Reklam
Reklam
Alevilikte Neden Eşikte Durulmaz?


Ali Rıza Özdemir
aliriza@orhuntv.com
 
 

 

Alevilikte eşiğe basmak ve oturmak, eşikte durmak uygun bulunmamıştır. Hatta başta türbeler olmak üzere, eşiğe basmadan kapıdan geçilmesi adettendir. Eşiğe basarak geçmek, erkâna aykırıdır.

***

Bu uygulamanın nedenleri hakkında şimdiye değin birçok açıklama yapılmıştır. İslam öncesi Türk inançları, bu köken tezleri arasında ağırlıklı bir yere sahip.

Öncelikle günümüze ulaşan tarihi malzeme, İslam öncesi Türk toplumunda eşiğe basmanın, eşikte durmanın, eşikte oturmanın yasak olduğunu gösteriyor. İnanışa göre; yeraltı tanrısı Erlik, demir başlı yedi oğlunu kapı eşiklerine nöbetçi bırakır. Yahut her evin/odanın koruyucu bir ruhu vardır ve bu ruhun yattığı yer, kapı eşiğidir. Bu koruyucu/iyi ruhlar, kötü ruhların eve/odaya girmesini engeller.

Türkiye ve çevre coğrafyada sadece Alevilerin değil, Sünni Türklerin de eşiği kutsal bilip, eşiğe basmaması ve eşiğe oturmaması bu iddiayı güçlendiriyor. Bugün Türk kökenli Sünnilerin birkaç nesil öncesinde Alevi olduğunu düşünsek bile, aynı uygulamanın bugün Orta Asya Türk toplumlarında değişik şekillerde görülmesi bu iddianın sağlam temellere oturduğunu gösteriyor.

Bunlarla ilgili folklorik malzeme halkbilimi çalışmalarında detayları ile anlatılmıştır; burada detaya lüzum görmüyoruz.

***

Alevilikte eşiğe verilen sembolik değer hakkında da bazı şeyler söylenmiştir. Mesela eşiğin “yol”a girişi temsil ettiği, eşiğe niyaz edildiği, dede ocaklarının eşiklerinin kutsal sayıldığı gibi hususlar, çokça dile getirilmiştir.

Bunların hepsi doğrudur ama fotoğrafın bütününü göstermemektedir.

İnanç açısından bakacak olursak; Alevilikte eşiğe verilen değer, Hz. Muhammed’in; “Ben ilim şehriyim. Ali de onun kapısıdır. İlim isteyen kapıya gelsin” buyruğuna dayanır. Tirmizi, Nesai gibi birçok hadis bilgini tarafından da kayda geçirilen bu hadis, birçok sembolik anlam taşımaktadır: İlmin şehre benzetilmesi, kapısı olması, şehre kapısından gelinmesi vb…

Alevilikte kapı/eşik ile sembolize edilen Hz. Ali’dir. Eşiğe verilen sembolik değer de, temelde bununla ilgilidir. Diğerleri ise ancak tali açıklamalardır.

Eşikte durmak, oturmak yolu kapatmaktır. İlim şehrine girilmesini engellemektir. Hidayete, kurtuluşa engel olmaktır. Hakka girmektir. Bu nedenle eşikte durmak, yolu kapatmak uygun görülmemiştir.

***

Diğer taraftan eşikte durmak; kararsızlığı, arada kalmayı, iradesizliği bazen de ikiyüzlülüğü ve hatta münafıklığı sembolize eder. Bütün bunlar, Alevi kişiliğine ters özelliklerdir.  Aleviler, tarih boyunca hakkın ve adaletin yılmaz savaşçısı olmuş, bu uğurda birçok bedel ödemiş örnek bir toplumdur.

Herkesin her sene dara durup görgüden geçtiği, hesapların sorulduğu, rızaların alındığı, meydanların “Elimde yoktur mizan terazi, herkes hakkına oldu mu razı?” sözleriyle yankılandığı bir iklimde, bundan başkası düşünülmesi mümkün de değil…

Ne yazık ki, eşikte durmanın yasak olduğunu unuttuğumuz gibi yukarıda saydığımız birçok güzelliği de unuttuk. Eşikte durmayı öğrendik ve eşikte kalmanın yarattığı bütün kötü özellikleri edinmeye başladık.

Bugün Alevi olduğunu söyleyip de eşikte duran, yolu kapatan, insanları ilim şehrinin kapısından çeviren ne çok kişi var, değil mi!

Alevilik alan Alevilik satan ama eşiklerimizi nefisleri, heva ve hevesleri, kibirleri, menfaatleri, ideolojileri, saplantıları ile kirletenler ne kadar da fazla…

“Rıza şehri” ülküsünden, “ilim şehri” ülküsünden geldiğimiz yer, ne yazık ki, burası!

Ya eşikte duranları eşikten uzaklaştıracağız yahut bu batakta çırpınmaya devam edeceğiz…





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI