Reklam
Reklam


Ehli Beyt, İslam’ı Yok Olmaktan Kaç Defa Kurtardı?
Kazım Balaban / Viyana

Ehli Beyt, İslam’ı Yok Olmaktan Kaç Defa Kurtardı?
+ -

Konu başlığında her ne kadar ‘’İslamı yok olmaktan kurtarmak’’ ibaresini koymuş olsak da bunun doğru tanımının ‘’İslamı kaç defa tamamen bozulmaktan veya tamamen amacından uzaklaşmaktan kurtarmak’’ şeklinde algılanması daha doğru olacaktır.

Allah bir Peygamber ve Kutsal kitap göndermiş ise elbette bu dinin doğru tebliğ edilmesi (anlatılması / aktarılması) konusunda araçlar da sunacaktır.

Hz. Ali ve diğer Ehli Beyt üyeleri bu dinin doğru tebliğ edilmesinde Hz. Peygamber’e yardımcı olan ve daha sonra da yaşamasını sağlayan kişilerdir.

İslam’ın amacından sapmadan doğru anlaşılması ve yaşanması başta Hz. Ali olmak üzere Ehli Beyt, 12 İmamlar, evliyalar ve onların çevrelerinde yer alan mümin insanlar sayesindedir.

***

Bu noktada Peygamberimizin sevgili eşi Hz. Hatice ilk başlarda çok önemli misyon üstlenmiştir.

İslam’a ve Hz. Muhammed’e sürekli çatan, onu şehvetine düşkün, dokuz yaşında bir çocukla (Ayşe) evlenen biri olduğunu sistematik olarak söyleyenler, o hazrete iftira atanlar önce şunu bilmek zorundalar.

Evlendiklerinde Hz. Hatice 40, Hz. Muhammed’de 25 yaşlarındadırlar.

Şehvet düşkünü olan kişi neden kendisinden 15 yaş büyük bir kadınla evlensin?

Burada da şu cevabı veriyorlar: Hatice zengin ve ticaret ile uğraşan bir kadındı. Muhammed’i işlerini takip etmesi için kervanlarının başına atamış ve Muhammed bu sayede zengin bir kadınla evlenmiştir.

İfadenin bu şekilde anlatılması doğrudur ama mantığı yanlıştır. Çünkü eğer Hz. Muhammed’in amacı zengin bir kadın ile evlenmek olsaydı bu evlilikten sonra sahip olduğu varlık içinde yaşardı. Hatta Mekkeli müşrikler, ona kadın, para ve mevki teklif ettiklerinde bunları reddetmez, keyfine bakardı.

Halbuki Hz. Muhammed evlilik sonucu elde ettiği varlığı sürekli yoksullarla paylaşmış ve bu varlık kısa sürede tükenmiştir.

Hz. Muhammed 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç ettiğinde yoksul bir insandı.

Hz. Hatice’den evlilik yolu ile elde ettiği varlık tükenmiş, kendisi yoksul duruma düşmüştü.

Dolayısıyla Hz. Muhammed’in zengin olmak için Hz. Hatice ile evlendiği iddiası mantıklı bir zemine oturmamaktadır.

***

Doğrusu şöyledir: Hz. Hatice temiz kalpli, mümin bir kadındır.

Peygamber, onunla evlendikten sonra elde ettiği serveti İslam uğruna ve yoksullarla paylaşmasında ona destek olmuş, her türlü zorlukta Hz. Peygamberin yanında yer almış fedakâr bir kadındır.

İlk müslüman olanlardandır.

Bu özelliğinden dolayı Alevi /Bektaşiler bütün dua ve Gülbanklarda onun da ismini saygı ile anarlar.

Dolayısı ile İslamın gelişmesine en büyük destek ilk başlarda Hz. Hatice’dir.

***

Mekke’liler kendisini öldüreceği kararı alınca Hz. Muhammed 622’de Mekke’den Medine’ye göç etmek zorunda kaldı.

Mekke’lileri oyalaması için evinde ve yatağında birinin kalması gerekiyordu.

Hz. Ali bu görevi üstlendi ve hicret sırasında Peygamberin şehirden sessizce çıkıp gitmesine ve yolda epeyce menzil almasına yardımcı oldu.

Peygamber o gece şehit edilseydi İslam daha baştan yok olurdu.

Hicret sonrası Medine’de diğer kabilelerle adına “Rıza Şehri Beyannamesi” dediğimiz ve her kabilenin barış içinde eşit şart ve haklara sahip olmasını sağlayan ‘’Medine Vesikası’’ imzalandı.

Bu anlaşma ile Hz. Muhammed’in etrafında büyük bir güç oluştu. Alevi /Bektaşi şairlerin nefeslerinde yer verdikleri ‘’... okuyan Muhammed, yazan Ali’dir...’’ dizelerinde anlatıldığı gibi İslam heyetinde yer alan Hz. Ali bu anlaşmayı kaleme almıştır.

Bu anlaşma sağlanmasaydı İslam bir güç olamazdı.

***

Mekke’liler 624’de Medine üzerine Bedir savaşı başlattılar.

Savaş meydanına 3 Mekke’li savaşçı çıkarak Medine’lilerden 3 rakip savaşçı istemişlerdir.

Karşılarına çıkan 3 Medine’li savaşçıyı ‘’Bizim sizinle davamız yok’’ diyerek kabul etmemiş ve Hicret edenlerden istemişlerdir.

Hicret edenlerden Hz. Muhammed’in amcası Hz. Hamza, yeğeni Hz. Ubeyde ve Hz. Ali öne çıkarak Mekke’li rakiplerini saf dışı etmişlerdir.

Mekke ordusu hem sayıca, hem teçhizat olarak Medine’lilerden kat kat üstündür.

Bu 3 yiğidin rakiplerini saf dışı etmeleri ile Mekke tarafında bozgun, Medine tarafında ise büyük moral üstünlüğü sağlandı.

Savaşı Hz. Muhammed taraftarları kazandılar.

Bu kahramanlık sayesinde boğulmak istenen İslam kurtulmuş oldu.

***

Mekke’liler 625’de Medine üzerine Uhud savaşı başlattılar.

Savaşta üstünlük Medine’liler tarafında iken peygamberin kesin emirlerine uymayan okçular mevzilerini terke edince Mekke süvarileri arkadan dolaşıp Hz. Muhammed’i çembere aldılar.

Peygamberin amcası Hz. Hamza şehit düştü.

Yetiş Ya Ali!” diye seslenen Hz. Muhammed yaralanıp bir çukura düştü.

Müslümanlar kendini ona siper edindiler.

Peygamber tarafından kendisine hediye edilen Zülfikar adlı kılıcı ile Haydar-ı Kerrar (döne döne savaşan) Hz. Ali büyük kahramanlıklar göstererek Peygamberi hafif yaralı kurtardı.

Peygamber o sırada ‘’La Feta illa Ali, la seyfe illa Zülfikâr’’ (Ali’den üstün yiğit, Zülfikârdan üstün kılıç yoktur) dedi.

Darda kalanların imdadına kavuşan Hz. Ali olmasaydı İslamın durumu felaket olurdu.

O gün, bu gündür Alevi /Bektaşiler hem Zülfikâr simgesini taşır oldular, hem de İmam’ı Dar’da olanların imdadına yetişen bir kurtarıcı olarak telaffuz eder oldular.

***

Hz. Peygamber 23 Şubat 632’de Gadirhum’da ‘’Veda Hutbesi’’ okudu ve artık Peygamber olarak tebliğ görevinin tamamlandığını açıkladı.

Hz. Ali’yi İslam topluluğuna vasi, vekil, İmam olarak tanıttı.

Ancak 8 Haziran 632’de Hakk’a yürüyünce (vefat) Ebu Bekir ve Ömer başta olmak üzere cenaze ile ilgilenmeyip kim Halife olacak, kim komutan veya Vali olacak diye makam ve mevkii peşine düştüler.

Cenazeyi Hz. Ali ve toplamı 17 kişi olan bir cemaat kaldırdı (17 Kemerbestler).

Eğer Hz. Ali’de onlar gibi cenazeyi ortada bırakıp hakkı olmasına rağmen Halifelik peşinde koşmuş olsaydı diğerlerinden bir farkı kalmayacak İslamın manevi ruhu tamamen yok olacaktı. 

İslam toplumu bu cenaze olayı ile tamamen bölündü.

Eğer bugün irfan yönü güçlü bir damar olarak İslam içinde halen devam ediyor ise bu Hz. Ali’nin sağduyusu sayesindedir.

***

Peygamberden sonra Hilafet makamına gelen ilk 3 Halife döneminde İslamın manevi yönü çok yara aldı ve bozuldu.

Mısır’dan gelen isyancılar, Hz. Ali’nin bütün uyarılarına rağmen Halife Osman’ı öldürdüler.

Halkın ısrarı ile Hz. Ali’yi halife oldu.

Hz. Ali Halife olunca Valilere gönderdiği talimatlarla İslamın manevi yanının tekrar canlanmasına sebep oldu.

Basra Valisine ve özellikle Mısır Valisi Malik bin Eşter’e gönderdiği mektuplar bugün bile şaheser durumundadır.

Her insanın çerçeveletip evine asması ve erdeminden yararlanması gereken bu mektupların kitap haline ‘’Nehcü'l- Belâğa’’ getirilmesi ile İslam dünyasında büyük bir kültür ve erdem patlaması yaşandı.

Hz. Ali’nin büyük önem verdiği ahlâk, adalet, sevgi, paylaşım, yoksulu gözetmek gibi erdemler bu sayede İslam dünyasında tasavvuf erki içinde büyük kabul görmeye devam etmektedir.

İslamın manevi yönünün yaşanması Hz. Ali sayesindedir.

***

Gerek Muaviye ile yaşanan Sıffeyn ve gerekse Ayşe ile yaşanan Cemel savaşlarında Hz. Ali adaletten asla ayrılmadı.

Karşıtlarına adil davrandı.

Müslümanlar arasında kan dökülmemesi için oldukça büyük çaba sarf etti.

Cemel isyanını bastırdı ve Ayşe’ye ceza vermeyerek onu evine gönderdi.

Hacı Bektaş Veli’nin veciz sözlerinden ‘’Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız’’ sözü Hz. Ali’nin adalet anlayışından alınmadır.

***

Hz. Ali’nin şehadetinden sonra İmam Hasan ile Muaviye arasında savaşlar meydana geldi.

Müslüman kanının daha fazla dökülmesine razı olmayan Hz. Hasan bir anlaşma ile Hilafeti Muaviye’ye devr etti.

Ahlaklı bir insanın makam ve mevki peşinde olamayacağına dair güzel bir örnek gösterdi.

İnsanlar Hakk’ın huzuruna çıktıklarında soy, sop, mevki ve makam ile değil amelleri ile sorguya çekileceklerine dair örnek tavır sergiledi.

***

Eğer Hz. Hüseyin kendini ailesi ile birlikte Yezid  zulmüne karşı feda etmeseydi İslam tamamen silinir giderdi.

Hz. Hüseyin İslam için kendini kurban eyledi.

Bütün aile ferdleri ile beraber canlarını vererek zalim Yezid iktidarına karşı direnmenin önemini gösterdiler.

Yezid ismi zalim kavramı ile eşanlamlı olarak anılmaya başlandı.

1400 yıldır insanlar Yezid’e lanet okuyarak onun şahsında zulüm ve haksızlığa cephe almaktadır.

Bugün dünyada Hüseyin’in soyundan olduğunu övünerek iddia eden milyonlarca kişi var ama Yezid’in torunu olmakla övünen kimse yoktur.

Kerbela Vakası ile İslam toplumunun silkelenip kendine gelmesi sağlanmıştır.

Bunun öncüsü Hz. Hüseyin bu sayede İslamın yok olmasına engel olmuştur.

***

Kerbelâ Vakasından sonra Ehli Beyt taraftarları çoğaldı ve canlandılar.

Fakat aralarında bir birlik yoktu.

Bu soydan gelen çok sayıda kişi farklı farklı medotlarla etrafında insanlar topluyor ve farklı amaçlara yöneliyorlardı.

İmam Cafer Sadık yaptığı ilmi çalışmalarla ile bu dağınıklığı önemli ölçüde giderdi.

Tekrar birlik sağlandı.

Bu birliğin hangi temel, hangi kriterleri taşımaları gerektiğine dair esaslar getirdi.

Bu düzenleme halen geniş bir kesim içinde önemli ölçüde devam etmektedir.

İmam Cafer Sadık’ın bu dağınıklığı gidermesi ile Ehli Beyt taraftarı arasında ciddi bir birlik ve ortak ruhi şekillenme hali sağlandı.

***

Emevi, Abbasi ve Memlükler döneminde Ehli Beyt taraftarları büyük zulüm gördüler.

Binlercesi çeşitli zulümler sonucu katl edildiler.

Bu zulümlerden kaçan Ehli Beyt soyu ve taraftarları başka bölgelere hicret (göç) ettiler.

Süreç içinde Arapların yaşadığı bölgelerde Ehli Beyt etkisi giderek zayıfladı, Türklerin olduğu bölgelerde ise güçlendi.

Ancak Türk bölgelerine ard arda gelenler onlara kendi geleneklerini aktarırken kendileri de onların geleneklerinden etkilendiler.

İbadetlerini Türkçe yapmaya, cemlerinde (kopuz) saz çalıp nefesler okumaya başladılar.

Bu farklılıklar zamanla Ehli Beyt taraftarı Türkler arasında büyük bir dağınıklığa sebep oldu.

İmam Musa Kazim soyundan olduğuna inanılan Hünkâr Hacı Bektaş Veli, bu dağınıklığa son verip Türkleri kendi etrafında topladı.

Sulucakaracahöyük’te (Hacıbektaş) kurduğu Dergâh ile çok sayıda bilge Mürşidin yetişmesini sağladı.

Türklerin yaşam biçimine hitap eden birtakım yeni düzenlemeler yaptı.

Aklı, kadın hakkını, aile, temiz ahlak, barış, eğitim gibi konulara ağırlık vererek tüm Anadolu’dan Balkanlara, Kırım’dan Bakü’ye, Kerbelâ’dan Mısır’a kadar her yerde açılan Bektaşi Dergâhları ile İslam’ı sevdirdi.

Bundan dolayı Alevi /Bektaşiler arasında kendisine Serçeşme denir.

O çeşme yüzyıllardır bal akıtıyor.

***

Elbette İslamın güzel ahlak üzere olmasına sadece bu kişiler sebep olmuş değildir.

Bunlar öncülerdir. Hz. Ali ve Hz. Hüseyin ise kurtarıcılarıdırlar.

* 12 İmamlar içinde ismi geçen diğer İmamlar,

* İslam’ın büyük düşünürleri (örneğin Beyazid Bestami, Hallac-ı Mansur, İbni Arabi, Şems-i Tebrizi, Şirazi, Cüneyd-i Bağdadi...),

* sadakatle hizmet eden yol ve erbabı (örneğin Veysel Karani, Hz. Ali’nin kölesi Kamber, Yasir Ammar, Selman-ı Pak Farisi...),

* çok değerli bilim adamları (örneğin İbni Sina, Ali Kuşcu... gibi),

* Bektaşi Erkanını yeniden düzenleyenler (örneğin Balım Sultan – Pir’i Sani),

* Ehli Beyt faziletini Türk dili ile dört bir yana aktaran düşün adamları (örneğin Abdal Musa, Kaygusuz Abdal, Sarı Saltuk, Gülbaba, Demir Baba, Barak Baba, Kızıl Deli Sultan... gibi),

* saz ve söz ile bunu dillere ve gönüllere aktaran ozanlar (örneğin Pir Sultan, Şah Hatayi, Kul Himmet, Aşık Veysel .... gibi),

* sevgi ve aşk merkezli felsefi çalışma yapan arifler (örneğin Seyyit Nesimi, Yunus İmre, Mevlâna, Ahi Evran, Fuzuli, Virani, Harabi... gibi) uluların katkılarını eklemeliyiz.

Buna ilaveten köy köy dolaşıp sevgi ve güzel ahlâk anlatan âşıklar, ozanlar, dervişler, Seyyidler (Dedeler) ve bunları bağırlarına basıp konukseverlikle onları karşılayan, her misafirine ‘’Mihman Ali’dir’’ diyen yol taliplerini de saygı ile analım.

İslam’ın güzel ahlâkını yaşatıp aktaranlara, sayelerinde dünyayı halen yaşanılır kılanlara aşk ola…

 






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI