Reklam
Reklam
Irk mı Kültür mü?


Ahmet Haldun Terzioğlu
terzioglu@orhuntv.com
 
 

 

Sözcük sıkıntısı da yaşadığımız, karşılık bulmakta zorlandığımız, bir sosyal ve tarihi gerçek olarak karşımıza çıkan adı, sahiplenip sahiplenme ya da ondan uzak durmak isteme duygusunu, tanımlamakta nasıl kolaycı olabiliriz ki? 

Adı ne olursa olsun, bir sosyal bütüne ait olmak duygusu ile ait olmama reddini, asırlardır süren bir sıkıntıyı, nasıl kızacık bir açıklama ile karşılayabiliriz ki?
Ya da saygı duyduğum bir profesör hocamın absürt yaklaşamı ile "Kişi Oğuz Kağan'dan bugüne vukuatlı nüfus kaydı çıkarsa, kendini Türk hissetmiyorsa, Türk değildir" anlamsız olgusuna nasıl ulaşabiliriz ki?
"Milliyet" ki Arapça'dan Türkçe olarak türettiğimiz ve tam karşılığı bugün bile öz dilciler tarafından bulunamamış bir sözcükle anlatılan duygu bütünlüğü, "Öyle bir anlamlar sarmaşığıdır ki onu öyle ucuz yaklaşımlarla açıklamaya kalkarsak, anlamını biz bile tam anlamamışız, anlamadan açıklamaya kalkmışız, ha biraz da ukalalık yapmışız, demektir."
"Milliyet, ırk, soy ve kan değildir. Kültürdür, hissetmektir" dersek, kendi kendimizi inkar etmiş, üstelik biyolojik ve sosyolojik gerçeklere de karşı çıkmışız demektir. Bunu açıklamak derdine düştüğümüzde de "Türk olarak doğan ama buna karşılık ben Türk değilim, diyen bir çok kişi var" diye inanılmaz bir yola başvurursak ve bunu toparlamak adına "Türk olarak doğmadığı halde, kendisini Türk olarak hisseden ve Türklük için çalışan" diye bir cümle savurursak, yine yanlış yapmış oluruz.
Bizdeki sorun büyüktür, anlamı çıkar bu çırpınmalardan. "Millet" ya da bunun karşılığı olarak Moğolcadan yüklendiğimiz "Ulus" saçma sapan bir açıklamaların yağmurunda kalır.
Bugün, Türk adının tarihe ne zaman ve nasıl girdiğini tartışıyoruz hâlâ. Hatta duygusal bir etki ile asla ilgili olmayan birçok sözcüğü "Türk" olarak anlamaya, karanlık çağlarda bile "Türk" yakalamaya çalışıyor kimileri. Peki, bunu yaparken kültür mü öncelleniyor yoksa ırk, soy ve kan mı? 
Elbette ırk, soy ve kan... Yoksa karanlık çağlarda ya da onun hemen sonrasında, kayıtlara geçen sözcükleri Türk yapma çabasında, bir kültür anlayışı olduğunu, bir hissetmek duygusu ile dolduğumuzu, kim söyleyebiliriz. Biz, ulaşabildiğimiz kadar tarihi geçmişte, kanıyla, canıyla, ırkıyla, soyuyla "Türk" bulmak istiyoruz. Irkımızın, soyumuzun, kanımızın, çok çok eski çağlarda, üstelik acunun her yerinde bulunması için çabalıyoruz. 
Hayır bu bir kültür, duygu ve hissetme araması değildir. Bu ırk ve kan aramasıdır. 
Bir başka açılım:
Bugün, Türklerin ataları hakkında bulgu elde etmek isteyenler, Türk salarları olduğunu düşündüğü salarları kazarak, genetik ve DNA özelliği ile ya da en azında dış görünüşü ile Türk bedeni aramaya çıkanlar, onların cansız bedenlerinin hislerini, duygularını ölçebiliyorlar mı? Bir adım öteye gidip, en önemli kültürel etkinlik olarak savaşlarda kullandığı silahları gözlemleme derdine düştüklerinde, hatta, ticaretle pek çok yerden gelme olasılığı bulunan eşyaları incelediklerinde, oradaki his ve duygu yoğunluğunu belirleyip, "Bu saların sahibi kendini Türk hissediyormuş, demek ki Türk'müş!" anlayışına sığınıyorlar mı?
Asla...
Daha salar açılır açılmaz bir ırk tespiti yoluna gidilir ve şu soru sorulur:
"Acaba bu beden hangi ırka ait?"
 
Evet, kurduğumuz imparatorluklar ve yaşadığımız din değişimleri bizi sıkıntılara soktu. Kendimizi değişik duyguların ve inançların bağlarında bulduk. Irk, san, can duygusunu ikincilleyip, duygu ve his karmaşası içinde çırpınırken, yönetimimiz altında bulunan budunlardan etkilendik. Kültür değişimine girdik. Dilimize sıkıntıya soktuk. 
Sonra, yeniden arayışlar içine girince de ister istemez soycul ve kancıl yaklaşımlarla bütünleştik. Tam bu sırada da aramıza karışan hatta yönetim seviyesine ulaşan birilerinin Türk olmadıkları kompleksi ile kültürel ve duygusal milliyetçilik açılımını geliştirdik. Üstelik içimize yerleşen, koparıp atamadığımız budunları da Türkleştirmeye çalıştık. 
Ama olmadı.
Kültür ve duygu milliyetçiliği yetmedi. 
O bir çağdı, geldi geçti. 
Aslında dün de bugün de milletler, aralarına girmek isteyen kişileri sordularlar. "Ben de sizdenim. Kendimi sizden hissediyorum" anlayışına karşı çıkarlar. Anlamsız da bulurlar.
"Sen benden farklısın. Kanın, soyun, ırkın başka. Nasıl benden olabilirsin ki?"
Bakın bunun ilk örneğini, Gök köklü Türklerin çağında bir kağan bile yaşamış. 
Kiymin Kağan...
Çin imparatoruna yalvarmış:
"Beni Çinli yap. Ben Çinli olmak istiyorum!"
Çin imparatoru bile şaşırmış.
"Senden Çinli olmaz."
Çok ısrar edince, ona bir Çin sarayı yaptırmış. Çin eşyaları ile döşemiş. Yanına Çinli hatununu vermiş ve "Al sana! Çinli olarak yaşa" demiş. Yine de "Sen Çinlisin" dememiş.
 
Yaşadığım bir olayı anlatarak, ırk, soy, kan ve kültür karmaşası ile yaşanan tuhaflığa bir örnek vermek isterim.
Yılı önemli değil, İngiltere'deyim. Rastlantısal olarak Dünya Kupası finalleri yaşanıyor. Futbol hastası İngilizler, finallerde oynayan İngiltere Milli Takımı'nı destekliyorlar. Sıradan bir futbol takımı taraftarı olmak başkadır, milli takım taraftarı olmak başkadır elbette. 
İngiltere bir maç kazandığında, Puplara dolarak yiyen, içen İngiliz taraftarlar arasında Hintlileri görmüş ve çok yadırgamıştım. "Size ne oluyor?" diye düşünmeden de edememiştim. Üstelik yanlarında onlarla birlikte sevinen İngilizlerde de benzer soğukluklar fark etmiştim.
İşte duygu!
Ama çok zaman duygu yetmiyor.
Bugün, Türkiye'den ya da acunun pek çok yerinden, kaçak yollarla Almanya'ya ulaşan bir mülteci, ne kadar "Ben Alman'ım! Alman olmak istiyorum. Kendimi Alman hissediyorum" dese de kabul etmez Almanlar. 
Hatta, karma budunlar ve ırklar kaması ABD'de de bile "Ben senden daha çok Amerikalıyım!" tavrı her zaman vardır. 
Yurtdışında yaşayan, yıllardır oranın vatandalı olmuş, hatta ora kişileri ile evlenip çocuk sahibi olmuş çok kişi ile görüştüm. En çok ettikleri söz "Bize ikinci sınıf muamelesi yapıyorlardı" olmuştur. 
 
Özetle, milliyet, millet, ulus artık ne diyorsanız, tanımını duygu ve hissetmekle karşılayamazsınız. Bugün, birileri "Ben Türk'üm" deyip aramıza girmiş olabilir ancak onların çocuklarının yarın asıllarına dönüp "Ben Türk değilim" diyecekleri büyük bir olasılık olarak karşımıza çıkacaktır, benzerleri geçmişte de yaşanmıştır.
 
Bakın, daha yeni bir "Soy kütüğü" olayı yaşadık. E Devlet, geriye dönük kayıtları açtı. 
Kişiler nasıl çılgınca davrandılar yakın geçmişleri olan bu kayıtları görmek için? Nasıl saldırdılar kayıtlara? Üstelik o kayıtlarda yabancı, el bir ad görmemek için de dua ettiler. Sıradan kayıtlardı oysa. O kayıtlarda adları geçenlerin kendilerini ne hissettiklerini hiç düşünmediler. Aman, soyuma, kanıma Ermeni, Rum karışmış olmasın, duygusuna kapıldılar.
Ha, bugün, birileri, bireysel olarak çıkıp, ben Türk soyundan gelmiyorum ama kendimi hepinizden daha fazla Türk hissediyorum, iddiasında bulunabilir. Bunu da kabul edebiliriz. 
Yine de şunu düşünürüz:
Zamanında, biz güçlü olduğumuzda, içimize girenler, bizimle yaşayanlar, bizdenmiş görünenler, nasıl ilk fırsatta bizi arkamızdan vurdularsa, bunun da yarın aynı hainliği yapmayacağı ne belli?
 
Evet, ırk, kan, soy, can inkar edilemez bir gerçekliktir.
Ki, Ulu Türk inancında, kan, candır. Kan her şeydir. 
Hadi biz de absürt düşünelim:
Bugün birilerinin kaydı Oğuz Kağan'a kadar uzansa, elinde de vukuatlı nüfus kayıt örneği olsa... Hain çıksa ve "Ben Türk değilim" dese, biz onun Türk olduğunu bilir, gerçeği görmesi ve adilikten vazgeçmesi için alkışa dururuz. Ama ona "Evet, sen Türk değilsin" demeyiz.
Yine biri, Ermeni ya da Rum aslını inkar edip "Ben Türk'üm" dese, susar ve bekleriz. Elbette hoşumuza gider ama yine de içimizden bir sesle "Ne alaka?" diye sesleniriz. 
Elbette kültür çok önemlidir. 
Daha düne kadar "Her Türk Müslüman olmalıdır" anlayışı daha bir egemendi bizim yanda. Hatta büyük Türk ülküsü için "Hedef Turan, rehber Kur'an" diye bile seslenmiştik. O devrin zorlaması içinde bu da bize normal gelmişti. 
Ama bugün...
Bir Macar çıkıp "Ben Turancıyım, çünkü Türk'üm" dediğinde, yüreğimizin yağları eriyor. Kendi içimizde kaldığımız çelişkiden bunalıyoruz. Turan için Kur'an'ın gerekmediği ortaya çıkıyor. Çünkü acunda pek çok dine inanan Türk budunlar var ve biz onları bir araya getirip Turan'ı kurmak istiyoruz. Şimdi onlar "Kur'an da nerden çıktı?" derse, "Siz hemen Müslüman olacaksınız" zorlamasına mı gideceğiz?
 
Sonuç:
Açıklamak istediğim konu, millet milliyet, ulus vs. gibi sosyal konularda, kural koymak, absürt yaklaşımlarla sonuca ulaşmak, hatta alaycı konuşarak durumu küçümsemeye zorlamak, tek çözümlerle sonuç almak mümkün değildir.
Türklük, ırktır, soydur, kandır, candır, dildir, tarihtir, töredir, kültürdür, hissetmektir, duygudur...
Hepsidir!
Çoğunu taşımak yeterlidir!
Ama Türklük "Duygudur, hissetmektir. Bunlar yeter!" derseniz olmaz!
Evet, Ulu Atatürk "Ne mutlu Türk'üm diyene!" derken, zamanın gereğince bütünleştirici olmaya çalışmıştır ancak bir yandan da "Türk olduğunu haykır. Türk olduğunu söyle ve mutlu ol" anlamında da etmiştir bu sözü. 
"Türklüğünle övün!"
Hayır, ırkçı değilim. Asla da olmam. Irkçılık yabancı bir kavramdır ve bizim törenize uymaz. Irkçılar, kendi ırklarını üstün görme seçkisi içinde başka budunları küçümseme ve yok etme derdine düşerler. Türk'ün tarih boyunca hiç böyle bir derdi olmamıştır. "Ben Türk'üm, sizi yönetmeye geldim" yakınlaşmasında kalmıştır millet duygusu ve anlayışı. Hatta "26 Budun aldım, hepsini Hun yaptım" diye Ulu Mete Tanhu da, onları bayrağı altına alıp, kendi milleti içinde tuttuğunu, ayırım yapmadığını, yargulu yöneteceğini, dillendirmiştir.
Seviyeli bir acun yaklaşımı içinde Türk tarihi ırkçılığı reddetmiştir ama Türk de kendi ırkını, soyunu, kanını, sevmekle yükümlüdür.
 
Kafanız karıştıysa, soy kütüğünüzü görme ve olabildiğince geriye doğru Türk kanı taşıdığınızı düşünmeye çalışın. 
Ama yanlışlıkla da olsa araya bir ermen ulu ana girdiyse, onun da "Ben Türk oldum" hassasiyeti göstermesi dileği ile kendinizi avutun.
Başka ne diyeyim?




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI