Reklam
Reklam
Kızılbaşlık Ruhu: Şeyh Cüneyt


Ali Rıza Özdemir
aliriza@orhuntv.com
 
 

 

Safevi Tarikatı, Şeyh Sâfî[1] tarafından Erdebil’de[2] kurulan bir tarikattı. Ataları çok önceden Horasan’dan Azerbaycan’a göç etmişti. Atalarından Firuz Şah, Horasan’da İmam Ali Rıza’nın[3] türbesinde hizmet etmişti.

Dönemin kaynaklarında Türk piri, Türk oğlu, Türk genci gibi unvanlarla anılan Şeyh Sâfî, tarikatını büyütmek için çok çalıştı. Önce zeki taliplerini eğitti. Onları Ehlibeyt ilmiyle ve Türklükle donattı. Hepsi seçkin davetçiler oldular ve dünyanın[4] dört yanına dağıldılar.

Deştikıpçak[5], Kırım, Azerbaycan, Gilan, Taberistan (Mazenderan), Horasan, Buhara, Türkmenistan, Türkistan, Karahıtay, Çin Türkistanı, Hindistan, Serendib (Seylan), İran, Irak, Suriye, Lübnan, Hicaz, Anadolu ve Rumeli bölgelerinde on binlerce insana Ehlibeyt ilmini ve ahlakını öğrettiler.

Şeyh Sâfi öldükten sonra oğlu Şeyh Sadreddin tarikatın başına geçti.

Şeyh Sadreddin’den sonra oğlu Hace Ali…

Hace Ali’den sonra oğlu Şeyh İbrahim…

Babadan oğula geçen tarikat reisliği, Şeyh İbrahim’in vasiyeti üzerine altıncı ve en küçük oğlu Cüneyt’e kaldı.

Normalde tarikat reisliği, en büyük erkek çocuğa kalırdı. Şeyh İbrahim, beklenmedik bir şey yaptı ve tarikat reisliğini, en küçük oğluna Cüneyt’e bıraktı.

Muhakkak onda diğer çocuklarında olmayan, farklı bir şey görmüştü.

Neydi gördüğü Cüneyt’te, babasının?

Bir ışık mıydı, bir ruh muydu, güç müydü, kişilik veya karakterindeki başkalık mıydı? Neydi?

Şeyh Cüneyt’in hayatını öğrendiğimizde anlıyoruz bunu. O; dinmeyen bir fırtına, tükenmeyen bir enerji, ölmeyen bir ruh gibiydi.

1447 yılında tarikatın başına geçtiğinde küçücük bir çocuktu. Amcası Cafer’in himayesinde bir süre tarikatın başında kaldı. Cüneyt büyüdükçe ipleri eline almak istedi. Hedefleri vardı ve ruhu, yerinde duramıyordu. Sürekli ilerlemek, sürekli büyümek, sürekli gelişmek istiyordu. Ufku geniş biriydi. Büyük ülküleri, büyük hedefleri vardı.

Şeyh Cüneyt’in karizmatik kişiliği, genç yaşında yanında 20 bin talibinin kenetlenmesine neden oldu. Gücü, günden güne arttı; etkisi, merkezden çevreye doğru her geçen gün yayıldı. Amcası Cafer, bir süre sonra gölgede kalmaya başladı. Tarikatta ağırlığını kaybedince, yeğeni Şeyh Cüneyt’i Erdebil’den uzaklaştırmanın yollarını arayama koyuldu. Karakoyunlu Devletinin hükümdarı Cihanşah’a yeğenini kötüleyen bir mektup yazdı. Cihanşah, Şeyh Cüneyt’e sert tehditler içeren bir mektup yolladı, onu ölümle tehdit etti. Cüneyt, yanına en seçkin taliplerinden az bir kısmını alarak Erdebil’i terk etmek zorunda kaldı.

Böylece zorlu yolculuk başlamıştı.

Talipleri ile birlikte önce Osmanlı ülkesine yöneldi. Osmanlı Sultanı 2. Murad’dan ibadet etmek için yer talep etti; talebi kabul edilmedi.

Osmanlı ülkesinde yer bulamayan Şeyh Cüneyt ve talipleri, Karaman ülkesine yöneldiler. Konya’da girdiği bir tartışmadan sonra şikâyet edildi ve Karaman ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı.

Toros Dağlarında yaşayan Varsak Türkmenlerinin yanına gitti. Memlüklü ülkesinin topraklarında Haçlılardan[6] kalan bir kaleyi onardı ve faaliyetlerine burada devam etti. Talipleri akın akın ona koştu. Bir süre önce idam edilen Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin’in[7] oğlu da burada Şeyh Cüneyt’e kavuşan talipler arasındaydı. Gücü yeniden artınca şikâyetler yeniden başladı ve burayı da terk etti.

Halep şehrine yerleşen Şeyh Cüneyt, burada da rahat yüzü görmedi. Şikâyetler burada da devam etti. Şeyh Cüneyt, bu defa Karadeniz kıyılarına gitmek için yola çıktı. Çıkmadan önce “Beni isteyen Canik’te[8] bulsun” diyerek, dört yana haber yolladı.

Canik’te taliplerini etrafında topladı ve ilk defa askeri bir harekât için yola çıktı. Trabzon Rum İmparatorluğu’nu kuşattı. Birkaç başarılı hamleden sonra kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı. Çünkü Osmanlı ordusunun, Trabzon’u almak için yola çıktığı haberi ulaşmıştı.

Trabzon’u terk eden Şeyh Cüneyt ve müritleri, Hasankeyf’e gittiler. Orada Akkoyunlu Devletinin hükümdarı Uzun Hasan’ın davet mektubu Şeyh Cüneyt’e ulaştı. Uzun Hasan, Şeyh Cüneyt’i başkenti Diyarbakır’ın dışında atından inerek büyük bir saygı ile karşıladı. O dönemde hükümdarların misafirlerini şehir dışında ve atından inerek karşılaması, büyük bir saygı ifadesi idi.

Diyarbakır’da üç yıl kalan Şeyh Cüneyt, Uzun Hasan’ın kız kardeşi Hatice Begüm ile evlendi. Burada da boş durmadı ve bütün Akkoyunlu ülkesinde faaliyetlerini yürüttü. Her yere elçiler gönderdi. Binlerce yeni talip edindi. Büyük bir sistem kurdu. Saat gibi işleyen bir yapı meydana getirdi. Büyük iş başardı.

Güçlendiğini hissedince tarikatının başına geçmek istedi. Bu nedenle Erdebil’e doğru yola koyuldu. Amcası Şeyh Cafer ile Karakoyunlu Cihanşah’ın baskıları sonucunda Erdebil’i ikinci kere terk etmek zorunda kaldı.

Taliplerinden kurduğu bir ordu ile Şirvan üzerinde yürüdü ve Tabarsaban Çerkezlerine karşı savaşa gitti. Giriştiği savaşta bir ok ile hayatını kaybetti (1460).

 

[1] Doğumu: 1252 Erdebil-Vefatı: 12 Eylül1334 Erdebil.

[2] Günümüzde İran Azerbaycan’ında şehir.

[3] On İki İmam’ın sekizincisi.

[4] O dönemde dünyanın sadece Asya, Afrika ve Avrupa’dan ibaret olduğu sanılıyordu. Amerika ve Avustralya keşfedildikten sonra bu iki kıtaya Yeni Dünya, Asya, Afrika ve Avrupa’ya ise Yeni Dünya denilmeye başlandı.

[5] Kabaca bugünkü Rusya.

[6] Haçlı Seferleri, İslam ülkelerine Avrupalı Hıristiyanların yaptığı seferlerdir.

[7] Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin:

[8] Canik: Samsun’un eski adıdır.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI