Reklam
Reklam


Tarikat’a Nasıl Şeyh Oldu!
Bilindik bir sahtekarlık hikayesi...

Tarikat’a Nasıl Şeyh Oldu!
+ -

Kazım BALABAN yazdı…

1986 Sonbaharında Viyana’ya, Yavuz ve Kemal (isimler tarafımdan değiştirildi) iki öğrenci geldi. Türkiye’de Üniversitede okurken tanışan ve birbirleri ile iyi anlaşan arkadaşlardır. Viyana’ya gelince beraber bir ev tuttular. Çalışmaya, gezmeye, eğlenmeye, okumaya her yere beraber gidiyorlardı. Adeta ayrılmaz ikili gibiydiler. Siyasal olarak Marksist dünya görüşleri vardı. Hatta bir dönem kendi görüşlerine yakın bazı derneklerde çalıştılar. Her ikisi de Sünni inançlı ailelerden geliyordu. Öğrencilerden Kemal’in babası Cami imamı olmasına rağmen Din onlar için hiç bir anlam ifade etmeyen bir alandı. Zira her ikisi de Ateistti. Kemal sakin bir genç iken Yavuz daha farklı, arada bir öngörülemez davranış sergileyen, arkadaşları içinde ÇATLAK diye tabir edilen bir kişiydi. 
Bu öğrencilerin her ikisini de iyi tanıyordum ve o dönem yakın arkadaşlarım arasındaydılar. 
Bir gün Yavuz, arkadaşı Kemal’e dönerek şöyle der. 
(Kemal’in ağzından anlatıyorum) 
-Biz kaç senedir buralarda sürünüyoruz, ama bir baltaya sap olamadık. Gel başka bir alana bakalım.
-Ne iş yapacağız?
-Türkiye’ye dönelim, orada iyi iş yaparız.
-Ne işi yapacağız?
-Türkiye’de halk salak oğlum. Bir Tarikata gireriz. Bir birimize destek oluruz ve kısa zamanda acayip vurgun vururuz. 
-Lan oğlum biz Ateistiz. Ne Tarikatı? Hadi babam Cami hocasıydı ben ondan biraz din öğrendim. Sen tam mal adamsın. Ne anlarsın dinden? Ne halt edeceğiz?.
-Sen salaksın oğlum. Ne dini lan. Baksana, halkı dolandıranların çoğu Lise mezunu bile değil. Biz ise Üniversite bitirmişiz. Onlar malı götürüyorsa, biz çok daha rahat götürürüz.
-Oğlum deli misin, bu işi bize bırakırlar mı? Orası kurtlar sofrası. Bir sürü çakal var. Bize iş düşmez. Ayrıca da biz solcuyuz, bize yakışmaz.
-Lan oğlum dünyayı sen mi düzelteceksin? Sen yemezsen başkası yer. Hiç çalışmaya gerek yok. Başkaları senin için çalışır. Birkaç sene sonra para, kadın, siyasetçi. Hepsi kendi ayakları ile bize gelirler.
-Yok. Ben bu işi yapamam. Bana yakışmaz. Ben sahtekârlık yapamam.
-Valla sen bilirsin. Ben gidiyorum ve göreceksin, köşeyi döneceğim.
***
Yavuz eşyalarını toplar ve 1993 veya 1994’de İstanbul’a döner. Kemal ise burada kalır. 
Aradan yaklaşık 15 - 16 sene geçti. Kemal ile tesadüfen karşılaştık. Oturup kahve içtik ve biraz sohbet ettik. Eski günleri konuştuk. Laf lafı açtı. Birden eski arkadaşı Yavuz’u hatırladım ve kendisine sordum.
-Yahu Kemal, siz Yavuz’la adeta yapışık ikiz idiniz. Hep beraber geziyordunuz. Ne oldu ona? Nerde yaşıyor.
Kemal gülerek yukarıdaki hikayeyi anlatarak cevap veriyor.
-Yavuz ile arada telefonlaşıyoruz. Geçen sene telefon açtım. İstanbul’a geliyorum. Seni de görmek isterim dedim. Gel dedi. Gittim gördüm ki bizim Yavuz bir tarikata girmiş ve orada Şeyh olmuş. Abi adamı el üstünde tutuyorlar. Bir sürü müridi var. Etrafındakiler o kadar salak ki bizim Yavuz’a avuç avuç para döküyorlar. Paraları artık o saymıyor. Huri gibi kadınlar, her birinin bir derdi var, bizimkinin tezgâhından geçiyorlar. 
-Eeee
-Sakal bırakmış, acayip bir kılığa girmiş. Entari gibi birşey giymiş. Anlayacağın istediği her şeyi var.
-Seni nasıl karşıladı?
-Çok iyi karşıladı. Müritler yanında beni epeyce övdü. Herkes gittikten sonra baş başa kaldık. ‘’Lan oğlum bu ne hal? Ne kılığa girmişsin?’’ dedim.
-Sen bu hakkı kaybettin. Beni dinleyip gelseydin, beraber sırt sırta verir, her ikimiz de tarikatta çok iyi durumda olurduk. Ama bak kendin gördün. Bu işte gelecek var. Şimdi teklifi tekrar yapıyorum ama bu sefer aynı şartlarda değil. İstersen benim yardımcım olacaksın. Bol bol beni öveceksin. Kanatlanıp uçtuğumu, rüyalarımın doğru çıktığını, çocuğu olmayan kaç kadına çocuk doğurduğunu, söylediklerimin hep çıktığını, itiraz edenlerin çarpıldığını, eğrildiğini, yamulduklarını falan söyleyeceksin. İstersen burada sana da ekmek var. 
-Lan oğlum, sen manyak mısın? Ben inanmadığım bir şeyi nasıl söylerim? Sen beni dolandırıcı mı yapacaksın?
-Valla sen bilirsin. Kafayı çalıştır, sen çalışma, başkaları sana çalışsın. 
****
Bu yazdıklarımın hikaye olduğunu düşünenler çıkabilir. Bilmenizi isterim ki bu bir hikaye değil maalesef gerçek bir dolandırıcılık hikayesi. Gene bilmenizi isterim ki din bezirgânlarının neredeyse tamamı en az bu Ateist arkadaş kadar dinden uzaktır ve bu alanı sadece RANT olarak görürler. 
Ve ülkemiz giderek artan Cami inşaatı, artan Kuran Kursları, dolandırıcı Tarikat yuvaları, Devlet içinde devlet hali, soygunlar dehlizinde yaşananlardan ders çıkarmadan dolu dizgin gidiyor. Ve halkımızın diğer bir bölümü de gidişattan rahatsız olarak etrafındakileri daha duyarlı olmaya davet ediyor.
Muhabbetlerimle






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI