Reklam
Reklam
"Süleyman Turan" da gitti!


Ahmet Haldun Terzioğlu
terzioglu@orhuntv.com
 
 

Geçen gün benim oğulla sohbet ediyorum. O, geçmişe dair sorular soruyor. Bazı yanlış bilgilerini düzelterek anlatıyorum. Ağırlıklı olarak siyaset... Erdoğan, Özal, Demirel, Başbuğ, 12 Mart ve Deniz Gezmiş'in asılması, Mahir Çayan, Amerikan ambargoları, Kıbrıs derken, birden durdum. "Vay be!" dedim. "Yaş yarım asırı geçince, ne çok olaya tanık olduğumuzu fark ettim. sizin tarih dediklerinizi, biz yaşadık. Hem de tam içinde. İşin tuhaf yanı, bildiğimiz doğruların bile sizlere yanlış anlatılması."

Doğrucu olmanın bir sıkıntısı da bu. Bildiğin olayı gazeteler, kitaplar, koca koca adamlar yanlış anlatıyor ve sen düzeltmekte zorlanıyorsun. 
Derken...
Bugün de basında Süleyman Turan'ın ölümünü okuyunca...
Bu kez duygusallık eklendi duygulara.
Sizi bilmem, ama ben öyle ünlü, adı çok duyulan, başrol oyuncularına pek kafayı takmazdım. Çoğu sahtekar, iki yüzlü, emek sömürücü adamlardı. Bugün adı çok bilinen, hatta milliyetçi sanılan Cüneyt Arkın, Barış Manço gibi tiplerin bile ne mal olduklarını yakından bildiğimiz için uzak tutardım etkilerini.
Genelde işi götüren, sinemayı çekilir kılan, karakter oyuncularına dikkat ederdim. Başrolde görünenler uyduruk rol taklitleri ile paraları götürürken, bu garibanlar asıl sanatı yapanlardı. 
Elbette anlayanlar, fark edenler için.
Süleyman Turan, emek olarak Türk sinemasına yağan bir değerdi. Enfes rol yapar, kaptığı en küçük rolü bile yüceltirdi. Onu bir başka izlerdim. O, bana bir başka gelirdi.
Bunun nedenini açıklayayım:
Yanılmıyorsam 7 yaşlarında, sinemanın siyah beyaz olduğu çağlarda, acunda Amerikan Kovboy filmleri furyası eserken, bizim taklitçi sinemamız da biraz da İtalyan Spagetti Western diye adlandırılan filmlerden etkilenerek, birbiri ardına taklit ürünler vermeye başlamıştı. O yaşımızda bize çekici gelen, kavgacı yapımızla, belimize naylon kovboy su tabancaları takarak özentimizi belli ettiğimiz bu filmleri kaçırmazdık. 
Kaçırmazdık, derken, öyle para verip bilet alarak sinemaya girmek gelmesin usunuza. Bizim çağın yoksul çocuklarının çoğu, sinemaya kaçak ve biletsiz girmenin bin bir yolunu bilirler, kapıdaki biletçiyi kandırıp içeri dalmayı başarırlardı. Bu konuda uzmanlardan biri sayılırdım. 
İşte, başrollerini Tamer Yiğit (Kendisi iyi Ülkücüdür. Kim ne derse desin, birileri korkudan MHP'nin kapısından geçmezken, sonradan üzerine binbir pislik atılmaya çalışılan bu yiğit, gidip MHP'ye üye olacak kadar korkusuz bir delikanlıydı. Cüneyt gibi çakma milliyetçi değildir. Neyse bu konuya çok kızıyorum. Hele birilerinin, bilmeden Cüneyt iltifatlarına, abartılarına. Ya Hu bilmiyorsanız, hiç olmazsa susun. Onca çağ geçmiş, susmuş, kaçmış, korkmuş, şimdi milliyetçi havalarında. Hadi ordan. Yiyen yer ama biz yemeyiz) Cüneyt Artık, milliyetçilikte Tamer Yiğit'in attığı tırnak olamaz. Ha bir de Salih Kırmızı. Bulut Aras... Adamları sırf Ülkücü oldukları için param parça ettiler. Bizimkiler de çakmalara alkış tutarlar.
Neyse!
İşte o çağda, yine bir kaçak girişler, Maskeli Beşler (Şu yeni gırgır filmle karışmasın) filmi ile tanıştım. Bir Western'de olması gereken her şey vardı, biraz abartılı ve kıytırık bir taklitle. Ama bizdendi. Duygusu, davranışları...
Kimler yoktu ki kovboy şapkası giyip rol kesmeyen!
Tamer Yiğit baş rolde, Yusuf Sezgin, Yılmaz Köksal, Yıldırım Gencer ve Süleyman Turan... Yanlarında da bir kızılderili...
Her birinin özelliği her birinin ayrı yeteneği vardı filmde. Diğerlerini saygı ile anıp, bugünün konusu olan Rahmetli Süleyman Turan'a dönelim.
İşte beni etkileyen ve kendisini tanıtan filmi buydu. Unutmuyorum, lakabı "Resim Çocuğu'ydu". Sürekli üzerinde taşıdığı, en zor anlarında çıkarıp baktığı, öpüp kokladığı bir kız resmine sevili olduğu için, o resimle dertleşip, konuştuğu için o adı almıştı. Kızın adı Rozita... Duygulu yüzü ve bakışları ile yer aldığı her sahneyi alıp götürüyordu. 
 
Bu film çok tuttu. Ardı geldi ve Maskeli Beşlerin Dönüşü, çevrildi. İlkini en az on kez izlediğimden, ikincisini de beğeneceğimi düşündüm ve hemen gittim. Elbette yine kaçak olarak. Ama bu filmi hiç sevmedim ve yalnızca bir kez izledim. Çünkü, Tamer Yiğit hariç, diğerleri ölüyordu. Elbette kahramanca savaşırken. Süleyman Turan'ın bir ölüm sahnesi vardı ki cebinde taşıdığı resim de Rozitası da kalbinden bir kurşun yemişti, unutulmazdı. 
Çağ bizim değildi. Konu bizim değildi. Ama kahramanlar bizimdi. 
Bu filmden sonra, hangi filmini izlesem, Süleyman Turan'ı ne zaman bir sahnede görsem, hemen fısıldarım, Resim Çocuğu diye. Çocukluk duygularıma yerleşmiş ve unutulmaz bir ad olmuş. 
Bugün, ölümünü duyduğumda da "Vah, Resim Çocuğu gitmiş" dedim seslice. Üzüldüm.
Aslında ölümün hiçliğini, önemli olanın iyi bir ad bırakmak olduğunu bildiğim için, Resim Çocuğu'nun bu lakabın çok üzerinde bir değer olduğunu bilerek, duygulandım. Yaşam böyleydi işte. Kimisi sahtekar değişimlerle alkışlanır, Resim Çocuğu gibi değerler de unutulmuş birer resim olarak kalırlar. 
Şimdi, aynı anda yayınlanan yüzlerce dizi var televizyonlarda. Belki daha kaliteli filmler yapılıyor, ama benim, o çocuk çağımdan beri Resim Çocuğu'nun hatırladığım gibi, bugünkü starları hatırlayan olacak mı, biliyorum. 
 
Unutulmak da güzeldir, hatırlanmak da.
Asıl güzeli er kişi olmaktır. 
Bir er kişi hatırlarsa yeter, bir tek güzel yürek.
Kalabalıklar, zaten yalancı!

Yarım asırı on yıl aşmış, talihli biri, hem doğruları iyi hatırlar hem de güzellikleri. 
Yazmaya, anlatmaya gelince, yalnızca doğruları ve olduğu gibi anlatmayı seçtiğim için çok mutluyum. Yaşadığıma değdi.




YORUMLAR
2 Yorum

Ozan Şakar
11-09-2019 23:49:00

Hocam siyaset tarihi ile ilgili kitaplar veya siyaseti daha iyi kavramamızı sağlayacak kitap önerileriniz nelerdir?

Yanıt: Yansız yazan kişi yok. O nedenle ne bulursanız okuyun. Her yandan okuyun. Yorumu kendiniz yapın. Bir kitap önersem, içindeki yanlışlara ortak olmuş olurum. O nedenle genelde kitap önermem. Ama kitap bulup sorarsanız, düşüncemi söylerim. Bugün, öylesine bilgi kirliliği var ki yanlışlar içinde iğne ile kuyu kazarak doğruları bulacaksınız. Bir de şu sosyal medya pisliği var. Her yandan yalan fışkırıyor. Sahte kahramanlar, anlamsız yere suçlananlar ya da yüceltilenler. Yıllardır doğruları yazarız, ama okuyan da olmaz. Budun yalana alışmış. Yapacak bir şey yok. 

 

Mustafa GEÇİLİ
10-09-2019 14:13:00

Hocam Sanatçılar aleminde ki bilgileri daha çok aktarsanız da bizde öğrensek.Biz yaş itibari ile biraz biliyoruz ama tabi sizin bilginiz yanında çok az ama genç nesil hiç bilmiyor en azından onlara anlatırız ki ülkücü sanatçılarımızı tanıtırız.

Yanıt: Kandaşım, onlarca kez yüzlerce kez yazdım. Bizim cenah laf anlamaz. Bir ezbere tutunut gider. Yok Barış Manço Başbuğ'z Yelesiz  Bozkurt olur mu demiş de yok Cüney Arkın Ülkücüymüş de...
Hiç okumazlar.
Eski dergileri eski gazeteri gözden geçirmezler. Bir sosyal medya ahmakları madalyası kazanmak için çabalar dururlar. Bileni de dinlemez, okumazlar. Ya Hu Barış Manço bizim bir tek gecemize katılmadı. Günümüze gelmedi. Bir konserinde bizim bebeler coşup "Bozkurt Barış" diye bağırdılar da "Ne Bozkurt'u? Ben siyasetten anlamam. Alın size Bozkurt" deyip sol yumuruğunu salladı. Cüneyt Arkın'ı bizimkiler, Güneş Ne zaman Doğacak filminde zorla, tehditle ve başka bir şeylerle oynattılar. Sonra tepki gelince solculara gidip, valla billa beni öldüreceklerdi, diye ağladı. Ne isterseniz yaparım, deyip, Maden filminde komünistlik yaptı. En avnatür filmlerinde bile korkudan sol sloganlar attı. 
Ama anlat anlat havaya.
Ahmaklığa devam.
Yapacak bir şey yok. Bu iş böyle sürecek. Uyuzlar kahraman, kahramanlar da sıfır olacak. 
Ülkücü Sanatçı mı soruyorsunuz?
Alın size Tamer Yiğit, Salih Kırmızı, Burhan Çaçan, İzzet Altınmeşe, Perihan Savaş, Bulut Aras, Öztürk Serengil,  

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI