Reklam
Reklam
Dua (Alkış) nedir?


Ahmet Haldun Terzioğlu
terzioglu@orhuntv.com
 
 

Evren, çözülmeye çalışılan bir bilinmezler kalabalığı...

Her yeni bulunanın ardından, bin yeni bulunmaz çıkıyor ortaya. Bilim, çözmek için uğraşıp duruyor. Ancak hepsini çözemeyecek. Çözdükleri ile yetinecek.
 
Evren, çok büyük bir enerji bütünü. Enerji dediğimizde, bu, sıradan, acun enerjileri ile ilgisi olan bir enerji değil. Başka bir tanım bulamadığımız için enerji diyoruz. 
Yaratıcısının büyüklüğünü ortaya koyan bir enerji. Ulaşılmaz bir güç...
...ve dua, alkış, bu kutlu enerji içinde önemli bir adım. Bu enerjiden yararlanmanın yolu!

Aslında, evren alkış üzerine dönmekte, desek, yanlış olmaz.
Alkış olmazsa, evren olmaz.
 
Biz Türkler, yaradana Tanrı deriz.
Ulu Türkler, geçmişte, onun yerini, ulaşılmazlıkla eşdeğer tutmak adına, Gök'te bilirlerdi. Bugün, inancımız bize Tanrı'nın bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu, her yerde olduğunu söylüyor. Böylece Gök'te olduğu da bir gerçek olarak ortaya çıkıyor.
Güçlü ulu Türk inancı, böylece doğrular üzerinden egemenlik yürüttüğünü kanıtlıyor. 
 
Allah, Rab, Hak ve Tanrı'nın doksan dokuz adı, aynı anlamda ve güçte etki eder Türk'ün üzerinde. Türk, yaradanı sever. Yaradan da Türk'ü sever.
Bu sevgi var eder ve koruru Türk'ü.
Tanrı belki de, Türk'e gönderdiği, kutlu bir Türk yalavaçın hatırı için sever Türk'ü.
 
Tanrı, kişioğullarına, gerektiğince yalavaç ve kitap göndermiştir. Nerede gerek varsa, oraya... Bu yalavaçlar, çağa uygun öğretilerini hizmete sunarlarken, kitaplar da tamamlayıcı ve açıklayıcı olmuşlardır. 
Son yalavaç ve son kitap gelmiştir inancımızca. Görev tamamlanmıştır. 
 
Kesin değildir ancak Tanrı'nın Türklere de yalavaç gönderdiği düşünülmektedir ki bu yalavaç savaşçı bir yalavaç olmalıdır. İyi ata binen, iyi yay kullanan, güçlü, korkusuz... Tanrı'yı çok seven bir Türk yalavaç. Türk'e acunu yönetmeyi anlatan bir Türk yalavaç.
 
Tanrı ile yalavacı arasında bir vahiy yani bağlantı köprüsü kurulur. Aracılı ya da aracısız, yalavacı ile konuşur, ona buyruklarını iletir Tanrı. 
Bu konu çok ama çok önemlidir. Yalavaçların sıradan kişioğulları olmadığı, yaratılıştan, doğumdan, bazı artı özellikler taşıdığı ve hep aynı soyun üyesi oldukları açıktır. 
Bunu da şu şekilde anlatabilirim:
İlk yalavaçtan itibaren, ki bu topraktan yaratılan ilk kişioğludur aynı zamanda. Ki cennette yaratılan tek kişioğludur ve yalavaçların üstünlükleri ilk atanın cennette yaratılmasından gelmektedir. 
Cennete yaratılmak bir özelliktir ve bu özellik ilk yaşavaç tarafından acuna taşınmıştır.

Yalavaç soyuna, vahyi yani Tanrı ile iletişimi sağlayan bir gen yüklenmiş olmalıdır. Cennette...
Bu gen, ulu yolların açılmasını, engellerin ortadan kalkamasını, apayrı, eşsiz, benzersiz bir iletişim ağının parçası olmasını sağlayan bir gendir.
Peygamberler erkek cinsi üzerinden ilerlediğine göre, yalavaç geni diyebileceğimiz iletişim geni, Tanrı ile konuşma, görüşme, anlaşma geni, öylesine özel bir frekanstadır ki öylesine ayrı bir yol ve yöntem tarşı ki yalnızca o geni taşıyanların yalavaçlık orununu almasını sağlamaktadır. 
Yaşavaçlık, yaşavaç genini taşımayı zorunlu kılmıştır.
 
İlk yalavaçtan son yalavaça bu gen başarı ile görevini yapmış, son yalavaçın oğulları yaşamayarak, bu gene ve dolayısıyla yalavaçlık soyunun sürmesine gerek bırakılmamıştır Tanrı tarafından. 
Bu ayrı bir konu.
Daha sonra daha geniş anlatırız. 
Asıl konumuza dönelim.
 
Tanrı'nın bütün buyrukları, kitaplarında buyurdukları, hep alkıştır. Alkışlar, sonsuz yaratıcı enerjiyi, Tanrı'nın gücünü sonsuzlaştıran ve sıradan kişilerin de tek yanlı iletişimine yol açan seslenmelerdir.
 
Tanrı, alkış edeni duyar. Duyması için, biraz seslice söylenmesi daha iyi olur. 
Evet, alkış eden, kendi sesini duyacak kadar yüksek sesle etmelidir alkışını. Bu durum, hem söylenenlerin kayda geçmesi hem de ses olarak sürekli kalması, yok olmaması için kaçınılmazdır. 
 
Evet, acun, aynı zamanda sonsuz güçte kayıt yeteneğinde bir enerji de taşır. Bu enerji, etkileşimli ve çok yönlüdür. Süreklidir. Kaynağı Tanrı'dır.
Her söz, her eylem mutlaka kayıt altındadır. 
Anlaması zor ama gerçek bu!
Ne sesler ne de eylemler silinmez. İşte sözünü ettiğimiz Tanrısal enerji, sonsuz kayıt gücünün de kaynağıdır.
 
Şöyle bir örnek vereyim:
Hani anlaşılması adına, kişioğullarının sağ ve sol omuzları üzerinde birer melek olduğu, her yapılanı ve söyleneni yazdıkları inancı vardır ya, aslında, bu inanç da Tanrısal kayıt özelliğinin kanıtlarındandır. Melek yerine birer çip bu işi rahatlıkla görür ki Melek tanımı daha hoş olduğu ve açıklaması kolay olduğu için böyle bir sunum öncellenmiştir. 
Namaz bitimlerinde, sağa ve sola selam vermenin bir anlamı da kayıta yüzümüzü göstermektir.
Bunu bilen biri olarak, selam verirken, gülümsemeninizi, namazdan mutlu olduğunuzu göstermenizi öneririm. 
Ha, zaten namaz da bir alkıştır. Eşsiz bir alkış. 
 
Gelelim, dilek alkışlarına.
 
Önce şunu özellikle belirtelim: Tanrı dosttur. Her zaman her durumda dosttur. 
Alkış da bir dosttan istemek anlamındadır ki bu dosta yakarmak ayrı bir yönelimken, doğrudan istemenin anlamı bence daha değerlidir. 
Öneririm, Tanrı!dan doğrudan isteyiniz ne isteyecekseniz. Sakın ha, aracı kullanmayınız.
 
Tasavvufun, teklik, çokluk, anlatısı üzerinden, hepimiz, Tanrı'dan bir parça olduğumuza göre, gelişimiz Tanrı'dan, tinimiz Tanrı'dan, dönüşümüz de Tanrı'ya olacağına göre, Tanrı da Türkçeyi yaratan olduğuna ve Türkçe bildiğine göre, ona Arapça ya da Farsça, bir nevi bilgiçlik taslayarak alkış etmek gereksizdir.
Öncellemek size aittir. Yani bu işin yasağı olmaz ama kişi kendi dilinde alkış ederse, daha düzgün konuşur ve ister. Derdini daha iyi anlatır. Alkış için Arapça, Farsça zorlamaların, alkış ezberlemelerin anlamı yoktur. Her yerde ve durumda, tapınmanın değişmez gereklerini yerine getirirken yaradanın bize layık gördüğü dili kullanmak asıl olması gerekendir. 
 
Alkışın, bir şekli, bir duruşu, bir zamanı olmaz. Her yerde, her durumda, her şekilde, otururken, yürürken hatta yatarken bile alkış edilebilir. Elleri açmak, birbirine yapıştırmak falan birer estetik gösteridir. Üstelik Şaman alkışının benzeridir. Ha, Şaman alkış ederken bir elinin içini güne, diğerini de aya çevirir, oradan aldığını düşündüğü ışığı ve gücü yüzüne sürerdi. Şimdi bizler, biraz daha aşağıda tutuyor ve Gök'e yöenltiyoruz avuçlarımızı.

Alkış edin dilediğinizce ancak biraz seslice olsun ki kayda geçsin. Duyulsun. Sesler yaratılsın ve ölmesin. 
Yürekten de alkış olur. Dudak kıpırtısında da. Ancak en doğrusu sesli alkıştır.
 
Dileyin.
Dileyene vereceğim, diyen bir Tanrı, elbette sizi de duyacaktır. 
Ancak, söz kalabalığı ile asıl söylemek istediğinizi gizlemeyin. İşi karışık etmeyin. Ne isteyecekseniz, açıkça, adres vererek, nokta atışı ile isteyin. Net ve kesin olun. İnandırıcı olun. 
"Tanrı'm bana sağlık ver!"
Bitti.
Bu sözü, uzatmanın, süslemenin, dilencilik düzeyine çekmenin, başka diller kullanmanın hiçbir gereği ve anlamı yoktur.
Örnek:
Abdest alırken edilen alkışların anlamı, yıkanarak temizlenen uzuvlarınızın, cehennem odundan uzak tutulmasını dilemektir. O kalabalık Arapça söz yığınlarının özü budur.
Kolları yıkarken,
"Tanrı'm kollarımı cehennem odundan uzak tut!" 
Bitti. 
"Tanrı'm buyruğunca, yıkadığım yüzümü cehennemde yakma!"
Bitti.
 
Alkış, iletişim geni taşımayan sıradan bizim gibi kişilerin, Ulu Tanrı ile tek yönlü, tek iletişim yöntemimizdir. Bu yöntemi uscul kullananlar hep kazanmışlardır. İstemeyi bilene alabildiğince büyük varsıllıkları verecek, sözünü tutan bir Tanrı'mız varken, tek Tanrı'mız varken, istemeyi bilmeyerek, taklit alkışlarında boğulduğunuzda, Tanrı neden benim istediğimi vermez ki, sorusuna hakkınız yoktur. 
 
İçten, kesin, net, inanarak edilen alkışların hepsi yerini ve karşılığını bulur. 
 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI