme harekâtına girişmişti. Kırk sekiz saat içinde Musul’a hâkim olan komünist Kürt gruplar, darbecileri cezalandırma bahanesiyle kadın, yaşlı çocuk demeden yüzlerce insanı katletmişlerdi.

Kerkük II. Tümen Komutanı Nazım Tabakçalı, Şavvaf isyanına iştirak etmek suçuyla görevinden alınıp yargılandı ve idama mahkum edildi. Böylece Barzanî ve komünist yandaşlarının Kerkük’ü ele geçirme planlarının en büyük engeli ortadan kalkmış oldu.b Tabakçalı’nın yerine General Davud el-Cenâbî, Kerkük Belediye Başkanlığına Kürt Mâruf Berzenci, Kerkük Halk Mukavemet Ordusu Komutanlığına da Ermeni Ojin tayin edildi. Hepsi komünist fikirde olan bu kişilerin tayininden sonra, Kerkük’teki Türk kırımının altyapısını hazırlamak üzere seri tutuklamalar başladı. Türklerin evleri aranarak silah namına ne varsa, av tüfeğinden mutfak bıçaklarına kadar, el konuldu. Türkçe-Arapça yayınlanan Beşir gazetesi kapatılarak yayın kadrosu (Ata Terzibaşı, Habip Hürmüzlü, Mehmed Hacı İzzet) ve diğer Türk aydınları, liderler, Türk asıllı memurlar güneye sürgün edildiler. Bu süreç içinde Kerkük ve çevresine yerleştirilen komünist Kürtler ve KDP militanları ise silahlandırıldılar.[9] Komünist dalga 1959 Haziran’ında –görüntüde- biraz geriler gibi oldu ve çıkarılan afla  sürgüne gönderilen üç binden fazla Türk geri dönmeye başladı. Aslında bu af da Türkleri lidersiz ve savunmasız bırakmak için düzenlenen bir tertipti, ama görünen yumuşama Kerküklülerin endişelerini azalttı ve Türkler yaklaşan ihtilalin birinci yıldönümünü kutlama hazırlıklarına başladılar.[10]

14 Temmuz 1959 günü şehir taklarla süslenmiş, Türkler, çocuklar ve kadınlarla kutlama törenlerine iştirak etmişlerdi. Akşam saatlerinde başlayan resmî geçit sırasında Kerküklü Türklere ateş edilmesiyle başlayan kırım üç gün üç gece sürmüştür. Akıllara durgunluk veren yöntemlerle gerçekleştirilen  Kerkük Türk Kırımı’nda başta Türkmen liderler Binbaşı Ata Hayrullah ve kardeşi Dr. İhsan Hayrullah olmak üzere çok sayıda Türkmen şehit edilmiştir. Kerkük Türk Kırımı’nda çoğunluğu Kürtlerden oluşturulan II. Tümen Komutanlığına bağlı birlikler ve Ojin önderliğindeki Halk Mukavemet Ordusu da etkin rol almıştır. Şehrin etrafı sarıldığı için, felaketi haber alarak Tuzhurmatu, Beşir, Tisin gibi Türk kasaba ve köylerinden gelenler de şehre girip soydaşlarına yardım edememişlerdir. Türkmen liderlerden Albay Abdullah Abdurrahman ise, kendisi için arama emri çıkarılıp başına ödül konulmadan önce şehri terkederek Bağdat’a yardım istemeye gitmişti. Kasım’la bizzat görüşen Albay Abdurrahman’ın Türk kırımını haber vermesinden sonra Bağdat’tan gelen askerî kuvvet ise Kerkük’e ancak üç gün sonra girebilmiştir. Ancak çok geç kalınmış ve hedeflenen Türk kırımı başarıyla uygulanmıştır. Kerkük Türk Kırımı’nda ölenlerin sayısı ve kimlikleri tam olarak tespit edilemedi. Zira öldürülenler tanınamayacak şekilde parçalanmış, yakılmış ve üç gün boyunca açıkta bırakılarak hayvanların tasallutuna terkedilmişlerdir. Belediye Başkanı Kürt Mâruf Berzenci ve Ermeni Ojin tarafından üç günün sonunda cesetlerin çoğu toplanarak şehir dışında daha önceden açılmış çukurlara gömüldüler. Ayrıca çok sayıda kadın ve çocuk katliam sırasında diri diri gömülmüştü. Resmî kaynaklar ölenlerin sayısını 31, ağır yaralıların sayısını 130 olarak verdi.c Ayrıca 14-15-16 Temmuz boyunca Türkmenlerin ev ve işyerleri yağmalanmış, maddi varlıkları kamyonlarla Kürt bölgelerine taşınmıştı. Kerkük’te duruma Irak Ordusu’nın el koymasından sonra, General Kasım 20 Temmuz’da Mar Yusuf Kilisesi’nde yaptığı konuşmasında Türk Kırımı’nı tel’in edip suçluların cezalandırılacağını söylemişti. 28 Temmuz’daki basın toplantısında Kerkük Türk Kırımı’na ait resimleri gösterirken “Bana karşı taraftan ölen bir tek kişi bile gösterebilir misiniz?” diye soruyordu.[11] Ancak Kasım’ın bu açıklamaları, sadece dünya kamuoyunu etkilemeye ve Türkiye’nin tepkisini azaltmaya yöneliktir. Nitekim Kerkük Türk Kırımı’nı soruşturmakla görevli komisyonun tespit ettiği suçlular tutuklanıp yargılanmalarına rağmen hiçbirinin infazı Kasım döneminde gerçekleştirilmedi. Ayrıca Kerkük Türk Kırımı’nın asıl sorumlu ve yönlendiricilerine hiç dokunulmadı.[12] Bunun üzerine Iraklı Türkler kendi intikamlarını kendileri aldılar ve 1959 Kerkük Türk Kırımı’nın sorumlusu kırk kişi meçhul Türk fedailerce hakettikleri şekilde cezalandırıldı.[13]

Kerkük Türk Kırımı haberleri 19 Temmuz’da Türk basınına yansıdı. Haberlerin ulaştığı gün Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu, Bağdat Büyükelçisi Fuat Bayramoğlu ile görüşerek büyükelçiyi Türkiye’nin isteklerini ve Başbakan Adnan Menderes’in mesajını Kasım’a iletmekle görevlendirdi. 20 Temmuz’da Irak Dışişleri Bakanı Haşim Cevat’a çıkan Türk Büyükelçisi, Türkiye’nin endişelerini dile getirip alınan tedbirleri sordu. Türkiye, 25 Temmuz’da kamuoyuna resmî bir açıklama yaparak Türk Kırımı’nı doğruladı.[14] Ancak Kerkük Türk Kırımı’yla ilgili ilk resmî açıklama sayılabilecek Ankara radyosu yayınında, “Kerkük’te vuku bulan olaylarda İngiliz kolonisinin zarar görmediği bildirilmektedir.” ifadesi Irak Türklerini, Türkiye’nin kendilerine kayıtsız olduğu fikrine itmişti.d Bunun bir nedeni de DP iktidarının uyguladığı basın sansürü yüzünden, Kerkük Türk Kırımı’na ait belge, film, fotoğraf vs dokümanların Türkiye’ye girişinin yasaklanmasıydı. (22 Ekim 1959)[15], e New York Times 21 ve 26 Temmuz 1959’da Kerkük Türk Kırımı’yla ilgili iki haber yayınlamış ve; “… Sivil Kürtlerle legal ordu ile iş birliği içerisinde olan komünist ağırlıklı Halk Mukavemet Ordusu olaylara katılmışlardır. Kerkük’te Türkmen toplumun ileri gelenleri evlerinden çıkarılarak öldürülmüşlerdir. Çünkü Kürtler komünist yanlısı iken Türkmenler değillerdir.” açıklamasını yapmıştı. Moskova radyosu ise 20 Temmuz 1959’daki haberlerinde Kerkük’teki karışıklığı (!) “Türkiye ile sıkı temasları bulunan para ile tutulmuş emperyalist uşaklarının eseri ve olayların sorumlusunun “Türkiye taraftarı Turan isimli bir siyasi kuruluş mensupları” olduğunu, Musul ve Kerkük’ü Irak’tan ayırıp Türkiye’ye ilhaklarının hedeflendiğini” cümleleriyle aktarmıştır.[16]

İngiltere, Kerkük Türk Kırımı’yla yakından ilgilenmiş, konuyla ilgili raporlar tanzim edilmiştir. Erşat Hürmüzlü’nün eserinde yayınladığı resmî rapor ve belgelere göre, çoğu Kürt olan II. Tümen mensuplarının olaylara katıldığı, Kale’ye ve bazı muhkem binalara sığınan Türkleri dışarı çıkartmak için havan topları kullanıldığı, sokağa çıkma yasağının sadece Türkleri kapsayıp, ordu mensubu halkın direnişçileri ve diğer Komünist-Kürt teşkilatları üyelerinin serbestçe dolaştığı, General Kasım’ın ilk saatlerden beri Kerkük’te olanlardan haberdar olduğu ama müdahale etmek yerine beklemeyi seçtiği ifade edilmiştir.[17] Kürt yazarlar 1990’lara kadar konu hakkında suskun kalırken bu tarihten sonra kırım hakkında görüşlerini beyan etmeye başlamışlardır. Ancak yazılanlar kasıtlı şekilde olayları çarpıtmaya yöneliktir. Kitabı Türkiye’de de yayınlanan Nuri Talabani, olayların Türkmenlerin açtığı ateşle başladığını, 14 Temmuz yürüyüşüne katılan Kürtlerle aralarında taşlı-sopalı bir çatışma çıktığını, çatışmanın ilerlemesi sonucu, askerler ve halkın direnişçilerinin de silah kullanmak zorunda kaldıklarını, neticede 20 Türkmen’in öldüğü, 130’unun da yaralandığını yazmaktadır. Her nasılsa Türkmenlerin başlattığını söylediği olaylarda ölen bir tane bile Kürt yoktur. Talabani başka bir yerde ise, provokatörlerce büyütüldüğünü söylediği olaylarda, cinayetleri işleyenlerin Baas Partisi mensupları olduğunu yazmıştır.

Talabani’ye göre olaylardan, Arap milliyetçisi idari yetkililerle aşırı uç genç unsurları cesaretlendiren Türkmen liderler sorumluydu. Kürt subaylarf ise, olayları yatıştırmak için büyük çaba sarf etmişler, hatta Kerkük yakınlarındaki köylerden gelen Kürtleri (!) şehre sokmayarak olayların daha fazla büyümesini (!) engellemişlerdir. II. Tümen’e güvenerek (!) taşkınlık yapan ve olayları ateşleyen Türkmenler ise Kürtlerin böyle şiddetli bir tepki göstereceğini beklememişlerdir(!). Kutlamalara karışan şiddet ve kargaşadan sonra Kerkük sakin (!) bir döneme girmiş (?), 15 Temmuz’da Bağdat’tan gelen askerî birlikler duruma el koyarken II. Tümen’in Kürtlerden oluşan IV. Tugay’ı Güney Irak’a gönderilmiş, Kürtler bitmeyen bir terörün kurbanı olmuşlardır. Talabani, 14 Temmuz öncesine değindiği satırlarda, Haziran affıyla Kerkük’e dönen Türkmen liderlerin şehre gelişinden, örgütlerin ve sokağın denetimini ellerinde tutan KDP üyeleri ve komünistlerin hiç memnun olmadıklarını yazmıştır. Yavuz hırsızlığa soyunan Talabani’ye göre, 1959 Temmuz olaylarında, Kürtler Türkmenlerden daha çok kayıp vermiş, katledilmiş hatta bu durum süreklilik göstermiştir.[18] Bütünüyle çelişik, yalan ve saptırılmış olan bu bilgilerin hiçbir dayanağı olmayıp, katliamın sorumlusu KDP’yi aklamaya yöneliktir. Başka bir Kürt yazar Vurya Caf ise, Kerkük Politik ve Sosyal Bir Çalışma adlı kitabında suçun Kürtler ya da Türkmenlere yüklenemeyeceğini söyleyip suçlunun devrimin düşmanları olduğunu, ilk katliamın 14 Temmuz’da gerçekleştiğini, ikincisinin ise 23.06.1963 idamlarının olduğunu yazmıştır. Vurya  Caf da kendisiyle çelişmekte, Irak resmî belgelerinde yayınladığı gibi katliamın Komünist Parti ve Kürtlerce Türkmenlerin tasfiyesine yönelik olamayacağı, zira o tarihlerde komünistlerin ve Kürtlerin sivil ve askerî merkezleri ellerinde tuttukları ama Komünist Parti mensuplarının olaylara karıştığının da doğru olduğunu yazmaktadır. Vurya Caf 14 Temmuz katliamı kurbanlarıyla 1963’de katliama karışan katillerin idamlarını da aynı kefede tartmaktadır.[19] Mesut Barzanî ise, kitabında bu konuyla ilgili, “söz sahibi Türkmenlerin gerekli çabaları harcamadığını, KDP 3. Şubesinin de fitne ateşini söndürmek için etkin bir tutum alamadığı ve bütün tarafların bu olaylardan sorumlu olduğunu” yazmıştır.[20]

Kerkük Türk Kırımı’nın ardından Irak Türkleri, teşkilatsız mücadelenin mümkün olmadığını görmüş ve 7 Mayıs 1960’da Türkmen Kardaşlık Ocağı, Abdullah Abdurrahman başkanlığında kurulmuştur. Ancak Türkmenlerin kültürel ve siyasi alanlardaki mücadelesi onlara yine şiddet olarak geri dönmüştür.[21],g Türk Dışişlerindeki belgelere göre, Mart 1961’de Ankara’ya ulaşan haberlerde okullarda Kürtçe eğitimi protesto eden Kerküklü Türk öğretmen ve öğrencilerin okullara gitmediği ve Türklere suikastlar düzenlendiği belirtilmektedir. Farklı kaynaklarda, ölü sayısı 2-3 veya 20 olarak tespit edilmiş ve aynı süreçte Süleymaniye’den gelen silahlı Kürt grupların Kerkük’e yürümelerinin ordu tarafından engellendiği yönünde bilgi verilmiştir.

Molla Mustafa Barzani 1961 yazında bir ayaklanma başlatmış ve bu hareket bastırılamamıştı. (Ayaklanma iniş-çıkışlarla 1975 yılına dek sürmüştür.) Bölgedeki isyan ve General Kasım’ın Türkler aleyhine tavrı, Irak Türklerini büyük bir tehdit altına almıştı. Türk Dışişleri Bakanlığı 5. Daireden Bakanlık makamına 26.06.1961’de şu bilgiler veriliyordu: “General Kasım tamamıyla Irak’taki Türk unsurun aleyhindedir ve Kerkük katliamı bizzat Kasım tarafından düzenlenmiştir. Katliamın bir kısmı ordu mensupları tarafından yapılmıştır. Hayatları sürekli tehdit altındadır. Bağdat’ta halen 10 bin Türk vardır ama baskı altında olduklarından büyükelçilikle temastan çekinmektedirler. Türkmen Kulübü başkanı Dr. Merdan Ali, General Kasım’ın emriyle hareket etmekte ve Irak’ta Türk azınlık bulunmadığı propagandasını yapmaktadır. T.C. Bağdat Büyükelçiliği de Türk kültürünü yaymak için hiçbir faaliyet yapamamaktadır.” Aynı dairenin 19.07.1962 tarihli raporunda ise; “Irak’ta Türkleri eritmek için büyük çaba harcanıyor. Türkler haksız yere tutuklanıyor. Kerkük idari ve güvenlik amirleri açıkça Kürtleri koruyor, Barzani isyanı bastırılamıyor ve ABD ile Almanya Kürt davasını benimsiyor” bilgisi verilmektedir.[22]

General Abdülkerim Kasım, 8 Şubat 1963 tarihinde Baas Partisi’nin desteklediği bir darbe ile devrilerek, kurşuna dizildi ve yerine Abdüsselam Arif geçti. Yeni kabinenin ilk faaliyetlerinden biri Kasım Dönemi’nde infazları yapılmayan Kerkük katliamının sorumlusu olarak hüküm giyen 28 kişinin idamı oldu (23 Haziran 1963). Türkiye ise Arif hükûmetini resmen tanırken Irak Türklerinin hakları için de harekete geçti. 1963 ve 1964’te Türkiye, Büyükelçilik kanalıyla, Irak hükûmetinden Kürtlere verilecek siyasi ve kültürel tüm hakların ve özgürlüklerin Irak Türklerine de tanınmasını, her alanda eşitlik talep edildiğini defaaten bildirmiş, ancak Irak hükûmeti bu konudaki yanlı tavrını sürdürmeyi tercih etmiştir. 6 Ağustos 1964’te Bağdat Türk Büyükelçiliği, Irak Türkleri üzerindeki Arap ve Kürt baskısının şiddetlendiğini, Irak’ın Kahire’ye yaklaştıkça Türkiye aleyhine döndüğünü ve soydaşlarımızın yok edilmek veya zamanla eritilmek tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bildirmiştir. 2 Eylül 1964’te ise Barzani’nin milislerinin Erbil’de 8 Türk’ü alıp götürdüğü, öldürülmüş olmalarından endişe edildiği, bunların yeni bir Türk katliamının habercisi olabileceği haberi verilmiş ve Irak hükûmetinin Türkleri, Kürtlere kırdırmak niyetinde olup, Türklerin kendilerini savunacak güçlerinin olmadığı ifade edilmiştir.[23]

Ancak Büyükelçiliğin bu ikazına rağmen, Türkiye, Irak Türklerine haklarını savunmak için Irak makamlarına başvurmalarını tavsiye etmiştir. Irak Türkleri 22 Eylül 1964’te içinde oldukları tehlikenin büyüklüğünden bahsederek, Kıbrıs’a verilen desteğin kendileri için de gösterilmesini istiyorlardı.h Irak Türklerinin Türkiye hükûmeti ve Irak makamlarına yaptıkları girişimler de sürgit o günden bugüne gelmiştir.  

Arka planı ve yansımalarıyla aktardığımız 1959 Kerkük Türk Kırımı, Irak Türklerinin İngiliz işgalinden bugüne değin mütemadiyen maruz kaldığı mezalimin karakteristik bir fotoğrafıdır. Ömer Seyfettin’in başını vermeyen şehit öyküsünde olduğu gibi her anda canını veren  Irak Türkleri, Türklüğünü vermemek için yeniden ayağa kalkmakta ve yılmadan Türklük mücadelesine devam etmektedir.

 

 

 

[1] B. N. Şimşir, Türk-Irak İlişkilerinde Türkmenler, Ankara-2004, s. 129

[2] Mahir Nakip, Kerkük’ün Kimliği, Ankara-2007, s. 129-130 / S. Saatçi, Tarihten Günümüze Irak Türkleri, İstanbul-2007, s. 216-218

[3] M.v.Bruneissen, Kürdistan Üzerine Yazılar, İstanbul-2005, s. 189-190 / Ali Kerküklü, Oyun İçinde Oyun Kerkük, İstanbul-2006, s. 150-152

[4] Kerkük Türkmenoğlu, Türkmen Çilesi, İstanbul, s. 41 / Nuri Talabanî, Kerkük Bölgesinin Araplaştırılması, İstanbul-2005, s. 38-39

[5] A.Kerküklü, a.g.e, s. 153 / K. Türkmenoğlu, a.g.e, s. 40-44, S. Saatçi, a.g.e, 219-221, Nefi Demirci, Dünden Bugüne Kerkük, İstanbul-1990, s. 71-72

[6] M. Nakip, a.g.e, s. 131-133, 137-138 / K. Türkmenoğlu, a.g.e, s. 47 / A. Kerküklü, a.g.e, s. 155-156 / S. Saatçi, a.g.e, s. 221-223 / N. Talabanî, a.g.e, s. 88-95

a Nazım Tabakçalı, gönderdiği raporlarında Kürt tehlikesinin büyüklüğüne dikkat çekmiş, Irak’ın kuzeyinde oluşturulacak Kürt Özerk Bölgesi’nin gelecekte Türkiye ve İran Kürtlerini, bu ülkelere ait toprakları da kapsayacak bir temel hâline getirilmek istendiğini ifade etmiştir. Türk yanlısı olarak suçlanan Nazım Tabakçalı, esasen Arap milliyetçisi olup, Irak’ın milli çıkarlarının bölgedeki etnik farklılıklar içinde dengeyi sağlamayı gerektirdiğini beyan ederek idareye tarafsız yetkililer atanmasını, özellikle ordunun ayrılıkçı Kürt unsurlardan temizlenmesini talep ediyordu. Türklerin devlete bağlı sadık bir unsur ve üzerlerine atfedilen Turancılık suçlamasının asılsız olduğunu söyleyen Tabakçalı, İslamî kimliği öne çıkan, adil bir karaktere sahip olduğundan devrim mahkemesi tarafından Arap milliyetçisi Şavvaf isyanına katılmak, Irak’ı Birleşik Arap Krallığına katmak suçuyla yargılanırken hem gericilikle hem de Turancılıkla itham edilmiştir. Tüm bu suçlamalara sebep ise Tabakçalı’nın, Irak Türkleri gibi bir anti-komünist olmasıdır. (Bkz. Raporlar, N. Talabanî, a.g.e, s. 88-89, 124-125  / M. Nakip, a.g.e, s. 153-156)

[7] M. Nakip, a.g.e,  s. 134-135 / S. Saatçi, a.g.e, s. 223-224

[8] Hakkı Öznur, Cahşların Savaşı, Ankara-2004, s. 108

b General Tabakçalı, tutukluyken meydana gelen Kerkük Türk Kırımı’nı avukatı Câsim Muhlis’ten öğrenmiş ve “İhtilalin ilk günlerinden beri komünist Kürtlerin emelleri Kerkük’ün ileri gelenlerini öldürüp şehri ele geçirmekti ama ben buna engel oluyordum. Demek ki beni görevden almalarının bir sebebi de buymuş. Allah yardımcın olsun yaralı Kerkük.” diyerek olayın iç yüzünü ifade etmiştir. (M.Nakip, a.g.e, s. 156)

[9] A. Kerküklü, a.g.e, s. 154-157 / S. Saatçi, a.g.e, s. 224-226 / M. Nakip, a.g.e, s. 138-139

[10] E. Hürmüzlü, Irak’ta Türkmen Gerçeği, İstanbul-2006, s. 106 / N. Talabanî, a.g.e, s. 18 / Ş. Küzeci, Kerkük Soykırımları, Ankara-2004, s. 88-92 / H.Öznur, a.g.e, s. 831

c Kerkük Türk Kırımı’nda ölenlerle ilgili değişik açıklamalar yapıldı. 20 Temmuz’da Kerkük Güvenlik Şefi Nuri el-Hayyat ölenlerden 32 kişinin belirlendiğini, 20 kişinin ise bilinmeyen bir yere gömüldüğünü açıkladı. General Kasım 2 Ağustos’ta ölenlerin sayısını 79 olarak resmen açıklamış, ancak daha sonra, bazı fotoğrafların kopya olduğu iddiasıyla sayıyı 31 olarak değiştirmişti. Kerkük Türk Kırımı sırasında yüzlerce Türk yaralanmış, bunlardan 130’unun durumu ise çok ağır olduğu açıklanmıştı. Pek çok kayıp Türk’ün olduğu kırımda üç binden fazlası da tutuklanmıştı. (K. Türkmenoğlu, a.g.e, s. 58-61) O tarihte Kerkük’te olan İngiliz tarihçi George Kirk, 1961’de Kerkük Türk Kırımı’nı kaleme almıştır. “Kürt komünist olan Belediye Başkanı Türkmenlerin ileri gelenlerini öldürttükten sonra şehir dışında toplu bir mezara gömdürtmüştür. Birkaç gün sonra Kasım 120 kişinin öldüğünü ilan etti. Bunların çoğunluğu zalimane bir şekilde Kürt komünistler tarafından öldürülmüştü.” diyerek felaketi anlatmıştır. (M. Nakip, a.g.e, s. 142)

[11] M. Nakip, a.g.e, s. 150-152

[12] Kerkük Türk Kırımı’nın nasıl gerçekleştiği ve şehit olanların isimleri için, Bkz. Suphi Saatçi, a.g.e, s. 226-231 / M. Nakip, a.g.e, s. 139-143 / A. Kerküklü, a.g.e, s. 156-161 / K. Türkmenoğlu, a.g.e, s. 50-61 / Ş. Küzeci, a.g.e, s. 50-107

[13] S. Saatçi, a.g.e, s. 232 / A. Kerküklü, a.g.e, s. 162

[14] B. N. Şimşir, a.g.e, s. 134                                                                  

d Bu haber ilk olarak Londra Radyosu’nda yayınlanmış, TRT’de bu açıklamayı aynen aktarmış ve Türk Kırımı’ndan haberde bahsedilmemiştir. ( M. Nakip, a.g.e, s. 144)

[15] M. Nakip, a.g.e, s. 144-145

e İngiltere Ankara Büyükelçisi’nin 3 Ağustos 1959 tarihli telgrafında büyükelçinin Bakan Zorlu’ya, olayların Türk-Irak ilişkilerine nasıl yansıyacağı sorusunun Bakan tarafından “Konunun kapandığı, Irak hükûmetinin gerekeni yapacakları konusunda itimatları olduğu” şeklinde cevaplandığı ifadesi yer almaktadır. (E. Hürmüzlü, a.g.e, s. 129-130)

[16] M. Nakip, a.g.e, s. 144-145

[17] E. Hürmüzlü, a.g.e, s. 118-136

f Bu Kürt subaylardan biri de Nuri Cemil Talabânîdir. Türkmenlerin 18 Temmuz 1959’da Abdülkerim Kasım’a gönderdikleri dilekçede, halk direnişçilerinden bir kısmının İmam Kasım Polis Karakolu’nu basarak silahları ele geçirdikleri, yedek subay Nuri Talabânî’nin direktifiyle askerî inzibat mensuplarının silahı olmayan halk direnişçilerine silah dağıttığı ifade edilmiştir. (E. Hürmüzlü, a.g.e, s. 113) Nuri Talabânî kitabında İmam Kasım Karakolu’nun basılarak silahlara el konulduğunu kendisi orada olduğu hâlde (!) Hanna Batatu’yu kaynak göstererek yazmıştır. (Nuri Talabânî, a.g.e, s. 98) Ayrıca Türkmen yazar İ. Kerkük, Celal Talabânî’nin de elinde silahla sokaklarda dolaşırken görüldüğü istendiği takdirde bunun ispatlanabileceğini yazmaktadır. (A. Kerküklü, a.g.e, s. 163 / Ş. Küzeci, a.g.e, s. 81)

[18] N. Talabânî, a.g.e, s. 35-43, 96-100

[19] M. Nakip, a.g.e, s. 163-164

[20] A. Kerküklü, a.g.e, s. 163

[21] S. Saatçi, a.g.e, s. 232-237

g Kerkük’te arka arkaya gelen Türk gençlerine yönelik suikastler, Türkleri galeyana getirmiş, düzenlenen cenaze töreninde polisle çatışma çıkmıştır. Ancak olaylar bastırılamamış ve Türkler Kerkük Türk Kırımı’nın serbest bırakılan katilleri üzerine yürümüş, bunlardan biri öldürülürken 15’i de ağır yaralı olarak hastanelere kaldırılmıştır. Bu olaylardan sonra hükûmet 120 Türk’ü tutuklayarak sürgüne göndermiştir. (S. Saatçi, a.g.e, s. 236-237)

[22] B. N. Şimşir, a.g.e, s. 138-139

[23] B.N. Şimşir, a.g.e, s. 135-164.

h “Kürtler, Türklerin şehir ve kasabalarına sızarak çoğunluğu sağlamaya çalışıyorlar. Bunu gerekirse kuvvete başvurarak yapmak istiyorlar. Desteksiz ve silahsız Türklerin kuvvete karşı koymaları imkânsızdır. Kıbrıs’taki 120 bin Türk’e karşılık Irak’ta bulunan 750 bin Türk’ün yok olmasını her hâlde hiçbir Türk kabul edemez. Dolayısıyla Türkiye’nin Iraklı Türklerin davasını en yakın zamanda ele almasını diliyoruz.” 22.09.1964 – Belge No: 360250/392 (B. N. Şimşir, a.g.e, s. 157)





YORUMLAR

mansur
03-10-2017 14:08:00

dun bugune ne kadarda benzıyor yıne basımızda bızı yonettıgını sanan basıretsızler ısbırlıkcıler yıne kerkukte katlıam tehlıkesı ıle karsı karsıya kalan turkmen kardeslerım ve yıne bunu ızleyemekle yetınecek bır hukumet :(

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI